F Tipi cezaevlerine karşı çıkan tutsaklar, 20 Ekim 2000'de başlattıkları açlık grevi eylemini 19 Kasım'da ölüm orucuna çevirdi. Demokratik Sol Parti (DSP), ANAP ve MHP koalisyonu kararıyla, aynı yılın 19 Aralık'ında 20 cezaevine "Hayata Dönüş Operasyonu" adı altında baskın düzenlendi. Tutsaklar baskına karşı direnirken, asker saldırısında 30 tutsak katledildi. Ayrıca yüzlerce tutsak da yaralandı. 

Aradan 23 yıl geçmesine rağmen tutsakların katledilmesine dair tek bir sorumlu ceza almadı. Bayrampaşa Cezaevi'ne dönük saldırıya dair 194 askerin yargılandığı dava sürüyor. En son görülen duruşmada, dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan hakkında "zorla getirme kararı" çıkarılması talebi reddedildi. Mahkeme, avukatların dilekçeyle soru sormalarına karar verdi. 

Operasyon sonrası F Tipi cezaevleri hayata geçirildi. Böylece cezaevlerindeki hak ihlalleri daha da arttı ve tecrit daha da derinleştirildi. 

Devam eden yargılamada tutsakların ailelerinin avukatlığını yapan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Merkez yöneticisi Güçlü Sevimli, o dönem yaşananlar ve dava sürecini değerlendirdi. 

Gözaltında kaybedilen 4 kişinin akıbeti soruldu Gözaltında kaybedilen 4 kişinin akıbeti soruldu

EN KANLI CEZAEVİ OPERASYONU

O dönemin gerçekleştirilen operasyonun “katliam operasyonu" olduğunu belirten Av. Sevimli, "Bu operasyonun yapılma sebebi bir bütün olarak ceza infaz modelinin değiştirilmek istenmesiydi. Amaç F Tipi cezaevi modeline geçmekti. Operasyon yapıldığı sırada iktidarda DSP, MHP, ANAP vardı. İçişleri Bakanı, Sadettin Tantan; Adalet Bakanı, Hikmet Sami Türk; Başbakan ise Bülent Ecevit'di" diye belirtti. 

Operasyonun tek bir merkezden yönetildiğini ifade eden Sevimli, "Operasyonda kimyasal maddeler kullanıldı. Beyaz fosfor maddesi olduğunu düşünüyoruz. Bu operasyon cumhuriyet tarihinin en kanlı ve kapsamlı hapishane operasyonuydu. Operasyon bittikten sonra siyasi tutuklu ve hükümlüler, açılmış olan F Tipi cezaevlerine konulmuş oldular” dedi. 

F Tipi cezaevi modelinin tecride dayalı bir infaz modeli olduğunu kaydeden Sevimli, "Bugün de cezaevlerinin durumuna baktığımızda bunu görüyoruz. Mevcut tecride dayalı infaz modeli bugün sadece siyasi tutuklular için değil, adli tutuklular için de söz konusu" ifadelerini kullandı. 

TEK BİR DAVA SÜRÜYOR

Sevimli, operasyon sonrası tutsaklar hakkında "hapishanede isyan çıkarma, kamu malına zarar verme” gibi iddialarla davalar açıldığını anımsattı. Sevimli, bunun yanı sıra saldırılarda yer alan çok az sayıda asker hakkında dava açıldığına işaret ederek, "Bu soruşturmaların bir kısmına takipsizlik verildi. Açılan davalarda ise beraat kararı verildi. Bugün halihazırda süren sadece bir dava kaldı. O da, Bayrampaşa Cezaevi’ndeki ölümlerle ilgili operasyonu gerçekleştiren askeri birliğe mensup bir kısım rütbeli askerin de aralarında bulunduğu askerlerin yargılandığı dava. Dava kapsamında pek çok önemli belge ortaya çıktı" şeklinde konuştu. 

'TANTAN SANIK SALDALYESİNE OTURMALI'

Bayrampaşa Cezaevi ile ilgili devam eden davada askerlerin ceza alacaklarına dair umut taşımadığını söyleyen Sevimli, davanın zaman aşımına doğru yol aldığına dikkat çekti. Sevimli, "Ama bu yargılamaların şöyle bir yararı oldu; bu yargılama ve davalar sayesinde Hayata Dönüş Katliamıyla ilgili pek çok bilgi ve belge ortaya çıkmış oldu. Bu da çok yararlı oldu ve belki tek yararı da bu oldu. Bu bahsettiğim bilgi ve belgelerin çoğu operasyonla ilgili harekat bilgileri, emir ve talimatlar ve çeşitli jandarma komutanlıklarına ait belgelerdi. Bunların ortaya çıkması maddi gerçeğin de ortaya çıkması açısından kayda değer oldu" diye konuştu. 

Sevimli, şöyle devam etti: "Operasyonun üzerinden 23 yıl geçmesine rağmen halen dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun gibi isimler sanık sandalyesine oturtulmuş değil. Bunlar bu katliam operasyonunda hukuki sorumlulukları olan kişilerdir. Bu kişilerin de sanık sandalyesine oturtulup yargılanmaları gerekiyor. Adına ‘Hayata Dönüş’ denilen bu katliamı kamuoyunda gündemde tutmaya devam edeceğiz. Unutmayacağız ve unutturmayacağız.”

MA / Ömer İbrahimoğlu