Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dîlok İl Örgütü, 2’nci Olağanüstü Kongresi’ni gerçekleştirdi. Şehitkamil ilçesinde bulunan bir düğün salonundaki kongreye, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi de katıldı. Divan üyelerinin seçilmesinin ardından demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler anıldı. 

Kongrede gündeme dair gelişmeleri değerlendiren Bakırhan, dünyada yaşanan savaşlara değindi. "Halkları yok sayan bu sistemlere karşı her zaman birlikte direneceğiz" diyen Bakırhan, ülkenin içerisinde olduğu ekonomik krize dikkati çekti. 

Bakırhan Bingöl Bingöl'de konuştu: '31 Mart'ta Gültan başkanlara, Selahattinlere müjde vereceğiz' Bakırhan Bingöl Bingöl'de konuştu: '31 Mart'ta Gültan başkanlara, Selahattinlere müjde vereceğiz'

Krizin savaş ve kayyım politikalarından bağımsız olmadığını kaydeden Bakırhan, şunları söyledi: "Türkiye’nin gündemi çok yoğun; saray medyasını izlediğiniz zaman güllük gülistanlık içerisinde yaşadığınızı sanırsınız. O kanallara, oradaki yorumculara, hükümetin temsilcilerinin yaptığı konuşmalara bakılırsa durumumuz çok iyi. Gerçekten geçinebiliyor muyuz, özgür müyüz, düşüncelerimizi özgürce dile getirebiliyor muyuz? Talanı, yalanı ve bu soygun düzenini eleştirebiliyor muyuz? Dolayısıyla sarayın gündemiyle sarayın kalemşörlerinin gündemleriyle Antep halkının Türkiye halklarının gündemi aynı değildir. Sarayın gündemi ile yoksul ezilen kentine siyasi iradesine kayyım atanan Kürdün gündemi aynı değildir. Sarayın gündemi ile 10 bin liralık maaşıyla geçinmeye çalışan emeklinin gündemi aynı değildir."

‘DÎLOK DAİŞ’İN MERKEZİ OLDU’

AKP yönetimindeki Dîlok’un "DAİŞ'in merkezi" haline geldiğini söyleyen Bakırhan, “Dîlok sanayi kentidir' diyorlar. Elinizi vicdanınıza koyun, sanayi kenti ise niye yoksulsunuz? Hani Antep sanayi kentiydi, niye gençleriniz işsiz, iş bulamıyor. Peki gastronomi kenti ise fıstığını üreten, baklavasını yapan, kebabını yapan emekçiler acaba rahatlıkla bu gastronomi ürünlerini tüketebiliyorlar mı? Hayır. Antep marka kentidir ama AKP’nin dediği biçimde bir marka değil. IŞİD’in kol gezdiği, örgütlendiği, bütün saldırıların örgütlendiği bir kent haline getirildi. Demokrasi desen yok, iş desen yok, insanlar umutsuz ve geçinemiyor. Ama onlar Antep’in marka şehir olduğunu idida ediyorlar. Marka yoksullukla olmaz, ret ve inkarla olmaz. Demokrasi ile olur” ifadeleri kullandı. 

KÜRTÇE TİYATRO YASAĞINA TEPKİ  

Kürtçe tiyatro oyunu Qral û Travis’in Antep Zeugma Müzesi tarafından yasaklanmasına tepki gösteren Bakırhan, “Kürtçe tiyatroya yer vermeyen zihniyet Japonya’da Kürtçe eğitim olmasın diye kriz çıkarıyor. Kürt gençlerinin burada oynayacağı bir tiyatro oyunu vardı; Kral û Travis diye bir oyun. Bugün Kürtçe tiyatro yaptıkları için Antep’te kendilerine İl Kültür Müdürlüğü için salon verilmedi. Kürdün tiyatrosunu, dilini yok sayan bu anlayışa marka kent diyebilir miyiz? Demokrasi kenti diyebilir miyiz? Japonya'da yaklaşık 15 bin civarında bir Kürt topluluğu var. Kürtler, Japonya devletinden anadillerinde eğitim görmek istediklerini söylediler. Japonya Milli Eğitim Müdürü de Kürt çocuklarının anadillerinde eğitim görmesi onlara öğretmenler buldu. Burada Kürt tiyatrosuna karşı çıkanlar Ahmedê Xanî ismine, Celadet Bedirxan ismine karşı çıkanlar ne yaptılar? Japonya devletiyle kriz yaşadılar. Neymiş Mahakanlı çocuklar Japonya’da niye Kürtçe konuşuyormuş. Yahu bu ülke sadece kendi sınırları içerisinde yaşayan Kürde düşman değil. Sibirya'da ve Japonya'da, dünyanın neresinde olursan Kürt lal olsun dilini konuşmasın kendi iradesini seçmesin diyor" şeklinde konuştu. 

‘MUHATAP ABDULLAH ÖCALAN’DIR’

Kürt sorunun demokratik yollardan çözülmesi gerektiğini vurgulayan Bakırhan, sorunun çözümü için muhatabın Abdullah Öcalan olduğunu söyledi. Bakırhan, şunları söyledi: “Kürt meselesi nasıl çözülür? Kürt meselesi dilimizin, kültürümüzün ve politik tercihlerimizin yaşam bulmasıdır. Kürt meselesi, Kürtlerle çözülür. Bu ülkenin ortak aklıyla çözülür. Bu ülkedeki bütün siyasi partilerin toplumsal örgütlerin katıldığı bir zeminde çözülür. Türkiye’nin rahat nefes aldığı iki yıl vardı; 2013-2015 arası çözüm süreciydi. Hatırlarsınız asker cenazeleri, silahlı güçlerin gençlerin cenazeleri gelmiyordu. Türkiye ekonomisinin pik yaptığı, insanların geleceğe umutla baktığı, kamplaşmanın ve kutuplaşmanın olmadığı bir iki yıl yaşadık. Sayın Öcalan, dedi ki demokratik bir cumhuriyette birlikte yaşayalım. Devlet aklı da buna ya inandı ya da işine geldiği için çözüm masası kurdu. Bu topraklar bizim, yüzyıldır inkar ettiniz, yok saydınız neyi çözdünüz? Şimdi birlikte yaşamak dışında şansımız var mı? Bizim gidecek başka evimiz yok. Bu topraklarda bin yıllardır birlikte kardeşçe yaşıyoruz. Bugünkü ırkçı, milliyetçi, yok sayan, reddeden yönetimler bir gün gidecek. Hiç bir şey sonsuz değil, hiç bir zulüm daim değil. 

ÇÖZÜM ÇAĞRISI

Kürt sorununu çözmeyenler bu ülkenin düşmanlarıdır. Kürt meselesini çözmeyenler asıl bölücülerdir, bu halkları karşı karşıya getiren ve düşmanlaştıran bir anlayışa sahiptirler. Kavga yeter, aşımızdan ekmeğimizden bu savaşa paralar gitmesin. Ne olsun; Kürt anasını görsün, dilini konuşsun, seçtiği iradesiyle kendini yönetsin. Niye yanaşmıyorlar? İşlerine gelmiyor. Tekrar bu ülkenin geleceği için tekrar iktidarı ve varsa devlet aklını çözüme, müzakereye, Kürt sorununu demokratik yollarla çözmeye davet ediyorum” dedi. 

Konuşmalardan sonra raporlar okundu. Dîlok İl Eşbaşkanlığı görevine, Hacer Ayhan ve Mehmet Satan seçildi.