Haber: Ayça Onuralmış

25 Mayıs 2021’de başlatılan soruşturma kapsamında dönemin SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey ve önceki dönem SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden ile SES yöneticileri Fikret Çalağan, Belkıs Yurtsever, Rona Temelli, Bedriye Yorgun, Erdal Turan ve Ramazan Taş evlerine yapılan polis baskınıyla gözaltına alındı.

8 gün gözaltında tutulan SES yöneticileri, 1 Haziran’da savcılığa çıkarıldılar. Savcı ifade almadan 8 kişiyi tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etti. Mahkeme, adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmalarına karar verdi ancak savcı itiraz etti. İtirazın ardından Gönül Erden hakkında tutuklama kararı çıkarıldı ve 21 Eylül 2021 günü evinden gözaltına alındı. Gönül Erden, 22 Eylül’de tutuklandı.

8 SES yöneticisine “örgüt yöneticisi olmak”, “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla dava açıldı.

Davanın 5 Temmuz 2022 tarihinde görülen ikinci duruşmasında Selma Atabey’in de tutuklanmasına karar verildi. 

13 Mart’ta görülen beşinci duruşmada Gönül Erden’in, 5 Haziran’da görülen altıncı duruşmada da Selma Atabey’in ev hapsi adli kontrolü ile tahliyelerine karar verildi. 

Selma Atabey, dava sürecini Haber Erciş’e anlattı…

-Davaya ilişkin neler söylersiniz?

Bu dava yaklaşık 2 yıldır sürüyor. Aslında içeriğini anlatmaya kalksam gerçekten çok komik, bir davaya konu olmayacak nitelikte. Maalesef Türkiye’deki hukuk sistemi ortada. Biz Covid sürecinde sendika olarak ortaya büyük bir mücadele koymuştuk. Hem yaşamını yitiren insanların haklarını aramak hem de sendikamıza üye olan veya olmayan sağlık emekçilerinin haklarını aramak için ciddi eylem tarzları geliştirmiştik. Bundan rahatsız olanlar da bizi bu davayla susturmaya çalıştı. 

Gizli tanıklarla dava yürütmeye çalışılıyor ve gizli tanıkların kimler olduğu konusunda bizim zaten bilgimiz yok. Anladığımız kadarıyla Hakim Bey’in de bilgisi yok. Çünkü Hakim Bey ile gizli tanık görüştürüldüğü zaman da SEGBİS üzerinden görüntüsü ve sesi bozularak beyanları alınıyor. Yani yalan, yanlış, iftira düzeyindeki iddiaların hepsine biz bilgi belgelerle bunun böyle olmadığı konusunda net, somut deliller ortaya koymamıza rağmen maalesef hem ben hem de Eş Genel Başkanımız Gönül Erden bir yıllık cezaevi süreci ve arkasından ev hapsiyle mücadeleden uzak tutulmaya çalışılıyoruz.

Bir yıllık tutukluluk süreci yaşadım. Şimdi de ev hapsiyle karşı karşıyayım, yaklaşık 1,5 aydır da ev hapsindeyim. Mahkeme 2 Ekim’de görülecek. 2 Ekim’e kadar da ev hapsi devam edecek. 

-Ev hapsi kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ev hapsi kararıyla toplumsal yaşamdan tamamen izole edilmiş durumdayım. Tabi cezaevi ile şu anki durum karşılaştırılamaz. Hiç olmazsa internet var, bağımsız haberlere ulaşma hakkım var, yemeğimi kendim seçebiliyorum ama özgürlüğüm kısıtlanmış durumda. Bu sadece bizim özel hayatımızı değil, mücadelemizi de etkileyen bir durum. 

Aslan: Kentin geleceği açısından Edremit Sazlıklarının koruma altına alınması gerekiyor Aslan: Kentin geleceği açısından Edremit Sazlıklarının koruma altına alınması gerekiyor

-Davadan nasıl bir sonuç bekliyorsunuz, adil bir karar bekliyor musunuz?

Ülkenin gidişatına, hukuksal sistemine bakılırsa olumlu diyebileceğimiz hiçbir şey olmadığı için davamız konusunda da olumlu bakamıyorum. Savcının iddiaları, haksız hukuksuz biçimde bu kadar mağduriyet yaşamamız nedeniyle bundan sonra bu mağduriyetin giderilebileceğine inanmıyorum. Tabi ki mücadelemiz devam ediyor. Ben en azından buna inanıyorum, kendi mücadelemize inanıyorum. Umarım bazı şeyler değişir.

-Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Benim gibi birçok mağdur insan var. Cezaevi sürecinde de birçok insanın yaşamlarına tanıklık ettim. Haksız hukuksuz ve somut delil olmadan insanlar yıllarca cezaevlerinde tutuluyor. 

Çok ciddi bir ekonomik sıkıntı var, Türkiye de doğal olarak buna kilitlenmiş durumda. Ama asıl insan hakları çerçevesinde çok ciddi tahribat var. Bunun onarılması için yüzümüzü oraya çevirmemiz gerektiğine inanıyorum.

Cezaevlerinde hasta tutsaklar var. Buna tanıklık ettiğim için ifade etmek istiyorum. Şu an ben evimdeyim ama o hasta tutsaklar dört duvar arasında. Sağlığa erişimin önünde de çok ciddi engeller olduğu için tedavi olamıyorlar, ölüme terk edilmiş durumdalar. Bunların ifade edilmesi benim açımdan bizim durumumuzdan çok daha kıymetli. 

Bu içerik Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Gazeteciler Cemiyeti’nin “Basın Evi Destek Aracı (BEDA)” programı kapsamında hazırlanmıştır.