Haber ve görüntü: Hakan Okay

Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve 11 ilde büyük yıkım ve ölümlere sebebiyet veren depremlerin olumsuz etkileri devam ediyor. Yaklaşık 50 bin kişinin hayatın kaybettiği asrın felaketinde yaklaşık 20 bin bina yıkılırken yaklaşık 90 bin binanın da yıkılması gerektiği tespit edildi. Arama kurtarma faaliyetlerinin tamamlanmasının ardından ise enkaz kaldırma çalışmalarına başlandı. Oluşan tonlarca bina enkazlarının oluşturabileceği çevresel etkilere dikkat çeken uzmanlar ise uyarılarda bulunuyor.

Deprem sonrası oluşan enkazların çevresel etkileri ile ilgili değerlendirmede bulunan Anadolu Su Altı Araştırma ve Sporları Derneği (ASAD) üyesi ve aynı zamanda Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Afet Acil Durum Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Edip Avşar, oluşacak hava kirliliğine dikkat çekti. 

“50-110 MİLYON TON ARASI BİR ATIK ORTAYA ÇIKMASI BEKLENMEKTEDİR”

Afganistan: İmparatorluklar mezarlığından kadınların direnişine Afganistan: İmparatorluklar mezarlığından kadınların direnişine

Yaşanılan deprem felaketinin büyük çaplı bir afet olduğuna vurgu yapan Doç. Dr. Edip Avşar, “Normal hayata dönülebilmesi için enkaz kaldırma çalışmaları başlamıştır. Bu durum enkaz ve yıkıntı atıklarının yönetimi gibi önemli bir problemi ortaya çıkarmaktadır. Bölgedeki yaklaşık 20 bin binanın yıkıldığı, yaklaşık 90 bin binanın da yıkılması gerektiğini görüyoruz. Henüz tespit yapılamayan binaların da olduğu göz önüne alındığında bu sayının artması da söz konusudur. Yapılan tahminler bu büyüklükteki enkazın yaklaşık 50-110 milyon ton atık ortaya çıkaracağı yönündedir. Bu miktarı anlamamızı kolaylaştırmak açısından atık miktarının Türkiye’nin 5. Büyük dağı olan Erciyes Dağı kadar bir büyüklüğü olduğu tüm uzmanlar tarafından söylenmektedir. Bir başka kıyasla ülkemizin tümünde 85 milyon nüfusun evlerinden çıkan yıllık atık miktarının 30-35 milyon ton olduğu göz önüne alındığında yıkım kaynaklı enkazın ülkemizde yıllık oluşan atık miktarının birkaç katı olduğu görülmektedir. Bu büyüklükte bir atığın direk bir yerde depolanması ve bununla bir anda baş edilmesi de imkan dahilinde değildir.” dedi.

“HAVA KİRLİLİĞİNE DİKKAT EDİLMELİ, İSTENMEYEN SONUÇLAR ORTAYA ÇIKABİLİR”

Bölgede enkaz kaldırılırken hava kalitesinin korunmasının önemli noktalardan biri olduğunun altını çizen Doç. Dr. Avşar, özellikle eski binalarda öncelikle yalıtım amaçlı kullanılan ve lif yapıda olan asbestin havaya karışması ve solunmasının tehlike yaratabileceğini dikkat çekti.

Genel olarak enkaz yönetiminden bahsedilirken hava kalitesinin korunmasının gibi önemli bir noktanın atlatılmakta olduğunu kaydeden Avşar, “Enkaz kaldırılırken ortaya çıkan toz, hava kalitesini olumsuz etkilemekte ve ayrı bir çevresel problem yaratmaktadır. Bu nedenle yıkım çalışmalarında mümkün mertebe suyla spreyleme yapılarak toz kalkması önlenmelidir. Bunun yanında özellikle eski binalarda öncelikle yalıtım amaçlı kullanılan ve lif yapıda olan asbestin havaya karışması ve solunması tehlikelidir. Asbestin solunması kansere varan çok farklı sağlık zararlarına neden olabilmektedir. Bu binaların kaldırılmasına özel önem verilmeli ve konunun uzmanlarından destek alınmalıdır. Bölgede hava sıcaklığının düşük gitmesi depremzedelerin ısınma ihtiyaçlarını da ortaya çıkarmaktadır. Isınma amaçlı gelişigüzel yakılan malzemeler enkaz kaldırma çalışmalarından kaynaklanan tozla da birleşince hava kalitesi çok daha hızlı bozulmaktadır. Önlem alınmadığı taktirde bu durum bölgedeki insanlarda solum yoluna bağlı rahatsızlıkların artmasına sebep verecektir. Bu nedenle elektrik altyapısının sağlanarak elektrikli ısıtıcıların yaygınlaştırılması, ısınma amaçlı kaliteli ve mevzuata uygun yakıtların bölgeye sağlanması bu problemin azaltılması açısından son derece önemlidir.” şeklinde konuştu.

Bu içerik Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Gazeteciler Cemiyeti’nin “Basın Evi Destek Aracı (BEDA)” programı kapsamında hazırlanmıştır.