Wan’ın (Van) Erdîş (Erciş) ilçesinde Wan Gölü kapalı havzası Zilan Çayı üzerine 2021 yılında kurulu Regülatör (Baraj) ve Hidro Elektrik Santrali (HES) projesi mahkeme kararı ve tepkilere rağmen üçüncü kez Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu raporu aldı. Kürtler için Gelîye Zîlan katliamının da yaşandığı 1930 yılından bu yana toplumsal bir belleği oluşturan vadide bulunan Zilan Çayı üzerinde 2021 yılından bu yana faaliyette olan HES’in doğaya ve çevreye verdiği tahribatlar gözle görülür bir hal aldı. HES, kuraklığa neden olmanın yanı sıra Zilan’daki zengin bitki örtüsü ve endemik bir tür olan İnci Kefali balığını yok olma ile karşı karşıya bırakırken, 2020 yılında Koçbaşı köprüsü civarında bulunan mülk sahibi bir yurttaşın olayı yargıya taşıması üzerine başlayan dava süreci kapsamında yerel mahkeme tarafından iptal kararı verilmesine rağmen, şirket tarafından 2’inci kez ÇED olumlu raporu alındığı ortaya çıktı.

Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Ekoloji Komisyonu üyesi Avukat Hülya Yıldırım konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

‘Faaliyette olan bir işletmeden bahsediyoruz’

Uzun yıllar Ankara da ekoloji alanında çalıştığını belirten Hülya, Zilan Çayı üzerindeki HES ve Regülatör ile ilgili talep üzerine davaya müdahil olduğunu kaydetti. Sadece Wan’da değil Türkiye’nin birçok yerinde ekolojik yıkımlarla ilgili dava süreçlerine ilişkin müdahillikte bulunduğunu söyleyen Hülya, “Bu vesileyle Zilan’daki HES davalarına da müdahilliğimizi yürütüyoruz. Burada yaşayan yurttaşlar Zilan’daki HES için verilen iznin varlığını, bize başvurduklarında öğrenmişlerdi. Yoksa çok daha öncesinden faaliyete geçen bir HES’ten ve Regülatör’den bahsediyoruz. İşletme aşamasında olan bir  faaliyet söz konusu. Bu yüzden başlangıçta bir sürü sorunumuz vardı,  çünkü bu tip davalarda ÇED olumlu kararı net tarihi için otuz gün içinde dava açmamız gerekiyor” dedi.

‘Davaya müdahilliğimiz çok geç başladı: Ancak kazandık’

Yurttaşın başvurusu öncesinden faaliyette olan Zilan’daki HES için geç kalınmasını “O süre net tarihi, öğrenme tarihiyle” aşabildiklerini dile getiren Hülya, “Bize bu dosya geldikten sonra artık işletmeden kaynaklı ihlallerin de olduğu bir süreçti. Sadece önleyici bir noktada değil, ihlalleri gözle görülebilir bir noktadaydık. Barajda balık ölümlerinin yaşandığı, suların çekildiği bir noktadaydı. Bunların hepsi HES’le ilgili can suyunun bırakılmamasıyla ilgili sorunlardı. Bu yüzden bize geldiğinde artık tüm ihlallerin ortaya çıktığı ve ihlallerin sadece ihtimal olmadığının görüldüğü bir noktadaydı” sözlerini kullandı.

‘HES projesine iptal kararı çıktı’

HES’in Zilan’da yarattığı tahribatlara ilişkin çalışmalarını başlattıklarını ve bu kapsamda HES’in iptali için açtıkları davayı iki kez kazandıklarını vurgulayan Hülya, “Davayı ilk  açtığımızda dava ehliyetini kabul etmediler. Oysa dava ehliyetini çok geniş yorumlamaları gerekiyordu. Koç köyü barajına yakın bir yerde arazisi, mülkü bulunan bir kişi adına davayı açmıştık. Mahkeme mülkün bulunduğu yeri uzak kabul ederek ret kararı verdi. Ret kararını değerlendiren Danıştay ise mahkemeye ‘Bu kadar dar yorumlayamazsın bunu incelemek zorundasın’ diyerek dosyayı esastan görüşmeye başladı. Bilirkişi keşifleri yapıldı (Keşifleri diyorum çünkü birden fazla keşif yapıldı), çünkü eksik inceleme ile gelen raporda eksik incelenen noktalar için yeniden rapor alındı. Bu arada HES projesine iptal kararı çıktı “ dedi.

‘İptal kararları bizim için sevindirici’

Hülya, “İptal kararı bizim için sevindiriciydi. Çünkü esas dayandığı nokta projenin bıraktığı can suyunun verilerinin olmayışı, bunların yeterli olup olmayışı, mevcut projenin tanıtım dosyasından tespitleri vs. gibi durumların etkisinin göz ardı edilmesi gibi durumlardı. Bizim de temel dayandığımız şey bu aslında. Kümülatif olarak değerlendirildiğinde bu durumun Van Göl’üne de, Van’ın iklimine de, etkisi ciddi bir boyutta. Bu yüzden de iptal edilmesi gerektiğini savunuyorduk. Bu yüzden iptal kararı verilmesi bizim için sevindiriciydi” ifadelerini kullandı.

Üç yıldır dava sürüncemede

Bilirkişi raporunda “eksikliklerin” gerekçe edilerek yeniden ÇED olumlu raporu alındığını kaydeden Hülya, “Danıştay tarafından tekrar bozuldu. Bu kez de Danıştay böyle bir karar verirken bilirkişi heyetinde ‘neden hidrobiyolog yok’ eleştirisi sundu. Bu eksiklik bizim de talep ettiğimiz bilirkişi alanıydı. Ama buna rağmen mahkemeler bizi gerektiği gibi dikkate almadığı için böyle bir eksiklikle karşılaştık.  İlk davayı 2020 de açmıştık. Çok hızlı bir şekilde bitirilmesi gereken dava da hala yerel mahkeme aşamasına dönüyoruz” dedi.  

Mahkeme kararına rağmen devam eden HES’lerle suç işleniyor

Erciş'te ARSİSA Dil Araştırma merkezi, 21 Şubat Dünya Anadil Günü'nü Kutlayacak Erciş'te ARSİSA Dil Araştırma merkezi, 21 Şubat Dünya Anadil Günü'nü Kutlayacak

Kurdistan ve Türkiye’de mahkeme iptal ve durdurma kararlarına rağmen HES projelerinin faaliyetlerini sürdürmelerine ilişkin hukuki boyuta değinen Hülya, “Mahkemenin durdurma veya iptal kararına rağmen HES’in devam etmesi aslında suç. Bu karar hem tazminat hem de ceza sorumluluğu doğurur. Hem idare için doğurur (kapısına kilit vurmadığı için) hem de şirket için doğurur. Ancak son dönemde bunu çok sık görüyoruz. Sadece Van özelinde değil ya da Kurdistan özelinde değil; aslında Türkiye’nin birçok yerinde aynı suç işlenmekte. Akbelen’de buna dahil. Yürütmeyi durdurma kararlarına, iptal kararlarına rağmen işletmelere devam ediliyor. Bunun en büyük sebebi şu bilirkişi raporlarında tespit edilen eksikliklere dayanarak verilen kararla, bu kararın gerekçesi olarak verilen eksiklikler 2009/7 sayılı genelge dediğimiz genelgeye dayandırılarak sözde gideriliyor. Ve yeni bir ÇED raporu önümüze geliyor” değerlendirmesi yaptı. 

‘Mevzuatlar ters yüz edilmiş durumda’

Sözlerinin devamında Hülya, “Bu ÇED raporu önümüze gelirken halkın herhangi bir katılımının olması veya onayı sürecinden geçmeden hızlı (iki ay gibi ) bir sürede önümüze geliyor. ÇED olumlu kararı veya ‘ÇED gerekli değildir’ kararı alıp işletmenin faaliyetine devam edebilecek izni almış olduğunu görüyoruz. O şirket aynı zamanda idare; o bilirkişi raporu geldiğinde aslında onun aksi bir kararı elde edemeyeceğini anladığı an bu eksikliği gidermeye başlıyor. Gidermeye başladığını iddia ediyor aslında ve onun üzerinden bir ÇED raporuyla kararın verilmesinin hemen akabinde, yeniden bir ‘olumlu kararı’ alıyor. Oysa bu eksiklik tamamlanabilecek şey değil. Mahkeme kararları çok temel sorunlara dayanıyor  ve mahkemenin birçok kararında yer seçimine  değinmiş oluyor. Örneğin HES’in verdiği ekolojik yıkımlara ilişkin orada bir endemik türlerin yok oluşuna sebep olacağı bir faaliyet varsa; bunun endemik türlere ilişkin literatür bilgisini ÇED raporuna ekleyerek tamamlayacağınız bir durum söz konusu değil. O bölgede o faaliyeti yapmamanız gerekir. Ancak tüm mevzuat ters yüz edilmiş durumda” şeklinde konuştu.  

‘Sistem lağvedilmiş durumda’

Ekolojik yıkımların dayanağı “Aslında istisna hal durumu yaratılmış durumda” diyen Hülya, “Sözde kamu yararı gerekçeleriyle mevzuatlarla ve mahkeme kararlarıyla sürekli değiştiriliyor. Aslında doğayı korumak için ortaya çıkmış yönetmeliklerle korumayı önceleyen sistem lağvedilmiş durumda. Bunun üzerinden de bir süreç yürütülüyor, sözde bir süreç yürütülüyor. Bu yüzden sürekli bu kararlar rağmen devam eden faaliyetlerle karşı karşıya kalıyoruz” ifadelerine yer verdi.

Zilan HES için yeni bir ÇED olumlu kararı

Zilan HES ile ilgili yeni bir ÇED olumlu kararı verildiğini daha yeni öğrendiklerini belirten Hülya, “Buna dair bir duyuru ve ilan yok aslında. Şimdiye kadar duymadık. Bu süreçte davayı yeniden açmak için yeniden süreç başlatacağız. Ancak şunu söylemek gerekiyor. Dava açmamış tek başına süreci kazandırmıyor. Aynı zamanda davayı kaybetmemiş tek başına süreci kaybettirmiyor. Asıl mesele bu süreci kazanacak toplumsal örgütlülüğün var oluşu. Bizim davayı açmamız hukuken yaptığımız girişimler sadece mücadelenin bir ayağı ve diğer ayakları olmadığı sürece bu mücadelenin hep eksik kalacağı anlamına gelir. Bu yüzden de Zilan’daki HES içinde Zilan’daki maden ocağı ya da Van ilindeki tüm çevre sorunları ve ekoloji sorunları içinde yaşanan tüm yıkımlar içinde eğer toplumsal mücadele hattı örülmezse; tek başına hukukla kazanım mümkün değil. Bunun için çabalamak belki de davadan öncelemek, çok daha önemli” vurgusu yaptı.