Haber: Hakan KAYA- Kamera: Gencer KETEN

(İSTANBUL)- Alevi örgütleri, Suriye’deki Alevi toplumunun sorunları ve güncel taleplerine ilişkin medya buluşması düzenledi. Hem Türkiye'de hem de Suriye'de yaşayan Alevilerin yaşadığı sorunların medyada yeterince yer bulmadığını belirten Alevi örgütleri, "Bizim hangi inanca, hangi etnik kimliğe sahip olduğumuza bakmaksızın bu ülkedeki medyadan tutun, bu ülkeyi yönetenlerin, bu ülkedeki her kesimin bizim varlığımızı görmezden gelmesi, yok saymasının bu ülkenin bir eksiği olduğunu herkesin bilmesi lazım. Biz bu ülkenin zenginliğiyiz" açıklamasını yaptı. 

Alevi Bektaşi Federasyonu, Türkiye Alevi Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Suriye’deki Alevi toplumunun sorunları ve güncel taleplerine ilişkin medya buluşması gerçekleştirdi.

"Suriye'de yaşanan soykırım Türk medyasında yeterli derecede gündeme alınmıyor"

Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Arslan, Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesinde Alevi kurumlarının ve temsilcilerinin vermiş olduğu mücadelenin basında yeterince yer almamasının kaygı verici olduğuna dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

"24 Aralık’tan bu yana Esad iktidarı bitince Şam, HTŞ denilen cihatçı bir gruba teslim edildi. Aleviler Suriye'de soykırıma maruz bırakıldı. Alevi kadınlar kaçırılıyor, satılıyor, tecavüze uğruyor. Bütün bu soykırım sürecinde hem Türkiye’de, hem Avrupa’daki Alevi örgütleri bu yaşanan soykırımı dünya kamuoyuna yaymaya çalıştık. Suriye’de yaşanan katliama dair onlarca defa görüşmeler, açıklamalar yaptık. Ama maalesef Suriye’de yaşanan soykırıma dair Türkiye’de medyanın Alevilerin yaşamış olduğu soykırımı yeteri derecede gündeme almaması, bunun medyada yer almaması bizi endişelendirdi.”

"Katliamlara ve zulme karşı bir sessizlik ve seyretme politikası var"

HTŞ’nin Suriye’de sadece  Alevilere değil, Dürzilere, Hristiyanlara, Kürtlere ve seküler yaşamdan yana olan Sünnilere dahi bir düşmanlık güttüğünü ifade eden Arslan, “HTŞ’yi biz sadece Şam rejimi döneminde tanımıyoruz. HTŞ’yi biz, IŞiD’den tutun El Kaide’ye kadar ki süreci biliyoruz. Bu katliamcı güruhun bugün, dün katil dediklerine, kravat takarak bir ülkenin yönetimini teslim ederek, başta Türkiye olmak üzere birçok Avrupa ülkesi karşıladı ve hem lojistik, hem ekonomik anlamda destek verdi. Ama Suriye topraklarında yaşayan başta Aleviler ve diğer halkların inançlarına yönelik katliamlara, zulme bir sessizlik ve seyretme politikası var” dedi.

"Dışişleri ve İçişleri Bakanlıklarına görüşme talebimiz olmasına rağmen cevap gelmedi"

Ocak 2025 tarihinde TBMM’de siyasi partilerinin grup başkan vekillerini hatırlatan Arslan, “Suriye’de HTŞ denilen rejimin, Alevi’ler başta olmak üzere Suriye’de yaşayan halkların ve inançların karşı karşıya kaldığı tehlikeyi ve endişemizi anlattık. Orada Alevilerin, Dürzilerin, Kürtlerin, Hristiyanların bir can güvenliği olmayacağını anlattık. Türkiye’de Dışişleri ve İçişleri Bakanlıklarına defalarca Alevi kurumları olarak görüşme talebimiz olmasına rağmen bizimle herhangi bir görüşme sağlanılmadı. İnsani yardım koridorunun derhal açılması lazım. Bir gözlem heyetinin Suriye’de yaşanan vahşetin birinci dereceden incelenip aktarılması gerektiğini söyledik, buna dair ne olumlu ne de olumsuz bir cevap dahi gelmedi" dedi.

"Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bir asimilasyon kurumu"

Finansal Yönetimin Dijital Omurgası: Kurumsal Kaynak Planlama Sistemlerinde Mali Veri Bütünlüğü
Finansal Yönetimin Dijital Omurgası: Kurumsal Kaynak Planlama Sistemlerinde Mali Veri Bütünlüğü
İçeriği Görüntüle

Arslan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir asimilasyon kurumu olduğunu belirterek, "22 Ocak’ta Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın mekansal yapılarla ilgili yapmış olduğu değişiklikte ibadethaneler tarif edilirken cemevi yok ama kültür tesisleri tarifi içinde cemevi var. Aleviler adına devletin kurduğu bir başkanlığın, Alevilerin ibadethanesi olan cemevini ibadethane olarak kabul görmeyip, kültür tesisi alanı içinde tarif etmesinin, inkarın, yok saymanın tekrar bir kanıtı" diye konuştu.

"Biz bu ülkenin zenginliğiyiz"

Arslan sözlerini şöyle tamamladı:

"Bizim hangi inanca, hangi etnik kimliğe sahip olduğumuza bakmaksızın bu ülkedeki medyadan tutun, bu ülkeyi yönetenlerin, bu ülkedeki her kesimin bizim varlığımızı görmemezlikten gelmesi, yok sayması bu ülkenin bir eksiği olduğunu herkesin bilmesi lazım. Biz bu ülkenin zenginliğiyiz. Diğer halkların, diğer inançların bu ülkenin zenginliği olduğunu herkesin bilmesi lazım."

"Devlet cemevlerinin resmi statüsünü bir an önce sağlamalı"

Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç ise Alevi toplumunun sorunlarının görmezden gelinmesinin kendilerini son derece rahatsız ettiğini ifade ederek bugün cemevlerinin ibadethane olmasının topluluk üzerinde kabul gördüğünü, devletin bunun resmi statüsünün bir an önce sağlaması gerektiğini vurguladı.

"Cumhuriyet Sunni’liğinden çıkıp güneyimizde yaşayan ülkelerin Sunni’liğini kabul eder hale geldik"

Türkiye’nin güney komşusunun artık IŞİD olduğunu ifade eden Koç, Türkiye’nin sadece Alevilere yönelik değil, Türkiye’de bir Sunnilik var ve Sunnilik süratle asimilasyona uğruyor. Cumhuriyet Sunniliğinden çıkıp özellikle Vahabi ve güneyimizde yaşayan ülkelerin Sunniliğini kabul eder hale geldik. Bu çok tehlikeli. Çünkü bu Sunniliğin yaşadığı coğrafyalarda iç savaş hiçbir zaman bitmedi. Bugün aynı coğrafyada cihat adı altında kafalar kesiliyor. İnsanlar zulme uğruyor, kadınlar yok sayılıyor. Doğal olarak bunun da çok göz önüne alınması lazım” dedi.

"Yandaş basın bir çete yapılanmasının subayı gibi hareket ediyor"

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe ise şöyle konuştu:

“Özellikle Suriye’de yaşanılan toplu infazların, katliamların, soykırımların, kadın cinayetlerinin, tecavüzlerinin, hepsinin arka planına baktığımızda bu yandaş basının, aslında yandaşlığı daha üst boyuta götürerek oradaki bir ordunun ya da bir çete yapılanmasının subayı gibi hareket ettiklerini görüyoruz. Israrla Suriye’de Alevi soykırımı olduğunu defalarca anlatmamıza, bu alanda onlarca eylem gerçekleştirmemize rağmen aynı kafanın, aynı yaklaşımın basın yayında hakim olduğunu görüyoruz. Alevilere yönelik hak ihlalleri konusunda biz basından sorumlu davranmasını, bütün bilgileri doğru kanallardan almasını, bu meseleleri muhataplarıyla konuşmasını istiyoruz. Baktımızda bize komşu olan yerin asla meşru bir yapı olmadığını, derleme, toplama, besleme çeteler olduğunu basın yayının, basın yayın sorumluluğu içerisinde halka doğru anlatması gerekiyor. Bizim de sesimizi sorunumuzu bu anlamda yeteri kadar bize yer vermesi gerektiğini düşünüyoruz.”

Kaynak: ANKA