‘AKP'nin ülkeyi OHAL’siz yönetme imkanı yok’

Bir kez daha uzatılan OHAL uygulamalarının milyonlarca insanı etkilediğini belirten ceza hukukçusu Günal Kurşun, “İktidarın normal koşullarla ülkeyi yönetebilme imkânı yok” dedi.

‘AKP'nin ülkeyi OHAL’siz yönetme imkanı yok’

AKP iktidarının 15 Temmuz askeri kalkışmayı gerekçe yaparak 20 Temmuz 2016’da ilan ettiği Olağanüstü Hal’i (OHAL) bir yıl daha uzatması, kamuoyunda tepkiyle karşılandı. Bu süreçte Kürt sorununda çatışmalı dönemin başlatılması ve ardı ardına Suruç, Diyarbakır, Ankara Gar, Antep katliamları hafızalardaki yerini koruyor. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, o dönem için “Allah’ın lütfu” olarak yorumlaması ve sonrasındaki gelişmelerin de işaretini verdi.  

7 KEZ UZATILDI

İktidarın “En fazla 1 buçuk ay sürecek” diyerek getirdiği OHAL, toplamda 7 kez uzatıldı ve iki yılda ülkenin siyasal, toplumsal, ekonomik yapılanmasını büyük ölçüde değiştiren 36 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarıldı. Resmi rakamlara göre KHK’lerle 130 binden fazla kişi kamudan ihraç edildi. Cemaat yapılanmasıyla mücadele adı altında yapılan bu ihraçlarda ilk hedef muhalifler oldu. “Bu suça ortak olmayacağız” bildirgesine imza atan akademisyenler, üniversitelerden ihraç edildi. Bunun yanı sıra bin 767 dernek, vakıf, sendika ve federasyon kapatıldı, onlarca eğitim ve sağlık kurumunun yanı sıra basın kuruluşlarının da kapısına kilit vuruldu. Şimdiye kadar 181 bin 500 kişinin pasaportuna el konuldu.

İŞKENCE, KAYYIM, GÖZALTI

OHAL’in ilk döneminde 30 güne çıkarılan gözaltı süresi Kürt siyasetçiler ve muhaliflere yönelik baskıları da arttırdı. Bu dönemde 50 binden fazla kişi tutuklanırken bunlar arasında HDP’li milletvekilleri, belediye eşbaşkanları ve yüzlerce partili hala cezaevlerinde. Eşbaşkanları tutuklanan 94 belediyeye kayyım atandı. 

İnsan Hakları Derneği (İHD) tarafından hazırlanan rapora göre, 427’si gözaltında kaba dayak ve diğer yöntemlerle bin 855 kişi ise gözaltı yerleri dışında ve güvenlik güçlerince müdahale edilen toplantı ve gösterilerde olmak üzere toplam 2 bin 682 kişi işkence ve kaba muameleyle karşılaştı. 

AKP Genel Başkanı Erdoğan, “Allah’ın lütfu” olarak ifade ettiği askeri kalkışmanın ardından OHAL’i nasıl kullandığını 12 Temmuz 2017’deki yaptığı “Tam aksine, şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL'den istifadeyle anında müdahale ediyoruz. Diyoruz ki; 'Hayır, burada greve müsaade etmiyoruz. Çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız.' Bunun için kullanıyoruz biz OHAL'i” sözleriyle anlattı. OHAL sürecinde “erteleme” yoluyla 7 işçi ve emekçi grevine yasak getirildi. 

96 BİN KHK’LİYE RET

KHK'lerden yer alan düzenlemeler anayasaya uygunluk açısından da çokça tartışıldı. CHP'nin başvurusunu 2016 yılında değerlendiren AYM, KHK'leri inceleme yetkisi olmadığını açıkladı. KHK'lerin yargı denetimi dışında kalmasına hem ülke içinden hem de Avrupa'dan gelen tepkiler üzerine hükümet, 23 Ocak 2017 tarihinde KHK ile OHAL Komisyonu kurdu. OHAL İnceleme Komisyonu’nun 31 Aralık 2020 verilerine göre ise KHK’lerle 125 bin 678’i kamu görevinden alınmak üzere 131 bin 922 tedbir işleminin gerçekleştirildiği bilgileri yer aldı. Kurulduğu 2017 yılından 31 Aralık 2020 tarihine kadar 126 bin 630 başvuru yapıldığı, başvurulardan 13 bin 170’ine kabul 99 bin 140 bin ret olmak üzere hala 14 bin 320 başvurunun inceleme aşamasında olduğu bilgileri yer aldı. 

REJİM DEĞİŞTİ

OHAL süreci, “Türk tipi başkanlık” sisteminin kurulmasında da zemin olarak kullanıldı. OHAL döneminde 2017 referandumu ve 24 Haziran 2018 seçimleri yapıldı. Referandumun sonucunda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş kabul edildi. 24 Haziran 2018 seçimlerinde AKP ve MHP'den oluşan Cumhur İttifakı, Meclis’te çoğunluğu elde etti. 

VALİLERE SÜPER YETKİ

Yeni rejimin ilk Cumhurbaşkanı Erdoğan, OHAL'i 19 Temmuz 2018'de kaldırdı. Ancak 25 Temmuz 2018 tarihinde Meclis’ten geçirdiği 7145 sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile OHAL bazı hükümleri ile 2021 yılına kadar uzatıldı, bazı hükümler ise kalıcı hale geldi. Valiler geniş yetkilerle donatıldı. Valiler “kamu düzenini veya güvenliğini bozacağını düşündüğü” kişiler hakkında 15 günü geçmemek üzere ildeki belirli yerlere giriş ve çıkışı sınırlandırabilme ve kentte etkinlikleri yasaklama yetkileri getirildi.

KAYYIM POLİTİKASI 

Gözaltı süresinin 12 gün olması, kamudan ihraç etme yetkisinin de sürdürüldüğü kanun teklifiyle birlikte 31 Mart-23 Haziran 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilen yerel yönetim seçimleri ardından kayyım politikası bir kez daha devreye konuldu. HDP’nin 2021 Şubat ayında hazırladığı rapora göre HDP’li 48 belediyeye kayyım atandı. Bunlar arasında 3’ü büyükşehir, 5 il, 33 ilçe belediyesi yer aldı. 72 belediye Eşbaşkanı gözaltına alınırken, 37’si tutuklandı. 

BİR YIL DAHA UZATILDI

AKP’nin kanun teklifiyle 3 yıla kadar daha uzatılan OHAL uygulamaları sona ermesi beklenen 2021 yılında bir kez daha getirilen kanun teklifiyle uzatıldı. AKP tarafından getirilen torba kanun 18 Temmuz’da Meclis Genel Kurulu’nda geçirilerek, yasalaştı. Düzenlemeyle birlikte ek gözaltı ve kamu görevlilerinin görevden uzaklaştırılması, ihracı gibi uygulamaların süresi 31 Temmuz 2021'den itibaren 1 yıl daha uzatıldı. AKP tarafından yapılan bu uzatma erken seçim olacağı yönünde tartışmaları da beraberinde getirdi. 

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen ceza hukukçusu ve insan hakları savunucusu Doç. Dr. Günal Kurşun OHAL’e ilişkin Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirmelerde bulundu.

MİLYONLARCA İNSAN ETKİLENDİ

OHAL’ın ilanının üzerinden 5 yıl geçtiğini hatırlatan Kurşun, binlerce kamu emekçisinin ihraç edildiğini, çok sayıda dernek, şirketin kapatıldığı, kişilerin malına mülküne el konulan, halkın oyuyla seçilenlerin yetkilerinin gasp edildiği, kayyımların atandığı bir süreç geçirildiğini ifade etti. Bunun yanı sıra binlerce kişinin özgürlüğünden mahkûm bırakıldığını dile getiren Kurşun, “Dolayısıyla bütün tabloya bakıldığında milyonlarca insanın kötü anlamda etkilendiğini görüyoruz” dedi.

OHAL koşullarının artık Türkiye’de kalıcı hale geldiğini vurgulayan Kurşun, bunun değişmesi planlanan 7145 sayılı yasayla “hukukileştirildiğini” ifade etti. 12 Eylül 1982 darbesini hatırlatan Kurşun, “Gerçekleşmiş darbeden iki ya da üç yıl sonra görece de olsa demokrasiye geçilme koşulları oluşturulabiliyordu bu ülkede. Ama gerçekleşmeyen, teşebbüs aşamasında kalmış bir darbeden 6 yıl sonra hala OHAL koşullarıyla yönetilmek gerçekten çok olağandışı, çok garip. Çünkü siyasi iktidar açısından normal koşullarla ülkeyi yönetebilmeye imkânı yok. AKP, OHAL’e mecbur. Dolayısıyla da bu koşulları olabildiğince daha da genişletmek ve zamana yaymak istiyor. Bu sebeple de söz konusu yasayı torba yasa çerçevesinde bir günde hiç görüşülmeden, doğru düzgün kamuoyunun da bilgisine sunulmadan hemen Meclis’ten geçirdiler” ifadelerini kullandı.

AİHM'E AYKIRI

OHAL’in “kanuni” olduğu dönemde gözaltı süresinin 30 gün olduğunu anımsatan Kurşun, “AİHM’e göre gözaltı süresi maksimum 4 gün olabilir. 4 günü aşan her türlü gözaltı, gerekçesi ne olursa olsun ve başkaca herhangi hiçbir şeyi ispatlamak mecburiyetinde kalmaksızın insan hakları ihlali kabul edilir. AİHM, kararlarında buna bir tek 8 saatlik bir yerden bir yere götürülmek için zorunlu olan yol süresini ilave edebiliyor. Ama OHAL döneminde 30 günlük gözaltı süresi ile karşılaştık ve bu sürenin ortak noktası ne hikmetse polisin, ilgili şahsın ifadesini 28’inci ya da 29’uncu gün almasıydı. Peki, ilk 29 gün ne oldu diye baktığınızda dosyada hiçbir şey göremiyorsunuz. Tutuklama söz konusu olduğu zaman Türkiye’deki yargıyı, tutukluluğu peşin bir cezalandırma mekanizması haline dönüştürmekle eleştirirdik. Burada onun ötesine geçilmiş bir durum var. Tutuklamayı değil gözaltı süresini artık peşin bir cezalandırma mekanizması olarak kullanan bir yapıyla karşı karşıyayız. Çünkü kişiyi 29 gün özgürlüğünden mahrum bırakıp gözaltı koşullarında yaşamaya zorlayıp ondan sonra ifadesini almanın başka bir açıklamasını göremiyorum” diye konuştu.

UYGULAMA AYNI

Günümüzde OHAL döneminde yapılan yasa değişiklikleriyle Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki (CMK) gözaltı süresinin 12 güne kadar uzatılabildiğine dikkati çeken Kurşun, “Ancak uygulamanın yine değişmediğini görüyoruz. Özellikle ‘örgüt’ suçları, Terörle Mücadele Kanunu (TMK) çerçevesinde işlenen suçlar ya da Anayasa’ya karşı işlenen suçlar söz konusu olduğunda uzun gözaltı süreleri ile karşı karşıya kalıyoruz ama yine 10 ya da 11’inci gün ifadesini almak ve 11 günde dosyaya hiçbir yeni verinin girmemesi biçiminde durumlar oldukça yaygın ve sistematik bir görünüm almış durumda. Bu da OHAL dönemindeki bakış açısının günümüzde de devam ettiğinin en önemli göstergesi” diye belirtti.

TMK KALDIRILMALI 

TMK’ye hiç gerek olmadığını düşünenlerden olduğunu dile getiren Kurşun, tümüyle kaldırılması gerektiğini söyledi. Kurşun, “Çünkü yargı geleneğimiz hep ikame ceza maddeleri üzerine kuruludur. Eski Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) meşhur 141, 142 ve 163’üncü maddeler vardı. 141,142 solcu propagandayı, 163 de sağcı propagandayı ya da İslamcı propagandayı cezalandıran maddelerdi. Bunların kaldırıldı. Ama hemen yerini TMK’nin 8’inci maddesi aldı, 8’inci madde kaldırıldı eski TCK’nin 312’nci maddesi aldı. Eski kanun yürürlükten kaldırıldı, yeni bir TCK yapıldı ve 312’nci madde yeni kanunda 216’ncı madde olarak hemen hemen aynı kelimelerle karşımıza çıktı. Bu yetmedi Hrant Dink, Orhan Pamuk gibi aydınların yargılandığı 301 ‘Türklüğe hakaret’ maddesi işletildi. Orhan Pamuk ve Hrant Dink’in 301’inci maddeden ceza alması ve bu cezaların kamuoyunca büyük tepkiyle karşılaşması sonrasında yine TMK’ye geri dönüldü ve propaganda suçlarında 7/2 ön plana çıkarıldı. Bunu yürürlükten kaldırsak hemen yerini alacak bir takım başka ceza maddeleri yürürlüğe girecek. Öyle ki hala 216, 301, 305 hatta ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ gibi çeşit çeşit maddeler var” dedi. 

TEHDİT ALGISI

TMK’nin tüm maddelerinin TCK’de karşılığı olduğunu sözlerine ekleyen Kurşun, bakış açısı değişikliğine ihtiyaç olduğunu söyledi. Türkiye’nin tehdit algısını değiştirmesi gerektiğini ifade eden Kurşun, şöyle devam etti: “Devletin, hastalıklı düzeyde bir tehdit algılaması var. Kendi vatandaşlarından düşman olarak söz eden ya da öyle gören bir yapı var. Dolayısıyla ilk önce kendi vatandaşlarını düşmanlıktan çıkarması gerekiyor. Türkiye’de 25- 30 bin Ermeni Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yaşıyor, neden bir tane Ermeni devlet memur yok. Sene 2021 neden bir tane Alevi vali ya da devlet yöneticisi yok. Bunlar bizim tehdit algımızın ne kadar patolojik düzeyde işlediğini gösteriyor. Söze geldiği zaman 83 milyon nüfusumuz var ve yüzde 99,9’u Müslüman diye söz ediyoruz ama 83 milyon 20 bin Ermeni’yi ciddi bir tehdit olarak algılayabiliyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin nüfusunun yaklaşık 3’te 1’i Alevi, başka bir 3’te 1’i Kürt, bunları niye düşman olarak görme biçiminde bir yapı var. Bu ülke, gerçekten hepimizinse herkesin birinci sınıf Türkiye vatandaşları olacağı bir yapı, düzen kurmak zorundayız. Bunu devlet hizmetin girişten tutun özel sektöre kadar her alanda hayatlarımızda hissetmeden nüfusumuzu oluşturan çok önemli kesim kendisini tam manasıyla birinci sınıf Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak hissetmeyecek.”

'OHAL'E MUHTAÇ İKTİDAR'

İktidarın OHAL’in arkasında sığınmaktan başka çaresinin olmadığını dile getiren Kurşun, olağan hukuk kuralları işletilirse bir hesap verebilirliğin gündeme geleceğine işaret etti. Hesap verebilmenin iktidarın işine gelmediğini belirten Kurşun, sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğer gerçekten eylem ve işlemlerinin hukuki olduğunu düşünüyorlarsa hesap vermekten de asla kaçınmamaları gerekir. Ama böyle olmadığını görüyoruz.  7145 sayılı yasayla idareye, koşulsuz, sorgusuz, sualsiz işten atma yetkisi tanınmış durumdaydı. Şimdi Meclis’ten geçen torba yasadaki bir hükümle bunun 3 yıl daha uzatılması önerildi. Gelen tepkiler üzerine 1 yıla düşürüldü. Bu bana, ‘3 yıldan 1 yıla indirdiklerine göre önümüzdeki yıl bir erken seçim mi var’ sorusunu düşündürttü. Ama bunun 3 yıl da 1 yıl da uzatılması da haksızlık.” 

İktidarın OHAL yasalarında ısrar etmesini “Çünkü başka çaresi yok” diyerek, açıklayan Kurşun, sözlerini şöyle tamamladı: “Başka türlü Türkiye’yi yönetebilme imkanları yok. Dolayısıyla bu iktidar kaldığı sürece hiçbir zaman Türkiye’de OHAL kaldırılmayacak. Kaldı ki bu iktidar, OHAL’i Türkiye’den kaldırmakla övünen bir iktidardı ama OHAL’e en muhtaç Türkiye Cumhuriyeti iktidarı konumuna geldi. Diliyorum ki Türkiye kısa zamanda hukuka aykırılıklardan kurtulsun ve gerçek bir hukuk devleti olsun.” 

MA / Berivan Altan - Zemo Ağgöz

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER