Haber: Ayça Onuralmış

Barış Bildirisi imzacısı olduğu için 2017 yılında Ankara Üniversitesi'nden ihraç edilen Eğitim Sen Ankara 5 No'lu Üniversiteler Şubesi Başkanı Mutlu Arslan, mahkeme tarafından görevine iade edildi. Arslan, “Önümüzde hala çok uzun bir mücadele süreci bizi bekliyor. Bu mücadelenin bir ayağı tüm hocalarımızın akademiye geri dönebilmesi için, diğer ayağı ise geri döndüğümüzde kaybettiğimiz, uzakta kaldığımız haklarımızı elde etmek için olacak” dedi.

‘Dilini ve kimliğini kaybeden nesil yetişiyor’ ‘Dilini ve kimliğini kaybeden nesil yetişiyor’

Barış İçin Akademisyenler bildirisine imza atan akademisyenlerin 6 yılı aşkın süredir sürdürdükleri hukuk mücadelesinin ardından yerel mahkemelerin beraat kararı vermesine ve AYM’nin Barış Bildirisi’nin “ifade özgürlüğü” kapsamında olduğu kararına rağmen, OHAL Komisyonu, akademisyenlerin başvurularına ret kararları verdi. OHAL Komisyonu’nun kapatılmasıyla yargı sürecine ulaşabilen akademisyenlere, bazı mahkemeler göreve iade kararı verirken, bazı mahkemeler ret cevabı veriyor. Mahkemelerin göreve iade kararı verdiği bazı akademisyenler ise üniversitelerin istinafa başvurması nedeniyle göreve başlatılmıyor. 

Ankara Üniversitesi’nde Rektörlük bünyesinde 2010 yılından beri uzman olarak görev yapan Eğitim Sen Ankara 5 No'lu Üniversiteler Şubesi Başkanı Mutlu Arslan, 7 Şubat 2017’de 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edilmişti. Arslan, 12 Haziran 2023 günü mahkeme kararına görevine iade edildi. Hukukun temel ilkelerinden biri olan “doğal hakim” ilkesinin aksine OHAL KHK’ları ile ihraç edilenlerin davaları için özel yetkili idare mahkemeleri belirlendiğini anımsatan Arslan, “Bu mahkemelerin her birisi aynı nedenle ihraç edilen akademisyenler için farklı süreçler işletti ve farklı kararlar verdi. Geçen zaman hiçbir kararla telafi edilemeyecek. Dönersek birlikte döneceğiz, atılırsak birlikte atılacağız. Henüz hiçbir şey bitmedi, mücadeleye devam ediyoruz” ifadelerini kullanıyor.

Arslan, ihraç sürecini, verdikleri hukuk mücadelesini ve üniversiteye dönüşlerini Haber Erciş’e anlattı…

-İhraç ve mahkeme sürecinden kısaca bahsedebilir misiniz? Geçen 6 yıllık sürede nerelere başvurdunuz, neler yaşandı?

İhraçlarımıza uzanan süreç 2016 yılı Ocak ayında yayınlanan Barış İçin Akademisyenler bildirisine imza veren akademisyenler hakkında YÖK’ün soruşturma talimatı vermesiyle başladı. Soruşturma başlatmayan birkaç üniversite dışında pek çok imzacı hakkında hem idari soruşturma hem de ceza davaları açıldı. Darbenin ardından ilan edilen OHAL sürecinde Ankara Üniversitesi imzacı bütün akademisyenleri ihraç etti. Bu ihraçlar OHAL KHK’sı ile yapıldığı için İdare Mahkemesi’ne, Anaysa Mahkemesi’ne ve AİHM’e yaptığımı başvurular geri çevrildi ve OHAL Komisyonu’na havale edildik. Komisyon ise bizimle ilgili kararı görev süresinin sonuna kadar bekletti ve Anayasa Mahkemesi’nin Füsun Üstel davasında verdiği “Barış Bildirisi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir” hükmüne rağmen, görevimize iade edilmedik. 5 yılında ardından nihayet yargı sürecine ulaşabildik.

-Göreve iadeniz için çok uzun zaman mücadele ettiniz. Bu konuda neler söylersiniz?

İhraçların gerçekleştirildiği dönem OHAL hukuksuzluklarının ve baskılarının en yoğun hissedildiği dönemdi. Ne yazık ki bu dönemde ne demokratik kamuoyu ne üniversiteler ne de bizler gerektiği ölçüde kapsamlı ve etkili direniş sergileyebildik. Bu güçsüzlüğümüz iktidar sahiplerine hep daha pervasız adımlar atabilme konusunda cesaret verdi. O süreçte sadece işlerimizden atılmadık. Pasaportlarımız iptal edildi, başka kurumlarda çalışmamız engellendi, burslarımız-hakemliklerimiz- projelerimiz engellendi. Bütün bu hakları yeniden kazanmak için tek tek hukuki süreçler işletildi. Sendikamız Eğitim Sen bu süreçte hem hukuki hem de mali olarak bize çok büyük destek oldu. Bize gösterilen dayanışma sayesinde bu süreci daha kolay atlatmaya çalıştık ama herkes için çok sıkıntılı bir dönemdi. Tüm zorluklara rağmen ihraç hocalarımızla yan yana, dayanışma içinde olmaya devam ettik.

-Barış Akademisyenlerinden bazılarının göreve iade edilmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Onlar hangi gerekçeyle iade edilmiyor ve onlar için bundan sonraki süreç nasıl olacak?

Hukukun temel ilkelerinden biri olan “doğal hakim” ilkesinin aksine OHAL KHK’ları ile ihraç edilenlerin davaları için özel yetkili idare mahkemeleri belirlendi. Bu mahkemelerin her birisi aynı nedenle ihraç edilen akademisyenler için farklı süreçler işletti ve farklı kararlar verdi. Bazı mahkemeler ise Barış Bildirisi’ne imza atmanın tek başına irtibat-iltisak göstergesi olamayacağını belirterek göreve iade doğrultusunda kararlar verdiler. Şu ana kadar idare mahkemelerinde 136 akademisyen hakkında ret, 93 akademisyen hakkında iade kararı verildi. 150’ye yakın akademisyen hakkında ise henüz hiçbir karar verilmedi. Ret kararı verilenlerin istinaf süreçleri devam ediyor. İade edilenler açıcından da henüz her şey kesinleşmiş değil. İade edilenler hakkında üniversiteler de istinafa başvuruyorlar ve istinaf mahkemeleri yürütmeyi durdurma kararları verebiliyor. Şu ana kadar 7 hocamızın kararı istinaf mahkemesinde onaylandı, 7 hocamız hakkında ise yürütmeyi durdurma kararı verildi. Onaylanan hocalarımız hakkında üniversiteler bir kez de Danıştay’a itiraz ediyorlar. Şu ana kadar tamamlanan bir süreç yok, farklı aşamalarda devam eden bir yargı süreci var.

-Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

6 yılı aşkın zaman geçti ve bu süre hiçbir kararla telafi edilemeyecek bir süre aslında. Kaybettiğimiz zamanı biz kimse geri veremeyecek. Önümüzde hala çok uzun bir mücadele süreci bizi bekliyor bu mücadelenin bir ayağı tüm hocalarımızın akademiye geri dönebilmesi için, diğer ayağı ise geri döndüğümüzde kaybettiğimiz, uzakta kaldığımız haklarımızı elde etmek için olacak. Hepimiz bu sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Bu süreçte göreve iade olanlar olarak biraz buruk bir sevinç yaşıyoruz. Şairin dediği gibi, bir yanımız yaprak döküyor. İade edilmeyen arkadaşlarımızın endişesini ve üzüntüsünü yaşıyoruz. Ama hepimiz biliyoruz ki bu sürecin sonunda hepimiz hakkındaki kararlar bir yerde kesişecek ve dönersek birlikte döneceğiz, atılırsak birlikte atılacağız. Henüz hiçbir şey bitmedi, mücadeleye devam ediyoruz.

Bu içerik Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Gazeteciler Cemiyeti’nin “Basın Evi Destek Aracı (BEDA)” programı kapsamında hazırlanmıştır.