'Mahkeme, AKP ve MHP'nin baskısıyla alelacele hazırlanan iddianameyi kabul etti'

HDP Parti Meclisi sonuç bildirgesinde gündemdeki konulara ilişkin açıklama yapıldı.

'Mahkeme, AKP ve MHP'nin baskısıyla alelacele hazırlanan iddianameyi kabul etti'

HDP Parti Meclisi, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin HDP'nin kapatılması yönündeki açıklamalarını yinelemesini gündemine alarak "Savcılığın AKP ve MHP iktidarının baskısıyla harekete geçtiğini, alelacele hazırlanan iddianamenin mahkeme tarafından hızlıca kabul edildiğini" belirtti. 

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), 10 Ocak tarihinde Ankara’da gerçekleştirdiği Parti Meclisi (PM) toplantısının Sonuç Bildirgesi açıklandı. HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar başkanlığında gerçekleşen toplantının Sonuç Bildirgesi’nde, AKP-MHP birlikteliğin çoklu krize girdiği belirterek, 6-8 Ekim Kobanê soruşturmasıyla HDP’ye dönük yargı eliyle yeni bir saldırı dalgası başlatıldığı belirtildi.

YENİ SALDIRI

Sonuç Bildirgesi’nde şu değerlendirmeler yer aldı: “2021 yılına girerken çok yönlü bir kriz yaşayan AKP-MHP faşizminin yargı eliyle 6-8 Ekim Kobanê soruşturması başlatmasıyla Partimize yönelik yeni bir saldırı dalgasıyla karşılaştık. Kamuoyunun da izlediği gibi AKP-MHP iktidarının baskısıyla harekete geçen savcılığın alelacele hazırladığı iddianame mahkeme tarafından hızlıca kabul edilerek harekete geçildi.

HÜKÜMET ÇAĞRILARA KULAK TIKADI

2014 yılı Eylül ayında Ortadoğu’da tam bir hakimiyet kurmak isteyen IŞİD Kobanê’yi kuşatmıştı. Bu gelişme üzerine bölgeye insani ve askeri yardımların gidebileceği tek yerin Türkiye olması ve yapılan tüm çağrılara rağmen sınırın açılmaması tüm halkların öfkesine yol açmıştır. Bütün dünyada tepkilerin çığ gibi büyümesi karşısında AKP hükümeti çağrılara kulaklarını tıkamıştır. Tüm bunlara karşılık Kobanê’de barbarlığa karşı direnen halklar IŞİD’i yenilgiye uğrattı. Hatırlatmak isteriz ki; IŞİD’in yenilgisi aynı zamanda AKP’nin Suriye ve Ortadoğu politikalarının çöküşünün önünü açtı.

ÇARESİZLİĞİ GÖSTERİYOR

AKP’nin Suriye politikasına yönelik tavrı ve Erdoğan’ın o bilinen ‘Kobanê düştü düşecek’ söylemi neticesinde halkların haklı öfkesi sokaklara ve alanlara yansıdı. AKP’nin Suriye ve Ortadoğu politikalarında yaşadığı çöküş ve devamında 7 Haziran seçimleri ile Partimizin yaşattığı yenilginin izleri AKP iktidarında hala devam eden derin bir travmaya yol açtı. Bu nedenle de hukuki ve siyasi sorumluluğu kendilerinde olmasına rağmen aradan yıllar geçtikten sonra, Kobanê soruşturmasının şimdi başlatılması, içine düştükleri kriz ve çaresizliğin ne denli derin olduğunu göstermektedir.

Geçmiş dönem Eş Genel Başkanlarımız Figen Yüksekdağ ile Selahattin Demirtaş şahsında adeta bir özel savaş taktiğiyle kurgulanan Kobanê soruşturmasıyla AKP-MHP iktidarı, Partimizi ve Kürt halkının direngen mücadelesini devre dışı bırakmak, seçimle meşrulaştırmak istedikleri diktatörlüklerinin önündeki asıl engelin HDP olması nedeniyle de Partimizi etkisiz hale getirmek istiyor. Tıpkı tarihsel örneklerde görülen bazı davalar gibi bu dava da anti-demokratik sistemi güçlendirmenin ve muhalefeti zayıflatarak tasfiye etmenin aracı haline getirilmek istenmektedir. 

Aradan yıllar geçmesine rağmen toplumların hafızalarında hala diri olan 1933 yılında Almanya’da görülen Leipzig davasında yaşananlar önümüzdeki günlerde görülecek olan Kobanê davası ile aynı içerikleri taşımaktadır. Nasıl ki Almanya’da Dimitrov, kendisini yargılayanları yargıladıysa, başta geçmiş dönem Eş Genel Başkanlarımız Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş olmak üzere yargılanan tüm siyasetçilerimiz de AKP-MHP faşizmini Kobanê davasında yargılayacaklardır. Kobanê dosyasıyla yargılanmak istenen sadece HDP değildir. Demokratik mücadele, seçme/seçilme hakkıdır. Adaletten, hukuktan ve demokratik Türkiye’den yana olan tüm demokratik çevreleri bu konuda duyarlılığa ve dayanışmaya davet ediyoruz.

PARTİ KAPATMA TARTIŞMALARI 

Diğer bir saldırı dalgası da Partimizi kapatmaya yönelik tartışmalardır. Ancak bugüne kadar Partimize karşı sürdürülen sindirme ve tasfiye etme saldırılarına mücadele tarihimizden devraldığımız kararlılık ve halklarımızın örgütlü gücünü büyüterek karşılık verdiğimiz gibi bundan sonra da aynı azim ve bilinçle karşılık verip mücadelemize devam edeceğiz. Bu saldırılar HDP şahsında milyonların demokrasi, özgürlük ve adalet mücadelesini asla engelleyemeyecektir.  Kısa bir süre önce açıklanan AİHM Büyük Dairesi’nin Selahattin Demirtaş hakkında verdiği karar, iktidarın 2014 yılından bu yana Partimize ve tüm muhaliflere yargı eliyle kurulan bütün kumpasların mahkum edildiği tarihi bir karar olmuştur. Gerek Türkiye’nin iç hukuk mevzuatı ve gerekse de imzaladığı uluslararası sözleşmeler gereği hiçbir tereddüde yer verilmeyecek kesinlikte bağlayıcılığı olan bu kararın gereği bir an önce yerine getirilmeli, siyasi rehine olarak tutulan tüm siyasetçilerimiz serbest bırakılmalıdır. 

Partimiz bu kararın yerine getirilmesi için çalışmalarını en geniş kapsamda yapacaktır. Bu karara uymayacağını söyleyerek açıkça suç işleyen AKP-MHP iktidarına karşı, Türkiye’de adil bir hukuki düzenin hayata geçirilmesinden, insan haklarından ve adaletten yana olan tüm toplumsal kesimlerin birleşik, ortak mücadelelerini güçlendirmesi gerekmektedir.

GÜNDEM TECRİT OLMALI

İmralı Cezaevi’nde Sayın Abdullah Öcalan üzerinde sürdürülen mutlak tecridin kaldırılmasına ve cezaevlerindeki insanlık dışı uygulamalara son verilmesine yönelik tüm cezaevlerinde başlatılan süresiz-dönüşümlü açlık grevlerinin haklı taleplerinin karşılanması için geniş bir toplumsal destekle güçlü bir demokratik duyarlılığın yaratılması acil görevimiz olarak ele alınmıştır. Tecride karşı sürdürülen mücadelenin demokratik çözüm ve barış umudunun büyütülmesi ile iç içe geçen bir mücadele olduğunu, bu önemli gündemin sadece bir toplumsal kesimin veya partinin değil tüm demokrasi güçlerinin gündemi olması gerektiğini belirtmek isteriz.

KÜRT ULUSAL İTTİFAKI

2021 yılı, Partimizde somutlaşan Kürt halkının özgürlük dinamiği ile bütün sömürülenlerin, ezilen halkların ve toplumsal kesimlerin mücadelesinin daha da yükseltilerek faşizmin yenileceği, Demokratik Cumhuriyet’in inşasına giden yolda Demokratik İttifakın daha da genişleyeceği bir yıl olacaktır. Önümüzdeki dönem, sistemin yüz yıllık inkar, adaletsizlik ve çözümsüzlük üreten tüm kodlarını değiştirmek için Partimizin kurucu siyasal aktör olması yolunda, yerelden merkeze tüm örgütlenme hamlelerimizi büyüteceğimiz radikal demokrasiyi inşa etme yollarını açacağımız bir dönem olacaktır. AKP-MHP iktidarı, Türkiye’de izlediği Kürt karşıtı politikasını Kuzey-Doğu Suriye ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde de uygulayarak tüm Ortadoğu’da ciddi krizlere yol açmaktadır. Aynı zamanda Kürtler arasında çelişki yaratmak isteyen AKP politikalarını boşa çıkarmak için Kürt Demokratik Ulusal İttifakı’nın kurulması Partimiz açısından da önemli bir süreç olarak ele alınmıştır.

BOĞAZİÇİ’NİN YANINDAYIZ

Kısa süre önce bir düzenlemeyle çıkarılan, sivil toplum kurumları ve derneklere kayyım atanmasını öngören yasa ve Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyım rektör atamasından da anlaşıldığı gibi, belediyelerimize yönelik uygulanan kayyımcılığın, irade gaspının tüm toplumsal kesimlere uygulandığı görülmektedir. İtaat düzenine karşı direnen Boğaziçi Üniversitesi öğrenci ve akademisyenlerinin yanında olduğumuzu bir kez daha belirtiyoruz. Bütün dünyada yaşanan salgının kapitalizmin rant ve talan politikalarıyla doğayı tahrip ederek yarattığı iklim krizinin bir sonucu olduğu bilinmektedir. Bu bakımdan iflas eden kapitalist politikalar karşısında insanlığın farklı bir gelecek arayışı ve sorgulaması toplumsal bir gerçeklik haline gelmiştir. AKP-MHP iktidarının sağlık politikaları sonucu salgın koşullarında tüm açıklığıyla ortaya çıkan ekonomik adaletsizlikle birlikte, toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan yoksul halk açlığa karşı çalışmak zorunda kalmış, emekçiler ölüme terk edilmiş, hatta ‘askıda ekmek’e muhtaç hale gelmiştir. Bu kapsamda; Partimiz yerellerde, tüm yoksul ve emekçi halkların yanında olan dayanışma ağlarını örmeye ve mevcut olanlara destek vermeye devam edecektir.

EKOLOJİK SALDIRILAR

AKP Hükumeti yandaş sermayenin çıkarlarını halkın ve devletin üstünde tutarak, tüm dünyada yeni bir ekonomik ve politik düzene geçişin araçlarından olan uluslararası anlaşmalara muhalefet ederek ülkeyi geri kalmışlığa mahkum etmektedir. İklim krizinin de etkisi ile büyük bir su ve gıda krizi yaklaşmaktayken, dünya devletleri iklim politikalarını daha samimi ve çözüm odaklı hale getirirken, Türkiye Paris İklim Anlaşması’nı çıkar gruplarının rant ağlarını bozmamak için onaylamamaktadır. Çevre Ajansı kurma ve İklim Yasası çıkarma çabaları, yeni iklim rejimindeki kaçınılmaz değişimden kopmamak, aynı zamanda yandaş sermayeyi de zarara uğratmamak için yapılan ama kesinlikle halkın yararını gözetmeyen girişimlerdir. 

Maden Kanunu değişikliği ile ormanlara sermayenin ruhsatsız girişine izin verilemediği için Orman Kanunu’nu değiştirerek ormanları sermayenin hizmetine sunan, hayvanlara eziyet olan hayvan parklarını kapattırmamak adına Hayvan Hakları Yasası’nı çıkarmayan, Çevre Kanununu ve ilgili yasa ve yönetmelikleri yandaş sermayenin lehine işleten, ekolojik varlıklarını korumak için mücadele eden halka zulmeden bir yönetimden samimi doğa koruma, iklim, enerji ve çevre politikası zaten beklenemez. Pandemi sürecindeki ekolojik saldırılar ve halka sunulması gereken hizmetlerin adaletsizliği bunun en net göstergesidir. Tüm bunlara karşın Parti olarak yürüttüğümüz ekolojik varlıkların korunması ve iklim politikası alanlarında bugüne kadar direnen halkların yanında yer aldığımız gibi parlamentodaki çalışmalarımızla da mücadelemize devam edeceğiz.

İŞSİZLİK, YOKSULLUK VE GÜVENCESİZLİK

Kapitalizmin artan krizi, pandemi koşullarıyla birleşince kadınlarda işsizlik, yoksulluk, güvencesizlik, daha fazla esnek çalışma ve kadına yönelik şiddet katlanarak arttı. Erkek egemen sistemle sımsıkı bağları olan AKP-MHP iktidarı bütün ülkeye hukuksuzluk, şiddet, özgürlükleri tırpanlama, örgütlülükleri yok etmeye dönük operasyonları hız kesmiyor. Kürt sorunun onurlu bir barışla çözümü konusunda ısrar eden kadınlara Paris’te ve Silopi’de katliamla yanıt verildi. 

Kadınların özgürlük mücadelesi ve kazanımlarına saldırı geleneğini sürdüren AKP ve MHP’nin de temel politikası bu oldu. 2020 yılı boyunca çeşitli biçimlerde partimizin mor damarına yapılan gözaltılarla, tutuklamalarla, rehin alma siyaseti kesintisiz devam etti. Ama Türkiye Kadın Hareketi ve Kürt Kadın Hareketi 2020’de dayanışmacı, mücadeleci geleneği büyüterek sürdürdü. 2020’de muhalefet cephesinde kadınlar çok önemli bir rol oynadı. 2021 yılında kadınlar direnmeye ve yeniyi kurmaya devam edecek. 2021, ülkede inşa edilen faşizme karşı özgürlükleri, eşitliği ve demokrasiyi, kadın cinayetlerine karşı kadın yaşamını, kadına yönelik şiddete, tacize, tecavüze karşı şiddetsiz bir hayatı; ev içi ve kamusal emek sömürüsüne karşı emeğinin hakkını, Ortadoğu’da artan savaşlara karşı hem ülke hem bölge barışını, halkların özgürlüğünü inşa etmek için yoğun emek harcayacağımız bir yıl olacaktır.

TERCİDE KARŞI KAMPANYA

AİHM Büyük Dairesi’nin verdiği karar, Türkiye’de kapsamlı bir hukuk reformunun oluşturulmasını gerektirecek kadar son derece önemlidir. Buna bağlı olarak Partimiz gündemde olan tecridin kaldırılması ve cezaevlerindeki hak ihlallerinin sona erdirilmesini de içerecek şekilde bir kampanya başlatacaktır. Partimiz açısından önümüzdeki dönemin en temel çalışması bu kampanya olacaktır. Kampanyamız hak, hukuk, adalet ve özgürlük arayışındaki en geniş toplumsal ve siyasal kesimlerle birlikte yürütülecektir. Kampanyanın içeriğine ilişkin detaylar netleştikten sonra hazırlayacağımız bir genelge ile önümüzdeki günlerde tüm örgütümüze ve yapılacak açıklamayla da kamuoyuna bildirilecektir.”

Güncelleme Tarihi: 12 Ocak 2021, 16:33
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER