Türkiye'nin Irak ve Federe Kurdistan Bölgesi'ndeki ziyaretleri hız kesmeden sürüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Hewlêr ziyareti sonrası MİT Başkanı İbrahim Kalın da 22-28 Ocak'ta Bağdat'ı ziyaret etti. Ardından 4 Şubat’ta aralarında Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak’ın da olduğu heyet, Irak'ta üst düzey ziyaretler gerçekleştirdi. Yine KDP yönetimindeki Barzani ailesiyle de bir dizi görüşmeler gerçekleştirildi. 

Görüşmeler sonrası yapılan açıklamalar, yeni bir saldırının başlatılacağına işaret ediyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın 4 Mart'taki “Irak sınırlarımızı güven altına alacak çemberi tamamlamak üzereyiz. İnşallah bu yazın Irak sınırlarımızla ilgili meseleyi kalıcı olarak çözüme kavuşturmuş olacağız” açıklamalar da bu durumu doğruluyor.  

Siyaset Bilimci Dr. Mustafa Peköz, son yaşanan gelişmelere dair Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.

Bölgede yoğun bir askeri, politik ve diplomatik hareketlilik yaşanıyor. Yeni bir saldırı hazırlığının sinyali veriliyor. Son yapılan ziyaretleri nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Öncelikli olarak bir noktaya dikkat çekmek istiyorum; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın, iktidarın stratejik politikalarını belirleyen, devlet adına tam yetkiyle hareket eden ve cumhurbaşkanı üzerinde etkide bulunabilecek kişiler olarak tanımlayabiliriz. Bu üçlünün Bağdat ziyaretinde alınan kararlar Ankara’nın önümüzdeki süreçte belirleyeceği politikanın yönü bakımından bize bir fikir veriyor. Bütünüyle askeri-güvenlik merkezli bir ziyaret olması dikkat çekiyor. 

‘Terörle mücadele, güvenlik ve askeri iş birliğinin’ merkezinde PKK bulunuyor. Ancak çatışmanın PKK ile sınırlı kalmayacağı, çok daha fazla geniş bir alanı kapsayabileceğini söylemek yanlış olmaz.

Üçlünün Bağdat ziyareti; Ankara’nın 1 Nisan 2024'ten sonra Kuzey ve Doğu Suriye'de ve Irak Kürdistan Bölge Yönetimi sınırları içerisinde olası bir kara operasyonuna askeri, politik ve diplomatik bir zemin yaratma amacına dayanıyor. Söz konusu ziyaretin en önemli konusu olan ‘terörle mücadele, güvenlik ve askeri iş birliğinin’ merkezinde ise PKK bulunuyor. Önümüzdeki süreçte Kuzey ve Doğu Suriye’de ve Irak Kürdistan Bölge Yönetimi sınırları içerisinde çatışma alanının çok daha fazla gelişebileceğine dair veriler ortaya çıkmış görünüyor. Ancak çatışmanın PKK ile sınırlı kalmayacağı çok daha fazla geniş bir alanı kapsayabileceğini söylemek yanlış olmaz.

Bağdat ziyaretinin aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Nisan ayı içerisinde Irak’a yapılacak ziyaretle bağı var mı? 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Nisan ayı içerisinde Bağdat’ı ziyaret edeceği belirtildi. Doğal olarak üçlü ziyaret, aynı zamanda olası görüşmenin çerçevesi çizilmiştir. Görüşme ekonomik, ticaret ve enerji gibi konuları içerse de esasen konunun PKK’ye karşı operasyon olacağı çok net olarak görülüyor. Yani Irak sınırının 30 kilometre derinliğinde kalıcı askeri birlikler konuşlandırması olacak. Cumhurbaşkanı’nın daha önce de 'teröristtan' dediği alanlar; Kürtlerin yaşadığı bölgelerdir. Hatay sınırından başlayarak Irak sınır bölgesini tamamını kaplayan yani İran sınırına kadar olan bölgede 30 kilometre derinlikte kalıcı askeri üstler kurmak istendiğini birçok kez tekrarlandı. 

Ekonomist Önder: 'Beka' söylemi halklarda karşılık bulmadı Ekonomist Önder: 'Beka' söylemi halklarda karşılık bulmadı

Türkiye bugüne kadar çok sayıda kara operasyonu gerçekleştirdi. Sonuç vermeyen benzer bir operasyonla bugün sonuç alınabilir mi? 

Devlet, onlarca kez denenen ancak bugüne kadar ciddi bir sonucun alınmadığı kara operasyonları ile savaş konseptini yeniden sürdürmek istiyor. Böylelikle Kürt sorununun demokratik siyaset ve parlamentoda çözmek yerine her defasında 'son kez' dedikleri kara operasyonları ile yeniden sonuç almak istiyor. Yapılan kara operasyonlarının hiç birinde ne PKK askeri olarak tasfiye edildi ne de Kürt sorunu çözülebildi. Sorun olduğu gibi orta yerde duruyor. Hatta kara operasyonları arttıkça Kürt sorununun bölgesel ve uluslararası boyutu çok daha fazla artıyor. Ancak askeri güç kullanarak tasfiye konseptinde ısrar etmek ve sonuç alabilmek için hem iç politikada hem de bölgesel ve uluslararası ilişkilerde bütün olanakları kullanmaya çalıştıkları görülüyor.  

Başarılı olur mu?

Başarılı olamayacağı ve çözüm üretmeyeceği 40 yıllık süreçteki kara operasyonlarda görüldü. 

Bağdat görüşmesi sonrası yapılan ortak açıklamada dikkat çeken bir başka nokta PKK'nin "yasaklı örgütler" listesine alındığı yönünde iddiaydı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Irak’ta Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sayın Fuad Hüseyin, Irak Savunma Bakanı Muhammed Abbasi, Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarı Kasım El Araci, Haşdi Şabi Komisyonu Başkanı Falih Feyyaz, İstihbarat Teşkilat Başkanı Vekili ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) İçişleri Bakanı Rebvar Ahmet’in yer aldığı heyet arasında yapılan görüşmeler sonrası hazırlanan ortak metinde: “Türkiye Cumhuriyeti ile Irak Cumhuriyeti, ilişkilere stratejik bir çerçeve oluşturulması anlayışıyla hazırlayacakları bu metin marifetiyle, iki ülke yetkililerinin eşgüdümlü şekilde, düzenli aralıklarla ve sonuç odaklı bir yaklaşımla çalışmak üzerinde mutabık kalmışlardır. Bu kapsamda, terörle mücadele, ticaret, tarım, enerji, su, sağlık ve ulaştırma alanlarında münhasıran çalışacak Ortak Daimi Komitelerin ihdası kararlaştırılmıştır" ifadeleri yer aldı. Ankara’nın baskısı sonucu "PKK yasaklı örgüt" olarak tanımlandı ama ne Bağdat ne de Hewlêr yetkilileri PKK’yi doğrudan "terörist" gördüklerine dair resmi bir açıklama yapmadılar. "Yasaklı örgüt" ile "terörist" örgüt kavramı da aynı anlamda yorumlanamaz. Burada kimsenin ilgisini çekmeye bir başka durum var: ABD’nin "terörist örgüt" olarak ilan ettiği Haşdi Şabi örgütünün adına Komisyonu Başkanı Falih Feyyaz bu toplantıda yer aldı. 

Ortak açıklama sonrası, Türkiye'nin Federe Kurdistan Bölgesi sınırları içerisinde yeni bir kara operasyonu yetkisi aldığına dair yorumlar da yapıldı. Buna dair neler söylersiniz?  

Ortak açıklamada Ankara'ya operasyon yetkisi verildiğine dair tek bir cümle yok. Bağdat, Türkiye’nin askeri güçlerini çekmesi için bölgesel ve uluslararası baskıyı artıracaktır. 

Yapılan ortak açıklamada, Ankara’ya operasyon yetkisi verildiğine dair tek bir cümle yok. Böyle bir yetki vermek Irak’ın ulusal egemenlik haklarıyla bütünlüğüyle çelişir. Türkiye'nin sıklıkla ‘kendi güvenliğini sağlamak’ iddiasıyla Irak Kürdistan Bölge Yönetimi sınırları içerisinde yani Irak sınırları içerisinde yaptığı operasyonların bugüne kadar Bağdat'tan izin alınmadan gerçekleştirdiği biliniyor. Ancak Bağdat merkezi yönetiminin özellikle son 15 yıldır giderek kendi iç dinamiklerini toparlaması, askeri gücünü geliştirmesi, bölgesel ilişkilerde etkin olmaya başlaması ile birlikte Türkiye'ye yönelik politikasını çok daha belirgin hale getirmeye başladı. Bağdat, tersine Türkiye’nin askeri güçlerinin Irak sınırları içerisinden çekmesi için bölgesel ve uluslararası baskıyı artıracaktır. Bu nedenle PKK’nin ‘yasaklı’ örgüt statüsünde görülmesi, Türkiye’nin kara operasyonu yetkisini elde ettiği gibi bir algının oluşturulması gerçekçi değildir. Tersine Irak sınırları içerisinde bulunan askeri üstlerini kapatması ve askerlerini fiziki olarak çekmesi için baskının artacağını söyleyebiliriz.

Ayrıca 30-40 kilometre derinliğinde kalıcı bir güç olarak kalmak ve bunu güçlendirmek için bir kara operasyonu sadece Bağdat ile değil, bölgenin aktörleriyle asker ve politik bir krize yol açacaktır. Ankara bunu kaldıramaz. Bu nedenle olası yeni bir kara operasyonu için Bağdat’tan onay almaya çalışmaktadır. Hatta buna Irak’ın toprak bütünlüğüne ilişkin kesin bir güvence vermeye çalışmasına ve bunu sürekli tekrarlamasına rağmen kapsamlı bir kara operasyonuna onayın çıkması oldukça zor görünüyor. Bir olasılık olarak sınırları, hedefleri ve zamanı belirlenmiş bir operasyona onay çıkabilir. 

Bölgenin önemli aktörleri var. Örneğin İran, Mısır ve Suudi Arabistan. Bu ülkeler, olası yeni bir kara operasyonuna karşı nasıl bir tutum alırlar? 

Bağdat merkezi yönetim, İran, Mısır ve Suudi Arabistan arasında Şii-Arap dengesini sağlıyor. Irak nüfusunun çoğunluğunun Şii olması nedeniyle İran arasında derin mezhepsel/inançsal bir bağ var. Aynı şekilde Mısır, Suudi Arabistan ve diğer körfez ülkeleri ile güçlü bir bağ bulunuyor. Bu nedenle hem İran hem de Mısır ve Suudi Arabistan, Irak'ın askeri ve politik istikrarını son derece önemsiyor. Mısır’ın bölgedeki tarihsel politik ağırlığı, Ankara’nın olası bir kara operasyonuna karşı tutum almasına yol açabilir. Bölgesel ilişkiler ve çıkarlar dikkate alındığında Türkiye'nin Irak'a yönelik kalıcılaşma amacına dayanan askeri kara operasyonuna onay vermeleri beklenemez. Türkiye'nin hem İran ile hem Arap dünyası ile olası yeni bir kriz yaşaması bölgesel ilişkileri açısından pek olumlu sonuç vermeyecektir. Bu nedenle Ankara sadece Bağdat'ı değil, aynı zamanda Tahran'ı, Kahire’yi ve Riyad'ı de ikna etmesi gerekir. Bunun da politik ve diplomatik bakımdan son derece zor olacağı söylenebilir. Bu nedenle Ankara’nın bölgesel etkileri göğüslemesi kolay olmayacaktır.

ABD'nin onayı olmadan yeni bir operasyon başlatılabilir mi? Biden yönetimi Türkiye'nin kara operasyonuna nasıl bakıyor? 

Türkiye'nin hedeflediği kara operasyonu hem Kuzey ve Doğu Suriye'de hem de Irak Kürdistan Bölgesi Yönetimi sınırları içerisinde yeni bir istikrarsızlığa yol açacaktır. ABD, her iki bölgede yeni bir istikrarsızlığın ortaya çıkmasına onay vermez. Çünkü, Kürt coğrafyasının toplumsal ve politik istikrarı ABD'nin belirlediği bölgesel stratejisi bakımından son derece önem arz ediyor. Önümüzdeki yıllarda ABD'nin askeri güç konuşlandırabileceği belki de en önemli iki merkez burasıdır. 

ABD'nin olası bir kara operasyonuna ve bölgenin yeni bir çatışma alanına dönüşmesine onay vermeyeceğini düşünmüyorum. ABD’ye rağmen bir kara operasyonuna girişilmesinin askeri, politik ve ekonomik bakımdan bir karşılığı olur.

ABD, iki bölgede istikrarı sağlamak ve güç dengelerini kendine göre belirlemek istediği dikkate alındığında; Türkiye'nin olası bir kara operasyonuna ve bölgenin yeni bir çatışma alanına dönüşmesine onay vermeyeceğini düşünmüyorum. Dışişleri Bakanı Fidan’ın Washington ziyaretinde ABD’nin PYD ile askeri ve politik ilişkiler konusunda rahatsızlığını çok açık ifade etmekle birlikte, Washington’nun politik yaklaşımının değişmeyeceği görülüyor. ABD’ye rağmen bir kara operasyonuna girişmesi zor ama girerse de bunun askeri, politik ve ekonomik bakımdan bir karşılığının oluşabileceğinin hesaplanması gerekir. Özellikle ekonomik krizin yaşandığı bu dönemde ABD’ye rağmen bir kara operasyonunun ortaya çıkartacağı sorunlar hesaba katılacaktır.

Kürdistan Bölgesi İçişleri Bakanı Reber Ahmet'in Bağdat’da yapılan toplantıda yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

IKBY sınırları içerisinde yapılabilecek olası bir kara operasyonunda en önemli faktör Hewlêr'deki yönetimdir. Ankara ile kurulan çok kapsamlı ve derin ilişkiler, Ankara'nın bölgede artan politik ve ekonomik etkisi nedeniyle bir kara operasyonuna karşı yüksek bir direnç gösteremeyeceği hatta destek vereceği belirtiliyor. Bölgede konuşlanan Türk askeri birliklerinin kalıcılaşmasını sağlayan en önemli faktörlerden bir tanesi peşmergenin verdiği lojistik destek olduğuna dair çok sayıda iddia var. Bu nedenle Ankara'nın bölgede dolaylı olarak yürüttüğü askeri operasyonu bir kara operasyonuna dönüştürme talebi karşısında Hewlêr'in alacağı politik tutum önem arz ediyor. Hewler yönetimi, Bağdat, Tarhan, Riyad ve Washington'un olası tepkilerini göze alarak Türkiye'nin kara operasyonuna onay verir mi? Onay verdiğinde ortaya çıkacak askeri ve politik sonuçlara katlanabilir mi? Belki de en zor mesele IKBY’nin alacağı karardır. Çünkü, Ankara’nın kara operasyonuna onay verilmesi IKYB’de yeni bir krizin ortaya çıkmasına yol açabilir. Krizin Kürtler arasında askeri bir çatışmaya dönüşme riski IKBY’nin kazanımlarını kaybetmesine yol açabilir. 

Ankara’nın kara operasyonuna onay verilmesi IKYB’de yeni bir krizin ortaya çıkmasına yol açabilir. Krizin Kürtler arasında askeri bir çatışmaya dönüşme riski IKBY’nin kazanımlarını kaybetmesine yol açabilir. 

Ayrıca Irak Anayasa Mahkemesi'nin, IKBY seçim sistemini değiştirmesiyle, Haziran 2024’te bölgede yapılacak olan seçimlerde KDP'nin parlamentoda çoğunluğu kaybetmesi ve Hewler'de dengelerin yeniden kurulması anlamına geliyor. Ama aynı zamanda IKYB’nin ‘güçlü özerklik’ yapısının da değişme sürecine girdiğini gösteriyor. Bu gelişmeler özellikle KDP’nin Ankara ile olan ilişkilerin yeniden dizayn edilmesine yol açabilir. Böylesi kritik bir anda Hewler’deki mevcut yönetimin, Türkiye'nin kara operasyona izin vererek kendi iç dengeleri için kullanmak isteyebileceğine dair iddialar da gündeme geliyor. Bunun ne kadar gerçekçi olduğunu önümüzdeki bir kaç ay içerisinde göreceğiz. 

KDP’nin Federe Kurdistan Bölgesi'nde yapılacak seçimleri boykot edeceğine dair kararını nasıl okumak gerekir?

Eğer seçim yapılabilirse, KDP’nin tek başına iktidar olma şansı ortadan kalkıyor. Irak Kürdistan Parlamentosu'nda dengeler yeniden oluşacak ve büyük bir olasılıkla hükümetin kurulabilmesi için partiler arasında bir koalisyon kurulacak. 2003’ten beri Hewlêr’de iktidar olmaktan öte bütün kurumsal yapıları tek başına yöneten KDP, ayrıcalıklı olmaktan çıkacak. YNK’nin ön plana çıkacağı veya daha etkin olacağı bir iç politik sürecin başlaması yüksek bir olasılık olarak ön plana çıkıyor. IKYB’de yeni bir politik sürecin başlaması ve denklemin yeniden şekillenmesi, Kürtlerin bölgesel ilişkilerini de etkileyecektir. İran, Türkiye, Bağdat ve özellikle ABD dengesi yeniden şekillenecek. Bu nedenle KDP, seçimleri boykot etmeyi gündeme getirerek hem Bağdat üzerinden hem de Hewlêr'deki partiler üzerinden politik-psikolojik bir baskı oluşturmaya çalışıyor. KDP seçimleri boykot edip çekilir mi? Bu olasılığın son derece zayıf olduğunu özellikle uluslararası alanda destek bulamayacağını belirtebiliriz.

Türkiye’nin olası operasyona tekrardan gelecek olursak; PKK'yi askeri olarak tasfiye edilebilir mi?

Her operasyondan sonra PKK'nin askeri olarak tasfiye edildiği iddiası gündeme getirildi. Ancak hiçbir operasyonda beklenilen hedefe ulaşılamadı. Askeri operasyonlarla sorunların çözülmediği, tersine sorunların çok daha karmaşık hale geldiği yaşananlarla ortaya çıktı.  

Bugüne kadar PKK'ye yönelik binlerce askerin katıldığı büyük kara operasyonları gerçekleştirdi. Her operasyondan sonra PKK'nin askeri olarak tasfiye edildiği iddiası gündeme getirildi. Ancak hiçbir operasyon beklenilen ve istenilen hedefe ulaşamadı. Askeri operasyonlarla sorunların çözülmediği, tersine sorunların çok daha karmaşık hale geldiği yaşananlarla ortaya çıktı. PKK askeri olarak zayıflatılabilir ama tasfiyesinin pek olasılık olmadığını Genelkurmay’ın bildiği bir gerçeği oluşturuyor. 

Bölgesel ilişkiler dikkate alındığında Türkiye böyle bir operasyondan ısrarcı olur mu? 

Ankara bölgesel ve uluslararası tepkileri göze alarak bir kara operasyonuna girişmesi pekala mümkündür. Önemli olan böyle bir operasyonun yansımalarıdır. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kuzey ve Doğu Suriye ve IKBY sınırları içerisinde 30 kilometre derinlikte askeri olarak kalıcı bir pozisyon almayı planlamaları, bölgesel ilişkilerde karşılığı farklı olabilir. Örneğin bölgesel denklem ve rekabet dikkate alındığında PKK’nin yeni askeri teknolojiyi kullanması ve güçlenmesi de kimseye sürpriz gelmemelidir. Irak ve Suriye üzerinden yürütülen askeri, politik rekabette Ankara’ya karşı PKK’nin askeri olarak desteklenmesi ve güçlendirilmesi sağlanabilir.

Tüm bu anlattıklarınız dikkate alındığına; Türkiye tam olarak ne yapmak istiyor?

Cumhurbaşkanının ifade ettiği gibi; Türkiye'nin dış politikasının önemli faktörlerinden biri olan "ya büyüme ya küçülme" tezinin yeniden hayata geçirilmesi olarak değerlendirebiliriz. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "30 kilometre derinlikte kalıcı güçler oluşturmalıyız" veya "teröristan" kurulmasına izin vermeyiz tezinin arka planı söz konusu alanlarda askeri güç kullanarak, kalıcılaşmak. Böylelikle defacto bir durum yaratarak genişleme stratejisini hayata geçirmektir. Ankara'nın büyüme stratejisini hiçbir şekilde hayata geçirme koşullarının olmadığını, bölgesel ve uluslararası denklemin buna izin vermeyeceği, askeri güç kullanarak sorunların çözülemeyeceği, "büyüme stratejisinin" başarısız olduğu gerçeğinin görülmesi ve yanlıştan ısrar edilmemesi gerektiği de çok açıktır.

Kara operasyonu çözüm değilse eğer sorunların çözümü için hangi adımlar atılmalı? 

Ankara'nın bölgesel değişimleri doğru okuyarak, askeri çözüm yerine politik ve diplomatik çözümleri ön plana çıkartması gerekiyor. Türkiye'nin iç politikasının önemli bir sorunu olan Kürt meselesini yine kendi iç dinamikleri ile çözmesini esas alması gerekir. Ankara'daki politik karar vericiler, Ankara'nın yıllarca sürdürdüğü düşük ve orta yoğunluklu savaşta binlerce insan yaşamını yitirmesine rağmen sorunun halen çözülemediği görülmektedir. Bu nedenle tarafların iç politik dinamikleri dikkate alarak, sorunu parlamentoda ve demokratik siyaset içinde çözmeye odaklanmaları gerekiyor. 

Askeri çözüm yerine politik ve diplomatik çözümler ön plana çıkarılmalı. Kürt meselesi askeri olarak değil, politik gerçekler esas alınarak çözülmelidir. 

Türkiye'nin Kürt meselesini askeri yöntemlerle çözmekten ısrar etmesi, sorunun bölgesel ve uluslararası boyut kazanmasına zemin hazırlamaktadır. Askeri operasyonlarda ısrar etmek, Filistin meselesi gibi bölgesel ve uluslararası aktörlerin sürece müdahil olması ve çözümün uluslararasılaşmasına neden olur. Zaten Kürt sorunu fiilen bölgesel ve uluslararası bir düzeye gelmiş bulunuyor. Politik stratejinin en başarılı yanı gerçeği görüp objektif kararlar almak ve ona göre hareket etmektir. Sorun askeri olarak değil, politik gerçekler esas alınarak çözülmelidir. Bunun yolu demokratik siyaseti geliştirmektir.