Sedat Ulugana, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, söz konusu fotoğrafların yalnızca tarihsel bir belge olmadığını, aynı zamanda toplumsal hafızanın yeniden görünür hale gelmesi açısından önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.
Paylaşımında, "89 yıl sonra Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam fotoğraflarını bulduk" diyen Ulugana, şu değerlendirmede bulundu:
"89 yıl önce Seyit Rıza, oğlu ve beş Dersîmli önderi idam ettiler. Fotoğrafları ortadan kaldırarak hafızaya dair bir görsel bırakmak istemediler. 89 yıl sonra hafızanın görselleri ayyuka çıktı. Hukuksuz bir infazın rövanşı alındı."
"Darağacında bazen ilk ayakkabılar düşer"
Ulugana, paylaşımında fotoğraflarda dikkatini çeken ayrıntılardan birinin idam edilen kişilerin ayaklarından düşen ayakkabılar ve nakışlı yün çoraplar olduğunu belirtti.
"Darağacında ayakkabılar düşer bazen" ifadelerini kullanan Ulugana, idam edilen kişinin bedeninin gevşemesiyle ayakkabıların ayaktan çıktığını, bu ayrıntının ise fotoğraflarda donup kaldığını anlattı.
Nakışlı yün çorapların Dersimli kadınlar tarafından kış gecelerinde örüldüğünü vurgulayan Ulugana, bu çorapların yalnızca bir giysi olmadığını, ailelerin sevgisini ve kaygısını da yansıttığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Dersîm kadınlarının kış gecelerinde ördüğü o nakışlı yün çoraplar; kırmızısı, sarısı, geometrik bordürü ile bir annenin, bir eşin, bir kız kardeşin elleriyle dokunmuştu o ayaklara. Belki geçen kış... Belki daha önceki kış... Soğuk geçer diye, yol uzun olur diye… O eller o ayakların bir darağacında sallanacağını bilmiyordu oysa."
"Bazen belge bir çoraptır"
Ulugana, idam fotoğraflarının çoğunlukla yüzleri ya da yüzlerin yokluğunu gösterdiğini, ancak bu karelerde dikkatlerin ayaklara yöneldiğini ifade etti.
Paylaşımını, tarih yazımına ilişkin değerlendirmesiyle tamamlayan Ulugana, şu ifadeleri kullandı:
"89 yıl sonra hafızanın görselleri ayyuka çıktı. Hukuksuz bir infazın rövanşı alındı. Darağacında ayakkabılar düşer bazen. İnsan idam edilince ve bedeninden ağırlık çekince, beden gevşeyince önce ayakkabı gider. Kimse bunu planlamaz. Kimse bunu hatırlamaz. Ama fotoğrafta kalır. Dersîm kadınlarının kış gecelerinde ördüğü o nakışlı yün çoraplar; kırmızısı, sarısı, geometrik bordürü ile bir annenin, bir eşin, bir kız kardeşin elleriyle dokunmuştu o ayaklara. Belki geçen kış... Belki daha önceki kış... Soğuk geçer diye, yol uzun olur diye… O eller o ayakların bir darağacında sallanacağını bilmiyordu oysa. İdam fotoğrafları çoğunlukla yüzleri yakalar ya da yüzlerin olmadığı yeri... Ama bu fotoğraflarda gözler aşağıya kayıyor: Ayaklara... Düşmüş bir ayakkabıya. Ve içinde kalan nakışlı çoraplara… Nakış hâlâ duruyor. Ruh bedenden çekilmiş, isim silinmiş, yüz kazınmış ama o çorap duruyor; Dersîm'in rengini taşıyarak, onu dokuyan elin sıcaklığını taşıyarak. Biz tarihçiler belgeleri okuruz; ama bazen belge bir çoraptır. Ve o çorap, hiçbir arşivin söyleyemeyeceği şeyi söyler: Burada bir insan vardı. Sevilmişti. Üşümesinden korkulmuştu."





