Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü havzasında sıcaklığın yükselmesine bağlı buharlaşmanın artması nedeniyle başta göl olmak üzere birçok baraj, akarsu ve su kaynaklarının seviyesinde yıl boyunca düşüş yaşanırken, kayyım tarafından resmi kurumlara peşkeş çekilen göl, etrafında kurulan maden ve taş ocakları nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Tüm bu tahribatlara karşı “ekolojik kentlerin” hayata geçmesi için mücadele verdiklerini belirten Van Tarihi Eserleri Koruma Araştırma ve Geliştirme Derneği (ÇEVDER) Eşbaşkanı Arzu Dinçer, bölgede yaşanan tahribata dair değerlendirmelerde bulundu.  

Van protestolarında 30 kişi tutuklandı Van protestolarında 30 kişi tutuklandı

‘Kar kenti Wan’da kar yok’

Dünyanın iklim krizi ve küresel ısınma tehlikesiyle ile karşı karşıya olduğunu belirten Arzu, kışın kar yağışının yoğun olduğu Wan kentinde şubat ayının ortalarına geçilmesine rağmen kar yağışının tahminlerin çok altında seyrettiğini söyledi. Kar yağışlarının olmayışının akarsu ve yeraltı suları üzerinde olumsuz etki oluşturduğuna dikkat çeken Arzu, “Bu nedenden dolayı Van Gölü’nde metrelerce çekilme görülmekte ve her an metrelerce çekilme gözlemlenmekte” dedi.

Van Gölü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya

Küresel ısınmanın yanı sıra Van Gölü’nün insan eliyle de kirletilmesinin günden güne arttığına dikkat çeken Arzu, “Gölde 56 bin metreküplük bir kanalizasyon atığı ve evsel atık bulunuyor. Bu durum da kirliliğin her geçen gün artmasına neden oluyor. Gölü besleyen 19 büyük akarsu mevcut ve bu akarsuların yerleşim yerlerine yakın olmasından kaynaklı evsel atıklar gelişi güzel atılıyor. Bu nedenle hem kirlilik hem de küresel ısınmadan kaynaklı göl yok olmakla karşı karşıya” sözlerine vurgu yaptı.

‘Kumsalların tamamı resmi kurumların işgali altında’

Kirliliğin yanı sıra gölün Westan sınırları içindeki İn Köyü’nden Êrdiş ilçesine bağlı Karatavuk Köyü’ne kadar dört yüz otuz metrekarelik alanının sahil niteliğinde bulunan tüm yerlerinde kıyı kanununa rağmen konut ve resmi kurumlar tarafından işgal edildiğini  söyledi. Kıyıların işgal edilmesinin canlıların suya erişimini de olumsuz etkilediğini kaydeden Arzu, “Van Gölü’nün etrafında sadece kıyı işgali değil, kıyıya yakın taş ocakları, maden ocakları ile gölü besleyen önemli akarsularının üzerine de HES’ler kurulmuş durumda” ifadelerini kullandı.

‘HES’ler ve sulama barajları ekolojik tahribata yol açıyor’

HES’lerin gölün kirlenmesinde aktif rol aldığına dikkat çeken Arzu, “Su döngüsünün azalmasına neden olmakta. Van’da Ayrancık HES, Zilan HES, Muradiye şelalesinde bulunan HES ve göl çevresinde birçok HES bulunmakta. Bundan sonra yapılacak HES’ler de aynı şekilde doğa tahribatına neden olacaktır. Enerji bazlı HES’lerin yanı sıra barajlar da ekolojik tahribata neden oluyor. Küresel ısınmadan dolayı Van Gölü kadar kıymetli olan İnci Kefali balığı göç dönemlerinde ciddi anlamda olumsuz etkilenmekte. Balık sayısında azalma olduğunu görebiliyoruz” şeklinde konuştu.

Sazlık alanlar ‘Millet bahçeleri’ne dönüştürüldü

Gölü besleyen en önemli sulak ve sazlık alanların gün geçtikçe yok olduğunu belirten Arzu, kayyımların projeleri kapsamında söz konusu alanların “Millet bahçeleri”ne dönüştürüldüğünü aktardı. Kentin ekolojisi ve tarihinin korunması gerektiğini vurgulayan Arzu, “Gölde önemli adalar bulunmakta bunlarla birlikte turizme açılması gereken göl her geçen gün yok olma tehlikesi altında” sözlerini kullandı.

Yaklaşan 31 Mart seçimlerinin önemli olduğunun altını çizen Arzu, belediyelerin birincil çabalarının ekolojiye gösterecekleri hassasiyet olduğunu söyledi. Arzu, “Maalesef kentimizde çok fazla çarpık kentleşme, altyapı sorunu, yeşil alanların tahribatı söz konusu. Bu sorunlara bir çözüm bulunamadı hatta her geçen gün daha da artmakta. Belediyelerin yapması gereken yeşil alanların ve parkların çoğaltılmasını sağlamak, alt yapı sorununu gidermek, çarpık kentleşmenin önüne geçmektir. Belediyenin kıyı kanununa aykırı yapılara izin vermemesi gerekiyor. Şu an baktığımızda kıyı kanununa aykırı olmasına rağmen yapıların çok arttığını görebiliyoruz. Yerel yönetimlerin buna engel olması gerekiyor. Yerel yönetimlerin kentin hassasiyetini göz önünde bulundurarak kente dair çalışmalar yapması gerekiyor” sözlerini kullandı.

‘Ekolojiye dair en büyük kıyımı kayyım yapıyor’

“Ekolojiye dair en büyük kıyımların sebebi kayyım politikalarıdır” diyen Arzu, “Kentimizin bu kadar geriye gitmesinin nedeni kenti kayyımın yönetmesidir. Bu sebepten dolayı önümüzdeki yerel seçimler bizim için çok önemli. Seçimlerde kazanacak olan belediye başkanlarının kentin hassasiyetini göz önünde bulundurması gerekir. ‘Yaşanabilir ekolojik kentler nasıl olabilir?’ sorusu üzerine durulmalıdır. Ekolojik kentler için öncelikle yeşil alan ve parkların çoğaltılması gerekiyor. Bunları yaparken de halkın talepleri doğrultusunda yapılması gerekmekte. Bütün bu saydıklarımıza dikkat edilirse ve göl çevresinde olan yapılar durdurulup, önüne geçilirse elbette ki ekolojik kentler mümkün kılınabilir” dedi.