Cumhur İttifakı’nın yenilgisiyle tarihe geçen 31 Mart yerel seçimleri, sonuçları itibariyle tartışılmaya devam ediyor. 4 milyondan fazla oy kaybeden AKP’nin ikinci parti konumuna düştüğü, MHP’nin güç kaybettiği, İYİ Parti’de istifaların başladığı seçim tablosu içerisinde, CHP elde tuttuğu İstanbul ve Ankara’nın yanına yeni belediyeler ekleyip sandıktan birinci parti olarak çıkarken, bölge kentlerine taşınan polis ve askerlerle çıplak biçimde kendisini gösteren usulsüzlüklere rağmen büyük bir başarıya imza atan DEM Parti ise, batıda “kent uzlaşısı” temelinde kullanılan stratejik oylarla seçimlerin sonucu belirledi.

Gazeteci Kemal Can, sandıktan çıkan sonuçları ve bu sonuçların bugünden yarına olası etkilerini Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi.

Kaplan suç örgütüne ilişkin 20’si tutuklu 61 sanığın yargılamasına devam edildi Kaplan suç örgütüne ilişkin 20’si tutuklu 61 sanığın yargılamasına devam edildi

‘TÜRKİYE’NİN SİYASİ HARİTASI DEĞİŞTİ’

31 Mart seçimlerinin yerel özelliklerinin yanı sıra genel siyasetin dengesi açısından çok ilginç sonuçlar doğurduğunu söyleyen Kemal Can, seçimlerin Türkiye’nin siyasi haritasının büyük ölçüde değiştirip iktidarın bir süredir yaşadığı erimeyi net bir biçimde ortaya koyduğunu dile getirdi. Can, bu duruma 14 Mayıs seçimleriyle kıyaslandığında iktidarın yaklaşık 7 milyona yakın bir oy kaybetmesini gösterdi.

‘DEM PARTİ İKTİDARA KAYBETTİRMEDE AKTİF ROL OYNADI’

Muhalefet cephesinde DEM Parti’nin oylarını korumanın yanı sıra daha önce kayyım atanan belediyeleri yeniden kazandığına işaret eden Can, “Yerel seçimlerde DEM Parti hem oylarını korudu hem de iktidara kaybettirmede aktif rol oynadı. DEM Parti, çok zor olan bu iki fonksiyonu bir arada yürütmeyi başardı ve böyle bir sonuç ortaya çıktı. Bu tabloya baktığımızda ana sonucun iktidarın oy kaybının devam eden istidadı gösteren bir seviyeye vardığını söyleyebiliriz. Geçen yılki seçimin moral bozukluğuna rağmen muhalefet seçmeninin yine inisiyatif alarak muhalefetin iki aktörü olan CHP ve DEM Parti’yi güçlü temsilciler olarak tutma tercihini kullandığını söyleyebiliriz” dedi.

Sistem içi muhalefette ise, CHP dışındaki partilerin iddialarının karşılığını veremediğini belirten Can, “Özellikle sağ tabanda iktidar çözümlemesini muhalefet bloğuna taşıyacağı iddiasında olan bütün partiler, İYİ Parti başta olmak üzere hiçbir varlık göstermedi, hatta yok olma eşiğine geldi” diye konuştu.

‘İKTİDAROY KAYBETMEYE BAŞLADI’

İktidarın aslında çok uzun zaman önce oy kaybetmeye başladığını, fakat taktik alanda siyaseti ve rakiplerini baskı altına alarak bunu önlemeye çalıştığını ifade eden Can, iktidarın oy kaybetme nedenlerini şöyle açıkladı: “İktidarın 31 Mart seçimlerinde oy kaybetmesinin nedenlerinden biri, rakiplerini kontrol etme imkânlarını artık kullanamaması ve kendi seçmeninin kimlik sayımı ya da blok oy kullanma tarzını bırakıp memnuniyet ve rahatsızlık nedeniyle kullanması oldu. Bu da çok dramatik oy kayıplarının yanı sıra Türkiye coğrafyasında çok dar bir alana doğru sıkışan iktidar tablosu oluşturdu. İktidarın bu oy kaybını aynı ölçüde devralan bir muhalefet olduğunu söyleyemeyiz. Yani muhalefet açısından ciddi bir oy artışı söz konusu ama bu iktidarın kaybettiği bütün oyun blok değiştirdiği anlamına gelmiyor. Ama en azından bu potansiyelin varlığı görünüyor diyebiliriz. Dolayısıyla sonuçları okurken sadece muhalefetin performansı ya da sadece iktidarın eksik bıraktıkları üzerinden yapılacak değerlendirmeler eksik kalır. Tüm bunların birlikte düşünülmesi gerekir.” 

Gazeteci Can, bunlarla birlikte iktidar açısından kayıp yaratan en önemli faktörün kendi tabanındaki seçmen memnuniyetini ve temel sorunlarına çözüm üretmeden sadece kutuplaştırma siyaseti üzerinden politika yürütmesi olduğunun altını özellikle çizdi. 

‘SEÇMEN POZİSYON ALDI’

Muhalefet açısından bakıldığında ise, “içeriği son derece muğlak, kendi içerisinde paylaşım sorunlarına neden olan yapay ittifaklar yerine, doğrudan bu iktidarın gitmesi üzerine kurgulanmış ve biraz daha kendine güvenen tavır alışın önemli etkiler oluşturduğunu” ifade eden Can, bunlarla birlikte en belirleyici etkinin seçmenin siyasi aktörlerin durumuna bakmaksızın pozisyon alması olduğunu vurguladı. 

Can, “Hem iktidarı destekleyen seçmen, hem de muhalefeti destekleyen seçmen bunu aracılar vasıtasıyla değil de doğrudan kendisi bir tercih olarak gösterdi. Bence seçimin önemli noktalarından biri de buydu” dedi.

‘MUHALEFETİN ‘YOL HARİTASI’ BELİRLİ OLACAK’

Seçim sonuçlarının Türkiye siyasetini nasıl etkileyebileceğinin muhalefet aktörlerinin nasıl bir “yol haritası” çizeceklerine bağlı olduğunun altını çizen Can, “Bu seçimin sonuçlarının genel siyaseti ve Türkiye'deki demokratikleşme mücadelesini nasıl etkileyeceğini, sadece aritmetik sonuçlarla kestiremeyiz. Asıl seçimden sonra aktörlerin, seçim sonuçlarından nasıl bir okuma yaptığı ve politik rotalarını nasıl belirleyecekleri önümüzdeki süreci şekillendirecektir. Dolayısıyla demokrasi mücadelesinin de bu anlamda nasıl evirileceğini süreç içinde göreceğiz” diye konuştu.

Can, sözlerini şöyle sürdürdü: “14 Mayıs seçimlerindeki ittifak programı içerisinde lafı çok geçmesine rağmen içselleştirilmiş bir demokrasi talebinin yükseldiğini görmedik. Bu seçimde de yaşanan bütün travmalara, hayal kırıklıklarına rağmen, halkın iktidara karşı direnç gösterdiğine tanık olduk. İktidar kendi tabanını tutmakta zorlandı. İktidarın bir kısım oylarını, hala bloğu içinde bulunup bulunmadığı tartışmalı olan Yeniden Refah Partisi’ne kaptırdı,  bir kısmının ise oy vermedi. İktidarın kalıcı bir biçimde kayıp yaşayıp yaşamayacağı bundan sonra atacağı adımlara bağlı. Aynı şekilde muhalefet, özellikle CHP bu galibiyeti sadece başarının kapısını açan bir işaret olarak görüp siyaseti özgürleştiren, demokratikleştiren adımları atmayı başaramazsa daha önce de örneklerini gördüğümüz gibi sonuca ulaşamaz.”

‘SÜRECİ DEĞİŞTİRECEK OLAN MUHALEFET’

Kemal Can, DEM Parti’nin kentteki 14 belediyi de kazandığı Wan’da, Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı seçilen Abdullah Zeydan’a yönelik kurulan “siyasi pusu”nun ise, iktidarın önceki politikalarına benzer bir çizgiden devam etmek istediğini gösterdiğini vurguladı.

Can, “Kayyım atamalarına karşı Türkiye siyasetinin diğer aktörlerinin aktif bir biçimde bunun bir demokrasi ve milli irade sorunu olarak görüp, bunu muhalefet mücadelesinin bir parçasına dönüştürmesi gerekir. Muhalefetin bu konudaki tutumu, özellikle CHP sözcülerinin almış olduğu aktif rol önemliydi. Eğer böyle davranılırsa iktidarın kayyum atağı sonuçsuz kalır.  Burada süreci değiştirecek olan iktidarın değil, muhalefetin nasıl tavır takınacağı ve hangi araçlarla bu sürece müdahale edeceğidir” diye belirtti.

AKP’nin tek başına iktidar olamadığı 7 Haziran seçimlerini hatırlatan Can, seçimlerin akabinde iktidarın Kürt seçmenleri hem kayyum politikasıyla, hem bölgedeki diğer uygulamalarla cezalandırmaya yöneldiğini, bunu da açık bir biçimde söyleyip hemen akabinde MHP ile ortaklık kurarak güvenlikçi politikalarını belirleyici olduğu bir sürece girildiğini kaydetti.

‘ORTAK VE GÜÇLÜ BİR DİRENÇ GÖSTERİLMELİ’

İktidarın 31 Mart seçimlerinde de aynı politikayı sürdürmek istediğini ifade eden Can, “İktidar, karşısında net bir biçimde ortaya konmuş bir iradeyi yok sayma hatta düşmanlaştırma hamleleri yapıyor. Özellikle DEM Parti ve Kürtler yalnız bırakılırsa, elbette demokrasi mücadelesi açısından negatif bir durum olur. Burada önemli ve belirleyici olan bu sürecin karşısında olanların ortak ve güçlü bir direnç gösterilmesi. Bu durumu herkesin bir demokrasi meselesi olarak görüp içselleştirmesi ve karşı olduklarını göstermesi gerekir. Bu birilerinin uğradığı bir haksızlık değil, doğrudan demokrasinin ve hukukun ortadan kaldırılması durumudur, kararlı bir şekilde karşı durmak gerekiyor” dedi. 

MA / Esra Solin Dal