Bakırhan: Diz çöktürmek isteyenler kaybetti

4 Kasım darbesiyle iktidarın HDP seçmenlerine diz çöktürmeye çalıştığını söyleyen HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tuncer Bakırhan, “Haklı taleplerimizden uzaklaşacağımızı düşünenler kaybetti. Bugün yüzde 20’leri hedefleyen bir parti haline geldik” dedi.

Bakırhan: Diz çöktürmek isteyenler kaybetti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları ve milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının ardından gerçekleşen “4 Kasım Siyasi Darbe”nin üzerinden 5 yıl geçti. Kürt siyasetinde birçok kez devreye konulan seçilmişlerin tutuklanmasının son halkası da HDP oldu. Kürt siyasi geleneğinin temsilcilerinin de yer aldığı HDP, iktidarın kıskacına alındığı 5 yılda tüm baskı, tutuklama ve gözaltılara karşı örgütlülüğünden ve mücadelesinden vazgeçmedi. İktidarın bu politikalarından nasibini, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) yönetimindeki Siirt Belediyesi Eşbaşkanı olduğu 16 Kasım 2016’da yerine kayyım atanarak tutuklanan HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tuncer Bakırhan, 4 Kasım darbesini ve buna karşı mücadelelerini Mezopotamya Ajansı'na anlattı. 

Kürt siyasetine gençlik çalışmalarıyla dahil olan Bakırhan, 1990 yılında kurulan ve 3 yıl siyasi yaşamına devam edebilen Halkın Emek Partisi (HEP) ile 1991 yılında kurulan ve 1994 yılında kapatılan Demokrasi Partisi’nin (DEP) Gençlik Kolları’nda çalışmalar yürüttü. 1994 yılında kurulan ve 2003 yılında kapatılan Halkın Demokrasi Partisi'nde (HADEP) Kars İl Başkanlığı ve kurucu üyeliğinin yanı sıra Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Parti Meclisi (PM) görevlerinde bulundu. Ardından kurulan Demokratik Halk Partisi (DEHAP) Genel Başkanlığı olan Bakırhan, Kars Milletvekili adayı olarak 2002 yılında girilen seçimlerde, seçilen ancak yüzde 10 seçim barajı nedeniyle Meclis’e gidemeyen vekillerden biri oldu. 

DEHAP’ın kendini feshetmesinin ardından Demokratik Toplum Partisi (DTP) Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan Bakırhan, DTP’nin kapatılmasının ardından kurulan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü. “KCK” adı altında yürütülen operasyonlarda 13 Ocak 2012’de gözaltına alınarak tutuklanan Bakırhan, 30 Nisan 2013 tarihinde tahliye edildi. Siyasi çalışmalarına devam eden Bakırhan, HDP'nin kuruluşunda Danışma Meclisi'nde yer aldı.

Daha 2014 yılında gidilen yerel seçimlerde DBP listesinden Siirt Belediyesi Eşbaşkanı olarak seçilen Bakırhan, 16 Kasım 2016 tarihinde görevden alındı, yerine kayyım atandı ve bir kez daha tutuklandı. Bakırhan, 3 yıl kaldığı Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden, 11 Ekim 2019 tarihinde tahliye oldu. 

Kürt siyasi hareketinde yıllarca mücadele eden Bakırhan, 4 Kasım’ın demokratik siyasete bir darbe olduğunu söyleyerek, “Biz kaybetmedik. Tasfiye etmeye çalışanlar, tasfiye oldu” sözleriyle gelinen süreci özetledi.  

ÖZERKLİK HATIRLATMASI

Türkiye’de Kürt siyasetine yönelik hamlelerin tarihsel geçmişinden bağımsız ele alınamayacağının altını çizen Bakırhan, “Türkiye Cumhuriyeti ve geldiği gelenek, ihtiyaç duyduğu zaman görüşür. Seninle mütevazi bir dil, üslup kullanır. 1890’lardan günümüze baktığımızda hep böyle olmuştur. Kürde ihtiyaç duyduğu zaman daha barışçıl, daha uzlaşır bir siyaset izlemiştir. 1890’dan 1923’lere kadar Kürtlerle çok ciddi sorunlar yok, hatta uzlaşır durumdalar. Hatta Kürtlere özerklik sözü bizzat Mustafa Kemal tarafından verildi. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte verilen sözler, uzlaşmacı politikalar, Kürdü hesaba katan, Kürdü dinleyen devlet, bir anda değişiyor” dedi. 

1923 SONRASI TEKÇİ ANLAYIŞ

1923 sonrası tekçi ulus anlayışının devreye konulmasıyla, Kürtlerin kendilerine verilen sözleri sorguladığını dile getiren Bakırhan, dayatılanları kabul etmemesiyle birlikte isyanların yaşandığını hatırlattı. 1923-38 arasında Ağrı, Dersim, Seyit Rıza, Şeyh Sait direnişleri ve sonrasında Kürtlere yaşatılan katliamları anımsatan Bakırhan, “Bundan sonra bir suskunluk dönemi başlıyor. Katliamlara bizzat şahit olan insanlar var. Dereler günlerce kan akıyor, insanların sığındığı mağaralara dahi gazlar atılıyor.  Devlet artık tekleştirmeyi gerçekleştirdiğini ve farklılıkların üzerinden net bir şekilde geçildiğini, yani tekçi ve Türkçü zihniyeti inşa ettiklerini düşünüyor. 1960 ve sonrasında Türkiye’de kimi değişikliklerle, daha liberal partilerin ortaya çıkması ve çok partili siyasete geçişle birlikte Kürtler yeniden sorgulamaya başlıyor. Korku ve sorgulamama dönemi kısmen aşılıyor. Dünyadaki devrimci, sol, sosyalist rüzgar da Kürtleri etkiliyor” diye konuştu. 

1960 ile 1980 arasındaki yılları, “Kürtlerin tekrar sorguladığı, hak, hukuk, kimlik mücadelesi verdiği, çeşitli araçlarla örgütlendikleri, basın yayın alanında bunu işledikleri, en ücra köşelere götürmeye çalıştıkları bir dönem” şeklinde tarifleyen Bakırhan, “Bu dönemde devlet Kürtlerle uzlaşmayı seçmiyor. Yine bir kavga içerisinde. 1980 darbesi her ne kadar açıktan söylenmese de Kürtlerin mücadelesi gerekçe yapılarak yapılan bir darbeydi. 1980 sonrasını hep birlikte biliyoruz. Baskı, zulüm devam ediyor. Direniş devam ediyor. Çeşitli biçimlerde örgütlülük devam ediyor. Bu dönemde yaşanan köy boşaltmaları, faili meçhuller yani bir vahşet süreci yaşanıyor. Ta ki AKP’nin iktidara geldiği günlere kadar. 1890’daki gelenek yeniden devam ediyor. Demokrasi, yeni bir Anayasa, Kürt sorunu benim sorunumdur sözleri sarf ediliyor. Maalesef yine orada bir umutlanma süreci başlıyor. 2013’te bir çözüm süreci başlatılıyor” diye anlattı. 

SİYASİ SOYKIRIM PLANLARI 

2013 yılında “çözüm” adı altında yürütülen süreci, 1890-1923 arasında geçen aralığa benzeten Bakırhan, şunları söyledi: “4 Kasım siyasi soykırım operasyonuyla birlikte bir oyun oynandığını anladık. Sorunun kalıcı bir şekilde çözümüne dönük toplumda bir beklenti olmasına rağmen bu işin taraflarından biri olan devletin geçmişteki geleneğine uygun olarak başka işler yaptığı ortaya çıktı. Bir tarafta görüşmeler devam ederken, bir taraftan 2014’te MGK’de siyasi soykırım darbesinin kararının verildiği ortaya çıktı. Devlet bir yandan sorunu çözüyor gibi görünürken, diğer yandan tasfiye etmeye yönelik çok ciddi bir plan, program ortaya koyuyor. Biz o dönemde belediyelerdeydik. İnsanlar köylerine dönüp, evlerini inşa ediyordu. İş insanları Kürdistan’da yatırım yapmak için seferber olmuşlardı. Arap, Kürt, Türk hepsi memnundu. Bu meselenin çözümünü beklerken, devlet meğer kapalı kapılar arkasında tasfiye politikalarını hayata geçirdi. Bunu gerekçelendirmek için Suruç’u, Ceylanpınar’da iki polisin ölümünü bahane etti. Nitekim sonrasında anlaşıldı ki bunlar aslında o süreci bitirmeye yönelik hamleler.”

KÜRT KAZANIMLARININ TASFİYESİ

20 Mayıs 2016’da Meclis Genel Kurulu’nda dokunulmazlıkların kaldırılmasının ardından 4 Kasım’da yapılan operasyonları beklediklerini sözlerine ekleyen Bakırhan, şöyle devam etti: “Karar verilmişti; Kürt hareketi ve kazanımları tasfiye edilecekti. Ona uygunda DEP darbesinde, 2009 KCK operasyonlarında olduğu gibi diz çöktürmek, Zilan’da, Dersim’de olduğu gibi Kürtleri bir sessizliğe, kaygı içerisine, hak, hukuk mücadelesinden uzak tutmaya yönelik acımasız bir plan uyguladılar. O dönemde aslında biz olacakları az çok tahmin ediyorduk. Bir karar verilmesi gerekiyordu. Onlarca yıl süregelen bu baskı politikaları karşısında ya sinip, izleyen bir politika izleyecektik ya da geleneğinden geldiğimiz HEP, DEP, HADEP ve diğer partilerimizin ortaya koyduğu direnişi, duruşu sergileyecektik. ‘Zulüm varsa biz de direniriz, halkımızın bize verdiği bu görevi içeride, dışarıda saygın bir şekilde korumaya çalışırız’ dedik. Bunların sorunu çözmeyeceğini, Kürt meselesinin, Kürtlerin haklı taleplerinin ortadan kalkmayacağına inan birisi olarak, Türkiye’nin 10 yılını kaybedeceğini düşünüyordum. Türkiye ekonomisi kaybedecek, emekçiler, işçiler, halk daha çok yoksullaşacak, bir kandırma politikası ortaya konulurken, Türkiye’nin olanakları, kaynakları savaş ve şiddetten rant elde edilenler tarafından çarçur edileceği aklımıza geldi ki nitekim öyle oldu.” 

‘GEÇEN 5 YIL DİRENENİ GÖSTERDİ’

Türkiye’de kimi dönemlerde yaratılan “iç düşman” ile mücadele edeceğini dile getiren iktidarların, hırsızlığı ve yolsuzluğu derinleştirdiği, emekçileri ve işçileri daha da yoksullaştırdığı, adalet ve demokrasinin olmadığı bir süreci halklara dayattığını kaydeden Bakırhan, “Nitekim yaşadık; bize diz çöktürmek isteyenler, 4 Kasım ile birlikte haklı taleplerimizden uzaklaşacağımızı düşünenler kaybettiler. Bizler yüzde 7’lerden 13’lere, bugün yüzde 20’leri hedefleyen bir parti haline gelirken, tek başına iktidar olan AKP’nin bugün geldiği nokta ortada. Geçen 5 yıl, haklıyı, haksızı, inançlıyı, inançsızı, direneni gösterdi. Biz kaybetmedik. Acılar çektik, zindanlardayız, yargılanıyoruz, ailelerimizden, çocuklarımızdan uzağız, sevdiklerimizden uzak bir yaşam sürüyoruz, içeride zulümle karşı karşıyayız ama büyüyoruz” dedi. 

‘TASFİYECİLER TASFİYE OLDU’

“Haklı olduğumuz artık sadece Kürtler tarafından değil, Türkiye’nin emekçileri, yoksulları tarafından görülüyor” diyen Bakırhan, devamında şunları söyledi: “HDP, hiçbir dönem olmadığı kadar Kürtler dışındaki çevrelerden oy alabiliyor. Birlikte yürüyebilir. Türkiye’nin bugün en geniş demokrasi cephesini oluşturan bir ana aktör olarak işlevini yerine getiriyor. Bu ülkenin kaynaklarını milliyetçi, ırkçı söylemler arkasında çarçur edenler, inanın ki demokratik bir ortamda yargılanacaklardır. Hep beraber göreceğiz. Çok büyük kötülüklerin yaşandığı ve devam ettiği bir süreçteyiz. Kapatma davası da bu anlama geliyor. Bizimle siyaseten baş edemeyenler, yargıyı sopa olarak kullanıyor. Siyaseten, yerel yönetimlerde kaybedenler ya şiddete sarılırlar ya da yargıyı kullanırlar. Yasal, meşru ve haklı olmayan yollarla sizi tasfiye etmeye çalışırlar. Kaybetmedik, yediden yetmişe bütün Kürtleri kazandık, hiçbir dönem olmadığı kadar AKP bölgede oy kaybediyor. Tasfiye etmek isteyenler, tasfiyeyle yüz yüze kaldı.” 

DARBEYE YANIT: DEMOKRASİ İTTİFAKI 

İktidarın hukuksuzluklarını, zulüm politikalarını ve haksızlıklarını alt etmenin yolunun toplumun en geniş cephesiyle kurulacak bir mücadele cephesiyle mümkün olduğunu vurgulayan Bakırhan, sözlerini şöyle noktaladı: “Bunun koşulları her zamankinden daha çok var. Türkiye’yi aydınlığa, demokrasiye, Kürdün, Alevi’nin eşit yurttaş olduğu bir noktaya taşımanın tek yolu, Türkiye’deki demokrasi güçleriyle birlikte güçlü bir demokrasi cephesi ortaya koymaktır. Zaten 4 Kasım zulmüne karşı ve darbesine verdiğimiz en iyi yanıt demokrasi ittifakıdır. Hakikat her zaman başarıya ulaşır. Hakikatin başarıya ulaşması içinde zulüm, vahşet, ret ve inkar politikasına karşı direnerek başarıya ulaşacağız. Bu günler çok uzak değil.” 

MA / Berivan Altan - Zemo Ağgöz

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER