Türkiye’de 31 Mart yerel seçimleri geride kalırken, seçimlerin ardından gözler bir kez daha ekonomiye çevrildi. Mevcut tabloda ekonomik krizle beraber zam, işsizlik, yüksek enflasyon dalga dalga yayılırken AKP-MHP iktidarı ise sürdürdüğü savaş politikasıyla toplumdaki yoksulluğu arttırmaya devam ediyor. Ekonomist İzzettin Önder, 31 Mart yerel seçimleri ve seçim sonrası ekonomik tabloya dair Mezopotamya Ajansı'na değerlendirmelerde bulundu.

SEÇİMDE EKONOMİ FAKTÖRÜ 

Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin bugün ortaya çıkan bir durum olmamakla birlikte artarak devam ettiğini ifade eden Önder, bu krizin halkta büyük bir tepkiye yol açtığını belirtti. Bu nedenle ekonomi faktörünün yerel seçimlere ilişkin doğrudan belirleyici bir rolü olduğunu söyleyen Önder, “Ekonominin çok ince sorunları halk katmanlarında çok fazla ses getirmez ama anlık ekonomik politikalar ve anlık geçim meseleleri çok büyük ses getirir. Nitekim bu seçimde de AKP’yi genelde kaybetmiş gibi görürsek ki ben öyle görüyorum, bugün yapılan seçim her ne kadar yerel seçimde olsa merkezi durumla ilgili de partilere bir mesaj verdi. Çünkü ekonomik durum gerçekten çok kötüleşti. Bazı küçük gruplar giderek çok zenginleşti ama büyük kesimler yoksullaşmaya itildi. Emekliler, emekçiler, düşük gelirli grupları esnaf çok kötüleşti. Dolayısıyla seçimlerde ekonomi birinci derecede rol oynadı” diye belirtti.

SAVAŞ POLİTİKALARININ KRİZDE ROLÜ 

Seçim sonuçlarını doğrudan etkileyen ekonomik krizin giderek artmasında iktidarın savaş politikalarının rolüne dikkati çeken Önder, “Savaşın kendisi kapitalist sistemde bir çıkış yoludur. Buna ‘keynesyen politikalar’ da denilebilir, yani harcamaların arttırılması. Savaştaki harcamalardan ne Sayıştay ne de Danıştay hesap soramaz. Devlet hatta borçlanır, savaşı finanse eder. ‘Beka’ meselesini de onun için gündeme getiriyor zaten. Mesela İHA ve SİHA’ların sahibi Bayraktar ailesi de dünya zenginleri arasına girmiş” dedi.

Korucu cinayetinde 2 tutuklama Korucu cinayetinde 2 tutuklama

'AKP’DEKİ ÇÜRÜME MAYIS SEÇİMLERİNDE BAŞLADI' 

Seçimlerde AKP-MHP iktidarının gerilemesinin salt ekonomik krizle de sınırlı olmadığını söyleyen Önder, “İktidarın yanlış tutumundan dolayı yerel idarelere halkımız biraz da sahip çıktı. Örneğin, direkt müdahale ile demokrasiye aykırı kayyım atamaları başta olmak üzere, bir bölgenin imara müsait hale getirilmesi veya kaldırılması vs., bu etkenlerin hepsi merkezi idareye yönlendirilen tepkilerdi. 14-28 Mayıs genel seçimleri ile bugün arasında ne değişti diye sorulursa, AKP’nin gerilemesini o zamana bağlıyorum. 

Önceki seçimden şuan elimizde herhangi bir rakam olmadığı için konuşmamız doğru olmaz ama orada da çok önemli manipülasyon yapılarak kazanılmıştı. Yani bugün bir başkanlık seçimi olsa ben aynı oyları alabileceği kanaatinde değilim. Tabii karşısına çıkacak aday da önemlidir. Geçen dönem karşısına çıkan çok fazla ciddi bir aday yoktu, fakat bütün bu olumsuzluklara rağmen daha o dönemde erime ve çürüme başlamıştı. Ancak tıpkı hastalıklar gibi tam kırılma noktasına gelmemişti” şeklinde değerlendirdi. 

'KÜRT SORUNUNU YALNIZCA HALKLAR ÇÖZEBİLİR' 

Kürt sorununun çatışma politikalarıyla sürdürülmesinin de seçim sonuçlarına doğrudan etki ettiğini vurgulayan Önder, gelinen aşamada iktidarın “Beka sorunu” söyleminin de karşılık bulmadığını söyledi. 

Önder, sözlerine şöyle devam etti: “AKP iktidarı, PKK üzerinden ‘Türkiye'yi bölecekler’ lafıyla çok fazla oy yükseltti ki vaktiyle Tansu Çiller de bunu yaptı. Fakat bu sonuç alınacak bir şey değil. Bu yanlış bir politika ve halkı aldatma meselesidir. Türkiye Kürt sorunu meselesini savaşla yenemez ki savaşla da yenmemesi lazım. Bu meselenin oturup konuşulması lazım. Çünkü bu bir halklar meselesidir. İktidar ne kadar güçlü olursa olsun bazılarının ‘bu sorunu AKP çözer’ yorumu yanlış bir şeydir. Bu sorunu parti veya liderler değil, halklar ve halkların birleşmesi çözer. Eğer liderler sorunun çözümünü istemiyorlarsa ki bunu yapıyorlar durmadan düşman gösterirler. Düşman gösterdikçe de halklar düşman olmaya başlar. Liderlerin savaşla çözme yönünde değil, birleşme yönünde hareket etmeleri lazım. Ortaya çıkan seçim sonuçları Türkiye açısından iyi bir işaret.” 

AKP’NİN ORTA ANADOLU’DA TUTUNMASININ NEDENLERİ

AKP’nin Türkiye genelinde oy kaybetmesiyle beraber gelinen aşamada İç Anadolu’ya sıkıştırıldığını ifade eden Önder, “Her hükümet iktidara gelirken kendisini bir şeylere dayandırır. AKP de başa geldiğinde Orta Anadolu’yu biraz besledi. Orta Anadolu’ya baktığımızda Türkçülük, Türk-İslam anlayışı oranın kökeninde vardır.  Orta Anadolu’da gericilik ve dincilik çok yaygındır. Dolayısıyla AKP’nin orada tutunması çok normal. Ve tabi orada henüz yıkılmamış bir orta sanayi grubu vardır. Dinciliği söküp atacak bir sanayileşme henüz oraya giremedi. Sanayileşmenin olmadığı yerde işçi emekçi oturmadıkça, orası gericilikten vazgeçmez. Makine başına geçtiği zaman sömürüldüğünü anlayabilir ve gericiliği bırakabilir ve biraz daha fazla düşünmeye eğilimli olmaya başlayabilir” diye belirtti. 

'AKP İKTİDARA GELMEDİ, GETİRİLDİ' 

“Türkiye İMF’nin ‘2000 Programı’ ile iktidara getirildi” diyerek AKP’nin bir proje partisi olduğuna ve bahsi geçen tüm olumsuz gelişmelere rağmen hala iktidarda olmasının da bu durumla doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çeken Önder, “Bakın iktidara geldi değil, getirildi diyorum. Yani halk seçti evet ama belli manevralarla oldu bütün bunlar. 2000 Programı Türkiye’yi sömürgeleştirme programıdır. Türkiye’yi sanayisizleştirerek, dışarıya bağımlı hale getirdiler. Demek istiyorlar ki, ‘siz çalışıp biraz biriktirin ve tarım da dahil siz üretmeyin bizden alın malları. Çünkü biz üretiyoruz ve bize pazar lazım.’ Ve tabi bir de ‘Ilımlı İslam projesiyle, ‘siz Müslüman olun, namaz kılın oruç tutun ama onun felsefesini kurcalamayın diyorlar. Bu İslam felsefesini bizzat saptırmaktır. Çünkü İslam felsefesinde komşun açken tok yatmamalısın demek, ona çorba vermek değil neden bu sistemde komşum aç diye düşünmek demektir. Bu sistem bunu yapıyorsa bu sistemde yanlışlık var diyebilmektir. Çünkü İslam felsefesinin özündeki tanrının verdiği nimetlerin eşit bölüştürülmesi gerekliliği noktasında uyanırsa işte o zaman bu Batı için bir tehdittir” dedi. 

YABANCI GÜÇLER İKTİDAR İLE DOĞRUDAN İLGİLENİYOR

Önder sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünya kapitalizmi eridikçe yeni sömürmek için yeni kaynaklar aranır tıpkı Afrika’yı sömürdükleri gibi. Türkiye’de gelinen aşamada kapitalizme epey yanaşmış bir ülkedir.  Türkiye sömürülebilecek bir ülkedir ki yer altı kaynakları noktasında iktidar yabancı şirketlere 100’ün üzerinde yerde arama izni verdiği için şuanda bu sömürü yapılmaktadır zaten. Hal böyle olunca iktidarlarla doğrudan da ilgilenirler. Erbakan’ın partisinde adeta bir cenin çıkartılır gibi bunlar çıkartıldılar ve en fazla 10 ayı geçmeden iktidara getirtilip 20 senedir ülkenin başındalar. 

Peki ne oldu geldiklerinde? Türkiye’nin kuruluşundan bu yana edinilen borçların çok daha fazlasını 20 sene içerisinde yaptılar. Bütün kitler satılıp, yabancılarla ortaklık yapıldı. Bütün bunlar Batı sermayesinin Türkiye’yi işgalidir aslında. O yüzden biz bugün böyle bir fakirlik içerisindeyiz ve bu fakirliği daha çok çekeceğiz. Çünkü yabancılarla yapılan bu anlaşmalar döviz üzerinden sabit şekilde ödeme vaadiyle yapılıyor. AKP’nin iktidarda kalmak istemesinin bir diğer nedeni de kaybettiğinde ne tür anlaşmalar yaptığına dair birtakım foyalarının ortaya çıkmasını istemiyor.”

‘SONUÇLAR İYİ AMA KISA VADEDE DEĞİŞİM ZOR’

Tüm bunlara rağmen seçimlerde ortaya çıkan tablonun Türkiye halkları açısından önemli bir gelişme olduğunu ifade eden Önder, ancak bu gelişmelerin ekonomi alanında kısa vadede büyük bir değişiklik yaratmasının zor olduğunun altını çizerek sözlerini şöyle noktaladı:  “Toplumların hareketlenmesi bir araba gibi saatte 100 km’ye çıkabilecek bir şey değildir. Osmanlı’nın kul olma, iktidara karşı gelmeme anlayışı bizde hakim. Bu nedenle İslam’ı da bu açıdan bir kölelik, boyun eğme şeklinde anlıyoruz. Nesillerin değişmesi 100-150 yıl kadar daha zaman alabilecek bir şey. Dolayısıyla AKP bugün iki önemli damarı tutturmuştur. O da dincilik ve Türk- İslam sentezidir ki o yüzden MHP ile yan yana gelebildi. Bunlar Osmanlı’dan arta kalan çok önemli akımlardır ve hala da çok güçlü akımlardır. Yerel seçimlerde ortaya çıkan sonuç evet güzel bir işaretti ama kısa vadede bir şeyleri değiştireceğine inanmıyorum.”

MA / İbrahim Irmak