Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Emek ve Ekoloji Komisyonu Sözcüleri Sevtap Akdağ ve İbrahim Akın,  Erzîngan’ın Licik ilçesi Çöpler Madeni'nde yaşanan toprak kaymasına dair hazırladıkları raporu açıkladı. Rapor, partinin genel merkezinde düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. 

‘YAŞANAN EKO-KIRIMDIR’

Toplantıda konuşan Akdağ, yaşanan durumun eko-kırım olduğunu söyledi. AKP-MHP’nin sermayenin ve çok uluslu şirketlerin çıkarları uğruna ülkeyi bir bütün olarak rant ve ucuz kaynak alanına dönüştürdüğünü ve yaşananın da bu nedenle olduğunu  söyledi. Durumun suç olduğunu ifade eden Akdağ, “Siyanür dağının kopmasıyla meydana gelen facianın üzerinden 4 gün geçmesine karşın, milyonlarca ton siyanürlü çamurun altında kalan 9 maden emekçisine bugün halâ ulaşılamamış durumda. İliç’te gerçekleşen şey, işleneceğini herkesin bildiği ama önlemek için kimsenin hiç bir şey yapmadığı bir cinayet öyküsüdür. Toprağı, havayı, suyu kirleterek zehirli atıkları geniş bir coğrafyaya yayan bu facia, aynı zamanda göz göre göre işlenmiş bir iş cinayetidir” dedi.

‘TOPRAKLARINDAN KOPARILDILAR’

Yöre halkının adım adım ve sistematik bir biçimde topraklarından koparıldığını belirten Akdağ, “Bölgede tarımsal üretim durmuş ve tarımsal üretimin sona ermesiyle işsiz kalan bölge halkı da büyük şirketlerin ölüm saçan madenlerinde kölelik koşullarında çalışmak zorunda bırakılmıştır. İnsanların yaşadıkları alana yabancılaştırıldığı zincirleme bir sömürü ve cinayet sistemi ile karşı karşıyayız” diye kaydetti.

‘24 SAAT DOĞA KATLİAMI DÜZENİ’

Liçik topraklarının, meraların, orman bölgelerinin şirketler tarafından işgal edildiğinin altını çizen Akdağ, bu şirketlerin açtığı maden ocakların işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini hiçe saydığı ve 24 saat esasına göre üretim yaptığını belirtti. Akdağ, “Facianın meydana geldiği Çöpler Altın Madenindeki istihdamda taşeron sisteminin kullanıldığını, 2400 üzerinde işçinin 8’er saatlik 3 vardiya şeklinde çalıştırıldığını cinayeti işleyen şirket tarafından açıklanmıştır. Yani burada, 24 saat boyunca hiç durmadan devam eden, bir doğa katliamı ve sömürü düzeni kurulmuştur. Holdingler, üzerinde yaşadıkları toprak parçası dâhil her şeyini elinden aldıkları insanları hayati tehlike altında, kölelik ücreti ile çalıştırmakta ve işçilerin kanının bulaştığı tonlarca altından elde ettikleri paralarla servetlerine servet katmaktadırlar” ifadelerini kullandı.

‘HALKIN PARASI İLE FİNASE EDİYOR’

Anagold Şirketinin bir kalemde silinen 7,2 milyon dolarlık vergi borcuna dikkati çeken Akdağ, “Bizden çaldıklarıyla kendilerine servet yaratıyorlar ve o serveti kullanarak hayatlarımızı yok ediyorlar. Devlet, halkın cebinden çıkan vergilerle büyük holdingleri finanse ediyor, bu holdingler yoksul insanların bulunduğu bölgelerdeki tarım topraklarına, meralara, ormanlık alanlara çörekleniyor ve o bölgeyi yaşanamaz hale getirdikten sonra kendi toprağına yabancılaşmış insanları madenlerde ücretli köle haline getiriyor” diye belirtti.

‘TÜRKİYE’NİN ÇERNOBİLİ’ 

Tonlarca siyanür ve zehrin toprağa sızdığını söyleyen Akdağ, “Hem sulara hem de havaya karıştı. Şu an Erzincan çevresinden başlayıp, Basra Körfezine kadar devam eden Fırat Havzası, büyük bir eko-kırım cinayetinin yaşandığı yer haline gelmiştir. Siyanür çok zehirlidir ve çok kolay buharlaşır. Madenden yayılan zehir şu an bölgenin üzerindeki bulutlara kadar ulaşmış durumdadır. Uzun yıllar boyunca temizlenmesi mümkün olmayan bir hava, su ve toprak kirlenmesi ile karşı karşıyayız. İşte bu yüzden İliç, adeta Türkiye’nin Çernobil’i olmuştur. Bunu yapan yerli ve yabancı şirketler bir ahtapot gibi hareket ediyor. Dışarıdan baktığınızda bunlar, birbirinden farklıymış gibi görünüyor ama aslında ortak bir gövdede birleşen bir ahtapotun değişik kolları bunlar” dedi.

‘BÜYÜK ZARARLAR VERECEK’

AKP’nin iktidara geldiğinden beri Maden Yasası’nı 22 defa değiştirdiğini ve Liçik’te meydana gelen katliam esnasında bu yasanın Meclis’te tekrardan tartışıldığını anımsatan Akdağ, “Öte yandan, kimyasal atıkların biriktirildiği havuzların bulunduğu yerlerin çoğu aynı zamanda aktif fay hattı üzerinde bulunuyor. En küçük bir sarsıntıda bölgede yıkım olmasa bile bir deprem yıkımından daha büyük zararlar verecek kimyasal kirlenmeler meydana gelebilir. Çünkü böylesi bir kirlenme toprağı, suyu, havayı yani tüm ekosistemi zehirleyebilecek niteliktedir. Türkiye’de bugün yeni maden bölgeleri için verilen ya da verilmek üzere olan en az 560 bölge var. Bunların kaçında kimyasal madencilik yapılacak tam olarak belli değil. Ancak bazı bölgelerde bu olasılık yüksek. Şu an Türkiye’de, farklı bölgelerde olmak üzere ağır metal atıklarının biriktirildiği yaklaşık 20 adet havuz var. Yani, her an başka bir siyanür cinayeti veya ağır metal kirlenmesi ile yüz yüze gelebiliriz” diye kaydetti.

Licik’teki ‘kapasite arttırımı’nda 3 yıl sonra yürütmeyi durdurma kararı Licik’teki ‘kapasite arttırımı’nda 3 yıl sonra yürütmeyi durdurma kararı

‘SORUMLULAR HESAP VERMELİ’

Akdağ, “Devlet elindeki olanakları sermayeye, şirketlere, holdinglere peşkeş çekmek yerine halkın sağlıklı ve güvenli bir ortamda yaşaması için kullanmalıdır. Madenlerde kölelik koşullarında çalıştırılan insanlar devlet olanakları ile adil ve güvenilir bir şekilde daha insani koşullarda çalışacak işlerde istihdam edilmelidir. Kırsal alanlardaki tarımsal üretim desteklenerek insanların ücretli köleliğe mahkûm edilmesinin önüne geçilmelidir. Yapılması gereken çok şey var ama İliç özelinde ilk olarak şunlardan işe başlanabilir: İliç’teki faciaya neden olan maden şirketinin ruhsatı iptal edilmelidir. İliç’teki maden derhal kapatılmalıdır. İliç eko-kırım cinayetinin tüm sıralı sorumluları sebep oldukları yıkımın hesabını vermelidir.”

Akdağ’ın raporu açıklaması ardından Akın da yaşananlara ve sorumlulara değindi.