Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Wan Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen Savunma Bakanlığı bütçesine dair söz aldı. 

SİYASET GÖMLEĞİ GİYDİRİLDİ

Kürt sorunu başta olmak üzere AKP’nin ülkenin sorunlarını çözmeye dair bir akıl üretmediğini belirten Sayyiğit, “AKP’nin 21 yılda dönüp dolaşıp birçok kurumu askeri bir akla teslim etmesi de ayrı bir trajedi. Dolayısıyla askeri vesayet kaldırılmış değil, sadece buna siyaset gömleği giydirildi. Bunun ülkeyi getirdiği noktada; demokrasi, özgürlükler, adalet yok; ama yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar var. Bugün şaşalı hayatlarından başka hayat bilmeyenler, çözümsüzlüğün ganimetini kaldıranlar ve güç sarhoşluğu yaşayanlar gidişattan memnun da olabilir. Ama ülkenin realitesi mutlu küçük bir azınlık değil; yüzde 90’ı aşan bir oranda halklardır, emekçilerdir, kadınlardır, gençlerdir” dedi. 

TEPKİ GÖSTERDİ

DEM Parti'den AKP'ye ‘İsrail'le ilişkileri kes’ çağrısı DEM Parti'den AKP'ye ‘İsrail'le ilişkileri kes’ çağrısı

Kürtlerin varlıklarını kanıtlamak için yıllarca büyük bedeller ödediğini de söyleyen Sayyiğit, “Nihayetinde ontolojik inkâr bitti, bunun yerine hiçbir yapısal sorunu tam çözmeden ‘mış’ gibi yapıp sorunu inkâr etme yaklaşımı hâkim. Hem iktidar milletvekillerine hem de muhalefete sormak lazım; Eğer Kürt sorunu yoksa, Kürtçe neden Anayasal güvence altında değil? Neden okullarda anadilinde eğitim yasak? Eğer Kürt sorunu yoksa, neden cezaevleri hıncahınç Kürt tutsaklarla dolu? Eğer Kürt sorunu yoksa, neden sadece Kürt kentlerinde zırhlı araçlarla çocuklar ölüyor? Eğer Kürtlerin kazanımları bir sorun değilse; neden Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki referanduma tehditle cevap verdiniz? Eğer Kürtler bir sorun değilse, neden Kuzey ve Doğu Suriye’de, hemen sınırın ötesinde Kürtleri istemiyorsunuz?” diye sordu.

 SALDIRILARI ANIMSATTI

Orta Doğu’da nüfus olarak Kürtlerin en kalabalık halkların başında geldiğini ve ezelden beri burada yaşadıklarını ifade eden Sayyiğit, Kürtlerin bu bölgeye “dışarıdan” gelenler tarafından katliamlara maruz kaldığını kaydetti. Sayyiğit, “Bugün on milyonları bulan nüfusuyla dünyanın en büyük devlet dışı aktörlerin başında geliyorlar. Kürtlerin varlığını inkardan vazgeçmek, çözüm anlamına gelmiyor. Çünkü bugün de ortada sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel, psikolojik, ahlaki ve vicdani bir sorun var. Sadece 90’lı yıllarda 3 bini aşkın Kürt köyü boşaltıldı, 3 milyondan fazla insan toprağını terk etti, bugüne kadar 40 bin insanımız yaşamını yitirdi, 17 bin faili meçhul cinayet işlendi. Bununla yüzleşmek bir yana; Musa Anter Davası, Kızıltepe, Dargeçit ve benzeri davalar zaman aşımına uğratıldı. Kürt halkı demokratik siyasette ısrar ettikçe partileri kapatıldı, iradelerine kayyım atandı, seçilmişlerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı” diye anımsattı. 

Sayyiğit, bu bağlamdaki sözlerini şöyle sürdürdü: “Kürt sorununda inkâr sonsuza kadar süremez, çözümsüzlük böyle sürdürülebilir değil. Peki neden bunda ısrar ediliyor? Çünkü güvenlikçi politikalar, dikkat dağıtıcıdır. Yurttaşın, ekonomik performansa odaklanmasını engeller. Söz konusu Kürtler olunca, ‘beka’ diyerek kendisine muhalefet edenleri dahi arkasında hizalayabilen bir beceri de var. Devlet içinde her türlü kirli işe bulaşanlar, Kürt sorunu sayesinde kendilerini var ettiler. Sonuç olarak Cumhuriyet’in ilk yüzyılı, bir Kürt sorunu yüzyılı olarak başladı ve bitti. Peki ikinci yüzyıl da böyle mi kaybedilecek? Geçen yıllar içinde Güney Afrika, kendi Kürt sorununu çözdü, İspanya kendi Kürt sorununu çözdü, İngiltere de kendi Kürt sorununu çözdü. Ama Türkiye, kendi Kürt sorununu çözemedi.” 

‘KÜRT SORUNU TECRİT ÇIKMAZINDA’

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın büyük çabaları sonucu başlayan “diyalog sürecine” de değinen Sayyiğit, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün Kürt sorunu, bir tecrit çıkmazında. İmralı Adası’nda 31 aydır süregelen mutlak iletişimsizlik politikasının hiç kimseye faydası olmadı, olmayacak. Bunun yanında tecrit, hukuki de değil. Bugün Kürt sorununda çözümsüzlük, tecrit politikasında ısrar her yerde iktidarın ayağına dolanıyor. Eğer ortada Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye olsaydı, etki alanı da bu oranda genişlemiş olacaktı. Ekonomik buhran da yaşanmazdı. Türkiye en çok askeri harcama yapan 23’üncü ülke. Bakın, Londra merkezli Demokratik Gelişim Enstitüsü hazırladığı bir raporda; Kürt sorununda güvenlikçi politikaların tercih edilmesinden dolayı Türkiye’nin 40 yılda 3 trilyon dolar kaybettiğini belirtiyor.  

ÇÖZMEYEN ÇÖZÜLÜR

Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz. Bu; dünyanın her köşesinde, insanlığın yaşadığı her yerde değişmez bir kuraldır. Ülkenin içiyle de sınırlı kalmayarak Irak Kürdistan Bölgesi’ne uzanmanın, Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürtlerin yaşadığı kentleri hedef almanın bugüne kadar hiç kimseye bir faydası olmadı, olmayacak. Afrin’den Serê Kani’ye kadar uzanan bir hatta radikal unsurları, orada yaşayan Kürtlere tercih etmenin hiçbir izahı da yok. Halbuki Rojava coğrafyası, Türkiye’de Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın bir uzantısı konumunda. Kültürel ve dilsel akrabalığın yanında, aynı zamanda aileler de akraba. Dolayısıyla Kürtlerin kazanımlarına yönelik politikalar, daha fazla yoksulluk demektir. Bakın, kaç gündür burada görüşülen bakanlıkların bütçelerinde ‘gençlere, kadınlara, işçilere, anadiline ek kaynak’ diyoruz, bunun için önergeler veriyoruz ama reddediyorsunuz. Çünkü kaynak yok, para yok. Sonuç itibariyle; birçok iktidar geldi geçti, onlarca bakan, başbakan gelip geçti. Ama bir hakikat değişmedi; Kürt sorununu çözmeyen kendisi çözülür.”