Yıllar önce gazeteciliğe başladığımda mesleğin verdiği heyecan bana inanılmaz duygular yaşatıyordu. Yaşadığım kentin sahipsizliği toplumda kalitesiz yaşamı kabullendirmiş, yaşanan birçok haksızlığa ve olumsuzluğa boyun eğdirmek zorunda bıraktırılmışlığının yarattığı gerçeklik, sorumluluğumu inatlaştırmıştı. Bu anlamda, Yaşamım boyunca dini, ırkı, kimliği ve düşüncesi ne olursa olsun, içinde bulunduğum topluma sorumluluklarımın olduğu bilinci içinde yolsuzluğa, haksızlığa ve sorumsuzluğa karşı tahammülsüz direniş biçimi geliştirmiş kalemim. Gerçekleri yazma ısrarım bazı kesimlerinin gözüne batsa da ‘huyum kurusun’ demekten kendimi alı koyamayacağım. Haklıya kalemimi adamak ve haklı için yazmak benim için inanılmaz bir zevk olduğunu itiraf etmekte fayda olacağını düşünüyorum.





Değerli okurlarım; benim yaptığım haberler herhangi bir kurumu ya da, bireyi yıpratmak amacı taşımıyor. Genelde yazdığım haberlere konu olan sizin gördükleriniz ve göz önünde bulunulan tahammülsüz uygulamalardır gündeme taşıdığım. Çünkü ben yaşadığım alanın yaşanılabilinir bir alan olması için vergi ödüyorum. Ödediğim vergiler köstebek yuvasına dönüşen yolları kapanmayacaksa, ödediğim vergi ile maaşını alan görevli sorumluluğunu yerine getirmeyecekse, benimde sizin ve benim ödediğim vergiler adına tepki göstermem ve bunu kamuoyuna taşımam en doğal hakkımdır.



Yıllar önce bu mesleğe ilk başladığımda yaptığım yolsuzluk, sorumsuzluk haberlerine Erciş’in adını bozduğuma yönelik bir takım aleyhime kara propagandalar yürütülüyor ve beni Ercişlinin gözünde küçük düşürme çabaları gösteriliyordu. Buna karşı yazdığım haberlerle cevap vermem ve Erciş’in adını aslında benim bozmadığımı görevini iyi yapamayan ve görevini kendi kişisel menfaati için kullananların Erciş’in adını bozduğunu ispatlamamın ardından, şimdide bana karşı yeni bir uygulama geliştirilmiş. Güya ben yaptığım haberlerle kurumları yıpratıyor muşum!... Gel de çıldırma şimdi!









Peki, tamam, hadi diyelim sizin dediğiniz olsun. Diyelim ki, ben sizi yıpratmak için haberler yapıyorum. Peki siz neden görevinizi ihmal ederek sorumsuz yaklaşımlarınızla neden bu fırsatı bana veriyorsunuz. Erciş’in köstebek yuvasına dönüşen yollarını ve yaptığınız faturası kabarık maliyeti düşük sondaj kuyularının ürettiği suyu depolayıp dinlendirmeden direk aktarılan bu kumlu suları neden millete içtiriyorsunuz? Madem yazdıklarım ağrınıza gidiyor benimde haberime konu olmayın gidin görevinizi adam gibi yapın. Bu halk kaliteli bir yaşamın kendilerine sunması için size vergi ödüyor. Aldığınız maaşı bile bizim ödediğimiz vergilerle alıyorsunuz. Hiç mi dolaşmıyorsunuz Erciş’i yarın seçim gelecek mahalle, mahalle oy dilenciliği yapacaksınız, siz o mahalleleri dolaşırken ayağınız çamura batarsa, yada siz su isterken size ikram edilen suyun içinden yosun ve kum çıkarsa yüzünüz kızarmayacak mı? Depremin ardından iki yıla yakın bir zaman geçti, ya Allahtan korkun bu insanlar halen çadırlarda namaz kılıyor hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Sorarım size. Yaptığım haberlerle beyefendileri yıpratıyor muşum,hadi canım,sizde…



Doğrudur aslında ifadelerinizde haklısınız Erciş’te kurumları yıpratan bir zihniyet var. Kurumları halkın gözünde aşağılayan küçük düşüren bir zihniyetin olduğu gerçektir. Fakat bu ben ya da benim yaptığım haberler değil, kurumları yıpratan sizin beceriksizliğinizdir. Bu bir gerçektir. Kalkıp ta kimse günah keçisi aramasın, kimin ne olduğu ne yaptığı açıkça ortadır.Ortada bir günahkar arıyorsanız önce Erciş’in sokakları ve yollarına bakın sonra dönüp aynaya bakın, günahkarın kim olduğuna siz daha iyi karar vereceksiniz.Ha bunu beceremiyor iseniz, gidin Ercişliye sorun onlar kimin günahkar olduğunu size muhakkak söyleyecektir.







Değerli okurlar; inanın Erciş’te yaşanan sorunları yazmaya çalışırsam bu sorunlar 10 sayfalık günlük bir gazetenin gündemini dolduracak nitelikte. Erciş’te yaşanan onca hukuksuzluğu, ihmali ve sorumsuzluğu göz ardı ederek belki görevli yetkililer görev sorumluluklarının farkına varır düşüncesi ile habere konu olacak birçok detayı da görmemezlikten geliyorum.



Bu güne kadar yazdığım hiçbir haberde taraf olmadım. Kurumlarla yaptığım her haberin ardından gidip kurumları da dinledim. Yaptığım bazı haberleri hazırlamam haftaları buluyor. Örneğin geçtiğimiz günlerde daha önce AKP’nin yapılanmasında çalıştığını ifade eden ve depremde gelen erzakların seçim yatırımı amacı ile saklandığını belirten bir yurttaş, iddiasını ispatlamadığı durumda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkacağını açıkladı.Ateş olmayan yerden dumanın çıkmadığını hepimiz gayet iyi biliyoruz.Bu anlamda bu yurttaşın iddiaları benim için haber değeri taşıyordu ve bende haberleştirdim. Bu haberi yapmadan önce iddiada adı geçen Erciş Belediye Başkanı’na defalarca ulaşma çabası gösterdim. Baktım artık telefonlarıma cevap vermeyecek, son çare olarak bizzat kendim Erciş Belediyesine gidip özel kalemine yaşanan iddialar üzerine not bıraktım ve bana dönüş yapması ricasında bulundum. Bu notu bıraktıktan sonra tam bir hafta bekledim ve maalesef belediye başkanı bana dönüş yapmadı. Bende görevimi yaptım ve neyle karşılaştıysam ne dinlediysem onu yazdım. Yazım gündeme düştükten sonra belediye başkanı beni arıyor, iddiaların asılsız olduğunu ifade ediyor. Başkanın bu ifadesi üzerine başkana iddiada adı geçen depoları gezmeyi, bunları fotoğraf ve görüntülerle haberleştirip kamuoyuna sunma teklifinde bulundum. Başkan tamam dedi, daha sonra beni aramadı. E artık siz olsanız benim yerimde ne düşünürsünüz bunu da sizin taktirinize sunuyorum.



Bu haberin gündeme düşmesinin ardından bu güne kadar ses getiren hiçbir haberine tanık olmadığım ve kendini gazeteci kategorisinde gören bir yurttaş, beklide hayatı boyunca hiç kullanmadığı “Sayın” ibarelerini belediye başkanı ve adı yaptığı yolsuzluk iddiaları ile hiç gündemden düşmeyen, hatta geçtiğimiz aylarda İçişleri Bakanlığının hakkında açılan yolsuzluk davalarının soruşturma izni vermesi ile yine gündemdeki yerini koruyan AKP'li bir milletvekiline yönelik kullanması, zaten yazılan yazının ne tür bir amaçla yazıldığı açığa çıkıyor.





En çok ilginç olanda, bu güne kadar yaptığım belgeli haberleri görmemezlikten gelerek ve hiçbir araştırma yapmadan “masa başında at, tut” mantığı ile kurgulanmış yazısında yaptığım haberlere çamur atıyor. Merak ediyorum da fasulye kendini ne zamandan beri nimetten saymaya başlamış? Madem gazetecisin, bu memleketin insanısın şu bol maaşlı rahat koltuğuna biraz izin ver de, gel Erciş’in sorunlarını dinle.Depremden sonra halen hiçbir iyileştirmenin yapılmadığı ilçedeki halkı dinle.







Sayın kelimesine karşı değilim, saygıyı ifade eden bir cümledir. Fakat bu cümleyi yalakalık amacıyla kullanıp itibarsızlaştırmanın da bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Bu arkadaşa şu öneride bulunmak istiyorum, övgülerini çantasına toplasın ve Erciş'e gelerek ara sokakları dolaşsın, birkaç Ercişliyi dinlesin, eminim ki, Ercişliler bu insanın övgülerine yönelik gerekli cevabı verecektir. Artık kendi yazını kendin tekzipler misin bu da senin vicdanına kalmış bir şey.Yazımı sonlandırmadan önce bu kişiye şunu söylemek isterim;eğer ki kalemin doğrudan ve halktan yana değilse olduğu yerden kırılsın kıymıkları ise gözlerime batsın. Fakat kalemin doğruları yazıyor ise, bunları sizin bilmenize rağmen kalkıp kalemime haksız yere sadece birilerine  yalakalık olsun diye çamur atıyorsanız, kalemim gözünüze batsın he mi?