CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a, “Ne zaman normalleşeceğiz, ne zaman Kürt meselesini gerçekten bu çatışmadan, silahtan ve uluslararası aktörlerin müdahalesinden çıkarıp kendimiz burada kavga etmeden çözeceğiz birbirimize ‘terörist’ demeden, birbirimizi dinleyerek?” diye sordu.

Dış politikanın iç politikanın devamı olduğunu belirten Tanrıkulu, “Adalet ve Kalkınma Partisinin yöneldiği eksen Türkiye'de demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı veya işte Türkiye'nin en temel meselesi olan Kürt meselesinin sadece güvenlikçi politikalarla çözümü değil, başka bir raya girdiği için de dış politikada da sonuçta Türkiye'nin tercihleri farklı bir yöne doğru yöneldi” dedi.

Erdoğan 18 yıl sonra CHP’de: İki liderin görüşmesi bir saat 25 dakika sürdü Erdoğan 18 yıl sonra CHP’de: İki liderin görüşmesi bir saat 25 dakika sürdü

1999'dan bu yana her yıl hazırlanan Avrupa Birliği ilerleme raporlarına bakıldığında Türkiye’nin o eksenden çıktığını ve Kürt meselesinin bölgesel, uluslararası bir meseleye dönüştüğünü ifade eden Tanrıkulu, şöyle devam etti:

“Bu bir siyasal tercihti. Zaman zaman kesildi, süreçler başladı; Oslo süreci, çözüm süreci ama... Şimdi, son yedi yılda geldiğimiz nokta, sonuçta bu mesele Türkiye'nin kendi meselesi olmaktan çıktı, Türkiye'nin kendi dinamikleriyle çözülme potansiyelinden çıktı başka bir potansiyele dönüştü; bu da Ak Parti'nin başarısı. Yani devraldığı 2002'de iktidara geldiği zaman bakın, Türkiye'de bir tek silahlı örgüt mensubu yoktu, bir tek çatışma yoktu, bir ölüm yoktu.

Büyük beklenti vardı örgütün silah bırakacağı konusunda. Eğer bir siyasi kararlılık göstermiş olsaydı o zaman, bir siyasi kararlık gösterseydi belki bugün silahı ve çatışmayı, terörü değil, başka şeyi konuşacaktık. Böyle bir Türkiye devraldı 2002 yılında. Yakalanmış Öcalan, hapiste, kendisinin çağrısıyla bütün silahlı unsurlar Türkiye'nin kara sınırları dışına çıkmış ve bir barış beklentisi var. O zaman bizden istendi, Diyarbakır Barosundan da istendi, nasıl silah bırakıldığı konusunda bir yasa teklifi de yazdık, gönderdik ama o siyasi kararlılık olmadı, başka bir sürece evrildi.

Şimdi, şöyle bir şey oldu 28 Mayıs'tan sonra...  Ben bu Hükümet tablosunu görünce şuna sevindim açıkçası: Yani başka bir devlet iktidarı var dedim yani bir devlet aklı herhalde bu işe hakim olacak. Neden? Sonuçta eskiden beri bakarız; Milli Savunma Bakanı kim, İçişleri Bakanı kim, Dışişleri Bakanı kim ya da Sağlık Bakanı kim, Milli Eğitim Bakanı kim? Bu Bakanların tümüne baktığımız zaman tümü, sonuçta müktesebatı devlete ait olan insanlar yani siyasetle ilgili bir geçmişleri yok, bir siyasi partinin gençlik örgütünden gelmiyorlar, tüm eğitimlerini devletten almışlar. Dolayısıyla, belki başka bir Devlet aklı bu işe hakim olacak, sonuçta yeni bir dönem başlayacak ama maalesef, içerideki kutuplaşma, ağır dil, öfke dili, başka bir dil ve siyasi tercihler sonuçta 28 Mayıs'ta devreye girmesi gereken başka bir aklı da başka bir yere götürdü, dolayısıyla öyle olmaması lazım yani Türkiye'nin vizyonu bu değil. Yani, şimdi, Kopenhag Kriterleri diyoruz, ‘Ankara kriterleri uygulayacağız.’ diyor. Ankara kriterleri şimdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymamak mı ya da Anayasa Mahkemesi kararına uymamak mı? Bunu hiç kimseye anlatamayız, biz de anlatamayız, bizim de muhataplarımız var. Ya, anlatamıyoruz zaten yani sonuçta böyle bir Türkiye dış politikası vizyonu olamaz...

Beklenen şu: AB raporunu ben de okudum Sayın Bakan, yani bu, rahmetli bir politikacının dediği ‘Elimizi çöpe atarız, elimizin tersiyle iteriz.’ falan değil. Sonuçta elimizin tersiyle de itemeyiz, çöpe de atamayız. Dışişleri bürokratları buna cevap yazarken ya da şey yaparken en kısa yolu seçtiler şimdi. Neden? Tek tek cevap vermiyorlar, o siyasiliği devraldılar: ‘Elimizin tersiyle iteriz.’ Ama burada önemli eleştiriler var Türkiye'nin demokrasisi bakımından. Ne söylüyor Türkiye, siz ne söylüyorsunuz, Hükümet ne söylüyor? Ne zaman normalleşeceğiz, ne zaman Kürt meselesini gerçekten bu çatışmadan, silahtan ve uluslararası aktörlerin müdahalesinden çıkarıp kendimiz burada kavga etmeden çözeceğiz birbirimize ‘terörist’ demeden, birbirimizi dinleyerek? Bunlar, sonuç itibarıyla... Devlet aklı eğer bugün bu Hükümette ise onların karar vermesi lazım çünkü sizin müktesebatınız siyasete ait değil, siyaseti okuyabilirsiniz ama siyasete ait değil.”

Editör: Erhan Akbaş