İnsan Hakları Derneği (İHD) tarafından düzenlenen "Kürt Meselesinin Çözümü ve Barış Konferansı" başladı. İki gün sürecek konferansa İHD Eş Genel Başkanları Eren Keskin ile Hüseyin Küçükbalaban, gazeteci, yazar, aydın, siyasetçi, sivil toplum örgütleri temsilcileri ve çok sayıda kişi katıldı. Konferansın açılış konuşmasını İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban yaptı. 

'Bu konferans barış hakkında ısrarımızın sözü olarak görülmeli'

"Biz, İnsan Hakları Derneği olarak kurulduğu günden bugüne Barış Hakkını Savunan köklü bir örgütüz" diyen Küçükbalaban'ın konuşması şöyle oldu:

Barışa ekmek kadar, su kadar ihtiyacımızın olduğunu en iyi bilen kurumlardan biriyiz. İHD’nin tarihi, bu ülkedeki barış mücadelesinin tarihi ile kesişir, bu tarihin acısını da barışa olan inancını da yaşayan bir örgüttür İnsan Hakları Derneği. Barışı savunmak bir insan hakkıdır, barışın inşası insan haklarına ve özgürlüklere dayalıdır. Biliyoruz ki insanlar arasındaki her türden eşitsizlik, hakların ve özgürlüklerin tanınmayışı; savaşların ve çatışmaların temel sebebidir. 

Rojava’da halen barışçıl çözüm bulunamamıştır

Dünyada devam eden bölgesel ve yerel savaşlar ile çatışmalar tüm dünya insanlarını derinden etkilemektedir. Yıllardır süren Suriye iç savaşı ve Rojava’da halen barışçıl çözüm bulunamamıştır. Haklara ve özgürlüklere dair ne varsa ağır saldırı altında. Uluslararası ölçekte faşizm yükseliyor. Bölgesel çatışmalar adeta yeni bir dünya savaşının provası görünümünde. Ukrayna, üçüncü dünya savaşının ön kapışması gibi sürüp giderken İsrail’in Gazze’de hiçbir sınır tanımadan sürdürdüğü dehşet yalnızca çocukları ve kadınları değil izleyen herkesin zihnindeki ve yüreğinde yer alan 'yeter' diyebilme refleksini de öldürüyor. 

Kırk yıldır atılmayan adımlar işleri daha da karmaşıklaştırdı

Her şey, herkesin gözleri önünde oluyor değerli dostlar. Kafkasya’dan Balkanlar'a bölgemizdeki bütün ülkeler hem kendi içinde hem de komşularıyla çatışma halinde. Ve burada, bu güzel topraklarda halkların geçmişini ve geleceğini rehin alan savaş, kırkıncı yılında. Kırk yıldır atılmayan adımlar işleri daha da karmaşıklaştırdı, savaşı daha da derinleştirdi. Esasen bir Türk ve Türkiye meselesi olan Kürt meselesi artık bölgesel bir sorun ve çözümsüzlük işleri daha da karmaşık bir hale getiriyor. 

İnsan hakları ve demokrasi sorununun altını çiziyoruz

 Türkiye etnik, dilsel, dinsel ve kültürel özellikleri bakımından çoğulcu bir dokuya sahip. Çoğulculuk, İHD’nin pek çok kez vurguladığı ve yansıttığı, “herkes farklı, herkes eşit” sloganında ifadesini buluyor. Çoğulculuk aynı zamanda demokrasinin de temeli. Demokrasi ile insan hakları arasında koparılamaz bir bağ bulunuyor. O nedenle, İHD olarak bir kez daha ülkenin temel sorununun insan hakları ve demokrasi sorunu olduğunun altını çiziyoruz ve bu temel sorunun en önemli halkası ise Kürt meselesidir. İnsan hakları ve demokrasi sorununun çözülebilmesi için yeni barış sürecine ve çatışma çözümüne her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Silahlı çatışmalar ülke içi ve ülke dışında devam ediyor

Türkiye, Kürt meselesi gibi temel meselelerini diyalog ve müzakereye dayalı çatışma çözüm yöntemleri kullanarak çözememiş bir ülke. Tam da bu nedenle silahlı çatışmalar ülke içi ve ülke dışında devam ediyor ve her gün canımızı yakmaya, yaşamlarımızda her geçen gün daha fazla kayba neden oluyor. Coğrafyayı daha fazla insansız, ormansız, doğasız kılıyor. Kürt sorununun çözümsüzlüğü ve yeniden başlayan silahlı çatışmalar nedeni ile yaşamını yitirenler ile ilgili oldukça ağır bir bilanço ile karşı karşıyayız. Çatışma ve savaş ortamı ile birlikte genel baskı ortamında şiddetin öne çıkması ve beraberinde nefret dilinin zehrini akıtması kaçınılmaz oluyor. Nefret saikı ile artan ırkçı saldırılarda ise yükseliş eğilimi devam ediyor. 

Bu ortam; asgari insani ve ahlaki kuralların işletilmesini rafa kaldırıyor ve insan cenazelerinin torbalarda ailelerine teslim edilmesi hukuksuzluğun yanı sıra vicdanları yaralıyor, toplumsal barışa zarar veriyor. Kürt sorununda çözümsüzlük politikası ve otoriterleşme güçlenerek; Cumartesi Annelerinin/kayıp yakınlarının/insan hakları savunucularının hakikat ve adalet arayışı yasaklarla engellenmeye devam ediyor. Yargının araçsallaştırılması adalete olan güven duygusunu temelden sarsıyor.

Toplumsal barışın sağlanması zorunludur

Kürt sorununda ısrar aynı zamanda savaş ekonomisinin verdiği telafi edilemez ağır kayıplara neden oluyor. Savaş, halklara daha fazla yoksulluk ve daha fazla vergi olarak geri dönüyor. Bütün bu olumsuzluklardan kurtulmamız barış ile mümkün. Kürt sorununun inkarından vazgeçilmesi ve bu sorunun kabul edilmesi toplumsal barışın sağlanması için zorunludur. Kalıcı bir çatışmasızlık için Kürt Meselesinin çözümünde önemli bir aktör olan Abdullah Öcalan’ın ailesi ve avukatları ile görüşmesinin bir an önce önü açılmalıdır. Müzakere ile uzlaşı yolu açılmalı ve bu süreçlere siyasal ve toplumsal kesimlerin katılması sağlanmalıdır. Türkiye’nin siyasi partileri ve toplumsal muhalefeti barışa odaklandığı taktirde yeni bir barış sürecinin önü açılacaktır. Bu ülkenin tüm halklarının, emekçilerinin, yoksullarının, kadınların, gençliğin, çocukların yani hepimizin barışa ihtiyacı var. İHD olarak düzenlediğimiz bu iki günlük konferansı tam da bu ihtiyaca karşılık verebilmesi için düzenliyoruz. 

 Biz, İnsan Hakları Derneği olarak öğrenerek geldik. Mamak, Diyarbakır Hapishane kapılarında, Didar Şensoy’da, Vedat Aydın’da, Metin Can ile Hasan Kaya’da, Akın Birdal’ın göğsündeki kurşunlarda. Öğrendik ve öğrendiklerimizi de çoğaltıp bölüşerek geldik. Halklar için barış diyerek geldik, bölgemiz için barış diyerek geldik, dünya için barış diyerek geldik.  Bugün aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Katliamı'nın 46’ncı yılı, Halepçe Katliamı'nın 36’ıncı yılı. Hepsini saygıyla anarak ısrarla Barış diyoruz. Halklar için barış, Demirci Kawa’nın ateşi daim olsun, Martlarda hep yaşam kazansın. Barış ve Çatışma Çözümlerini konuşurken 17 Şubat 2024 günü hayata veda eden Noreveçli Profesör Johan Galtung’u anmadan geçmek doğru olmaz. Çünkü kendisi 30’dan fazla ülkede yaşanan çatışmalarda 'çatışmaları aşarak dönüştürmek' teziyle çatışmaların sonlandırılmasında etkili olmuş ve barışa katkıda bulunmuş bir düşünürdür. Kürt meselesi konusunda da 2006 yılından beri çözüm önerilerini ortaya koymuş ve halen de bu çözümlerin Kürt meselesi konusunda geçerli olduğunu düşünüyor, kendisini saygıyla anıyoruz. Bu konferans; İHD’nin şimdiye kadar barış hakkının savunulmasına yönelik verdiği katkıyı, mücadeleyi bugün de sürdüreceğinin göstergesidir. Bu buluşma, barış hakkında ısrar etmemizin yeniden sözü olarak görülmelidir. İnsan hakları savunucuları olarak Türkiye’de barışa giden yolun barış hakkı mücadelesi ile olacağını biliyoruz. Bu inançla konferansımıza katılan herkesi yeniden saygıyla selamlıyorum ve barışa katkı sunacağımız iki gün olmasını diliyorum.

'Onurlu ve adil bir barışa ihtiyacımız var'

İHD Diyarbakır Şubesi Başkanı Ercan Yılmaz ise Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden kaynaklı olarak yaşamını yitiren, hapishanelerde tutulan, ülkelerini terk etmeye zorlanan ve dolayısıyla aramızda olamayan her bir arkadaşımızın eksikliğinin bizleri bir o kadar yaraladığını ifade etmek isterim" diye başladı.

Düzenledikleri barış konferansının çok uzun zamandır yapılması planlanan bir çalışma olduğunu belirten Yılmaz, şunları söyledi: "2020 yılında bu çalışmanın hazırlıklarına başlanması akabinde Covid-19 salgın hastalığının dünyada ve Türkiye’de yaygınlaşması sonrasında başlayan kapanma süreci ile 2023 yılında meydana gelen Maraş merkezli depremler, bu buluşmamızın bugüne kadar ertelenmesine neden oldu" dedi.

Yılmaz daha sonra programla ilgili bilgileri paylaşarak, şunları söyledi:

Bu mesele gündelik siyasi hesaplarla çözümsüz bırakılmıştır

Cumartesi Anneleri Ali İhsan Dağlı’nın faillerinin yargılanmasını istedi Cumartesi Anneleri Ali İhsan Dağlı’nın faillerinin yargılanmasını istedi

Türkiye’de Kürt meselesinde demokratik çözüm yollarından tekrardan uzaklaşılmaya başlandığı 2015 yılından bugüne kadar farklı sivil toplum örgütleri tarafından meselenin diyalog ve müzakere yöntemleri ile çözümü konusunda birçok çalışma ve çağrı yapılmasına rağmen, bu can yakıcı mesele ne yazık ki gündelik siyasi hesaplarla çözümsüz bırakılmıştır. Özelikle seçim süreçleri sırasında gerek iktidar gerekse muhalefet partileri, seçimden zafer ile çıkmaları halinde Kürt meselesinin çözümü konusunda adım atacaklarını dolaylı yollarla ifade etmeyi bir ritüel haline getirmişlerdir. En az 100 yıllık bir geçmişi olan ve sadece Türkiye’de 20 milyondan fazla insanın temel haklarını ilgilendiren böylesi önemli bir meselenin, seçimler endeksli tartışılması, meselenin çözümsüz kalmasına, meselenin çözümsüz kalması ise Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının gelişmesi önündeki en büyük engel olduğu gerçeğini vurgulayarak bu konferansımızı gerçekleştiriyoruz. 

 Yaşadığımız coğrafya tarihin birçok döneminde, ağır sonuçları olan savaşlara, çatışmalara sahne olmuş, bu topraklarda yaşayan insanların tecrübe etmediği acı, tanıklık etmediği vahşet kalmamıştır. Özellikle son 40 yıllık çatışmalı süreçte yaşanan ağır insan hakkı ihlalleri nedeniyle Kürtlerin başta Türkiye olmak üzere yaşadıkları ülkelerle olan yurttaşlık bağı kopma noktasına gelmiştir. Yaşanan tüm bu acılara rağmen bugün bu salonda bulunan bizler ve bizim gibi bu topraklarda artık çatışma ve savaş istemeyen milyonlarca insan, yaşadığımız topraklarda artık kendi benliklerimiz ile kabul görmek, kendi kimliklerimizle kendimiz gibi yaşamak istiyoruz. Bu haklı talebimizin gerçekleşmesi için onurlu ve adil bir barışma sürecine ihtiyacımızın olduğu da inkârı mümkün olmayan bir hakikat olarak karşımızda durmakta. Acil çözüm bekleyen bu sorunun kaynağını, barış için sorumluluğumuzun ne olduğunu, bugüne kadar barış talebimizin neden başarıya ulaşamadığını; özgür, sağlıklı ve güvenli bir gelecek inşa etmek için çözümün yol ve yöntemlerini konuşmak ve tartışmak üzere 2 gün boyunca sürecek olan bu konferansımızın hepimiz açısından verimli geçmesini temenni ediyor, tekrardan tüm katılımcılara saygılarımı sunuyorum.

Leyla Zana: Newroz alanında buluşmak dileği ile

Konuşmacı konuklar arasında bulunan Leyla Zana, programının yoğunluğundan dolayı etkinliğe katılamadı.

Zana, konferansa gönderdiği mesajda şunları söyledi:

"Bu önemli buluşmada sizlerle birlikte olmak isterdim ancak ilk davet edildiğim zaman da
belirttiğim gibi Mart ayı özellikle Kürtler açısından planlamaların kolay öngörülebildiği bir ay değil.

Kürtler bir taraftan Newroz’u karşılamanın coşkusunu yaşarken diğer yandan kabuk bağlamamış, derin yaramız Halepçe’nin kavurucu acısını yaşıyor. Bir yandan acılarımız diğer yandan umutlarımız tazeleniyor. Tüm bu gündemlere Kürtlerin ve kadınların iradeleri açısından çok önemli bir seçim yoğunluğu da eklenince ne yazık ki sizlerle buluşamadık. Anlayışla karşılamanızı umuyorum. Başta İHD genel merkezi olmak üzere, yıllardır binbir zorluğu göğüsleyerek insan hakları mücadelesi veren, bunun için ısrarlı bir duruşa sahip olan tüm yaşam hakkı savunucularını, bu konferansın emektarlarını ve katılımcıları sevgi ve saygıyla selamlıyorum. 21 Mart’ta Diyarbakır Newroz alanında buluşmak dileğiyle." (Duvar)