Akşener: Tarihe 'Erdoğan Krizi' olarak geçecek olan bu devlet krizini, Türkiye daha fazla taşıyamaz

İYİ Parti Kalkınma Kongresi'nin ikinci oturumu, bugün İstanbul’da başladı.

Akşener: Tarihe 'Erdoğan Krizi' olarak geçecek olan bu devlet krizini, Türkiye daha fazla taşıyamaz

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “En temel problemlerimizden biri istikrarsızlık oldu. Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin tetiklediği ve tarihe 'Erdoğan Krizi' olarak geçecek olan bu devlet krizini, Türkiye daha fazla taşıyamaz” dedi.

İYİ Parti Kalkınma Kongresi'nin ikinci oturumu, bugün İstanbul’da başladı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, kongrede “İstikrarlı Türkiye” başlıklı konuşma yaptı. "Bugün ülkemizde maalesef; milletimizin sesini duymazdan gelen, memleketimizin gerçeklerini görmezden gelen, Cumhuriyetimizin kazanımlarını da toptan reddeden, bir garip yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız" diyen Meral Akşener, satır başlarıyla şunları söyledi:

KRİZİN NORMALLEŞTİĞİ İSTİKRARIN MUMLA ARANDIĞI TÜRKİYE’Yİ TÜM GERÇEKLİĞİYLE YAŞIYORUZ

Devlet yönetiminde ciddiyetsizliğin ve liyakatsizliğin hüküm sürdüğü, milletimizin göz göre göre enflasyona ezdirilip, yoksulluğun her geçen gün daha da derinleştiği, krizlerin normalleştiği, istikrarın da artık mumla arandığı bir Türkiye gerçeğini, tüm çıplaklığıyla yaşıyoruz. Oysaki hatırlayın; bu arkadaşlar 2017 yılında, partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ni milletimize anlatırken, ‘İstikrar olacak’ diyorlardı. ‘Ayağımızdaki prangaları söküp atacağız’, öyle söylüyorlardı. Memleketin uçacağını, kaçacağını, Türkiye’nin şaha kalkacağını söylüyorlardı. Peki aradan geçen 5 yılda ne oldu? Miting podyumlarında verilen sözlerin aksine, en temel problemlerimizden biri istikrarsızlık oldu. Ekonomiden kalkınmaya, tarımdan sanayiye, eğitimden istihdama, memleketin hayati öneme sahip konularının hiçbirinde maalesef istikrar sağlanamadı.

TÜM BU İŞ BİLMEZLİĞİN FATURASINI MİLLETİMİZE KESMEKTE İSTİKRARLILAR

Yalnız haklarını yemeyelim. Bu arkadaşların istikrarlı oldukları konular da var. Mesela, liyakatsiz kadroları atamakta son derece istikrarlılar. Mesela sergiledikleri berbat yönetim performansında acayip istikrarlılar. Mesela, gece yarılarında aldıkları yalan yanlış kararlarda müthiş istikrarlılar. Mesela, kurumlarımızı itibarsızlaştırmakta olağanüstü istikrarlılar. Mesela, tüm bu iş bilmezliğin faturasını da milletimize kesmekte inanılmaz istikrarlılar. Eşi dostu, yandaşı ve o 5 müteahhidi ihya ederken, milletimizi yokluğa, yoksulluğa ve umutsuzluğa mahkûm etmekte fevkalade istikrarlılar. Türkiye bu istikrarsızlığı daha fazla taşıyamaz. Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin tetiklediği ve tarihe 'Erdoğan Krizi' olarak geçecek olan bu devlet krizini, Türkiye daha fazla taşıyamaz. 

4 AYDA TÜRK LİRASI DEĞERİNİN YARISINI KAYBETTİ

Berbat politikalar, kötü beklenti yönetimi ve içine hapsedildiğimiz kur-enflasyon sarmalı içerisinde maalesef bugün ülkemiz, dünyada en yüksek enflasyona sahip beş ülkeden biri oldu.  Sadece son 4 ay içerisinde, Türk lirası değerinin yarısını kaybetti. Değersizleşen Türk lirası, dış ticaret açığımızı son 10 yılın en yüksek seviyesine çıkardı. Ticaret haddimiz, tarihimizin en düşük seviyesine indi. Artık aynı miktarda mal ithal etmek için, daha fazla ihracat yapmak zorunda kalıyoruz. Bu ekonomik kriz ortamında; Merkez Bankası o kadar itibarsızlaştırıldı ki politika faiziyle piyasa faizleri arasındaki bağ, tamamen koptu. Hatta, Hazine ve Maliye Bakanı, yurtdışındaki yatırımcılarla yapacağı toplantılara, Merkez Bankası yetkililerini dahil bile etmedi. Planlama ve risk analizi kavramlarına düşman bu yönetim anlayışı nedeniyle; sanayicilerimiz günlerce, elektriksiz ve doğalgazsız kaldı. Uygulanan akıl dışı politikalarla; özel sektör, istihdam sağlayamaz oldu.

ASGARİ ÜCRET BİRİNCİ AYIN SONUNDA AÇLIK SINIRININ ALTINDA KALDI

Kayıt dışı istihdam artarken, arkadaşların yaptıkları zamla böbürlendiği asgari ücret, daha birinci ayın sonunda açlık sınırının altında kaldı. Bugün maalesef karşımızda, asgari ücrette eşitlenen bir Türkiye var. Bugün maalesef karşımızda, istikrarsız ve geleceği belirsiz bir Türkiye var. Bugün maalesef karşımızda; yoksulluğa ve eşitsizliğe hapsedilen bir Türkiye var. Bugün maalesef karşımızda; Isparta’da kara kışta, 4 gün boyunca adeta donmaya terkedilen insanlarımız, ikinci bir kira haline gelen elektrik ve doğal gaz faturalarıyla adeta haraca bağlanan, iflasın eşiğindeki esnaflarımız, yağmurda çamurda, ekmek kuyruklarına mahkûm edilen bir büyük millet var.

GELEN SICAK PARA VERİMLİ YATIRIMLAR YERİNE İNŞAATA AKTARILDI

İçerisinde bulunduğumuz bu ekonomik enkazın tek sebebi, yalnızca son dönemde izlenen politikalar da değil. Bakın, 2003-2020 arasındaki dönemde, yani AK Parti’nin devr-i iktidarında; küresel likidite bolluğuna ve düşük faiz ortamına rağmen Türkiye maalesef dikkate değer bir büyüme hikâyesi yazamadı. Mesela 1981-2002 arasında ülkemiz diğer gelişmekte olan ülkelere göre yılda ortalama yüzde 2,1 daha fazla büyürken, bu fark 2003-2020 arasında yüzde 1’in altına indi. Yani 1981-2002 arasındaki dönemde, yani Sayın Erdoğan ve ekibinin ateşi, tekerleği ve suyun kaldırma kuvvetini henüz icat etmedikleri karanlık dönemde…. Türkiye’nin, gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırmalı büyüme performansı, AK Parti dönemine göre daha yüksekti. Yani o karanlık dönemin müsebbipleri çok daha iyi yönettiler ekonomimizi. Ak Parti iktidarındaki ekonomik büyüme, tasarruf açığı kapatılamadığı için, sermaye girişlerine bağımlı bir hâl aldı. Gelen sıcak paranın, daha verimli yatırımlar yerine inşaat sektörüne gitmesine seyirci kalındı. Kamu bankalarının bizzat kendileri, finansal istikrar için bir tehdit hâline geldi. Kaynakların, etkin kullanılmaması sonucunda, kredi genişlemesi ile, ekonomik büyüme arasındaki ilişki zayıfladı.

HEM BORÇLANDIK HEM BÜYÜYEMEDİK

Yani hem borçlandık hem de büyüyemedik. Yolsuzluk algısı endeksinden de görüleceği üzere, ülkemizin yatırım iklimi kötüleşti. Çoğu şaibeli olan müşteri garantili özelleştirmeler haricinde, doğrudan yabancı yatırımlar, çok düşük seviyelerde gerçekleşti. Tüm bu olumsuz tablonun temelleri, AK Parti iktidarının daha ilk yıllarından itibaren atıldı. Ve bugün ülkemizde, 2001 krizinden daha vahim bir tablo oluştu. Yani, Sayın Erdoğan, her zaman olduğu gibi, bir kez daha, zamanında en çok kınadığı şeyin, ta kendisi oldu.

İSTİKRARLI TÜRKİYE

Ülkemizin üzerindeki tüm karabulutlara rağmen; Türkiye, kaynakları olan, büyük bir ülke. Türkiye, potansiyeli olan, zengin bir ülke. Bizim için Türkiye’nin çözülemeyecek hiçbir sorunu yok. Vizyonumuzla, projelerimizle ve kadrolarımızla biz buradayız. Ve kimse merak etmesin, biz hazırız. Ülkemizde makroekonomik istikrarı sağlayıp, tüm bu anlattığım problemleri, biz çözeriz! İşte tam da o nedenle, bugün bu gerçeği, tüm Türkiye’ye, bir kez daha, açıkça göstermek için buradayız. Biliyorsunuz, İYİ Kalkınma Kongrelerimizin ilkinde; ‘Eşitlenen Türkiye’ vizyonumuzu konuşmuştuk. Yoksulluk, kapsayıcılık ve istihdam alanlarındaki çözümlerimizi, sizlerle paylaşmıştık. Kongre’nin bugünkü etabında ise 'İstikrarlı Türkiye' vizyonumuzu ve bu vizyon çerçevesindeki çalışmalarımızı paylaşacağız.”(ANKA)

Güncelleme Tarihi: 11 Şubat 2022, 14:06
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER