Garê'de hayatını kaybeden Mevlüt Kahveci'nin annesi: Ben onu devlete verdim, devletime güvendim

Oğlunun defni sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisini aradığını belirten Ayşe Güler, 'Ben parti ayırt etmiyorum. Hepsi parti, hepsi vatandaş... Sadece canım yanıyor' dedi.

Garê'de hayatını kaybeden Mevlüt Kahveci'nin annesi: Ben onu devlete verdim, devletime güvendim

Garê operasyonunda hayatını kaybeden 13 kişiden biri olan ve dün Eskişehir'de toprağa verilen 31 yaşındaki Mevlüt Kahveci'nin annesi Ayşe Güler, "Ben onu devlete verdim, devletime güvendim. Başından sonuna kadar umudumu kaybetmedim" dedi.

Sözcü gazetesinden Kemal Altan'a konuşan Ayşe Güler, sosyal medyada dolaşan ve asker odukları halde devlet tarafından alınmamaları nedeniyle sitem dolu ifadelerin yer aldığı mektubun da oğluna ait olduğunu belirterek, "Yalnız dört sene çok bekledim. Bir şeye yaslanıyorsun. Yaslandığın çöküyor yani…" dedi.

İstanbul'da yaşayan Ayşe Güler, "Çok zor geçti, hiç gülmedim, hep ağladım. Bekledim gelecek diye. Ben onu devlete verdim, devletime güvendim. Oğlum sürekli şehit olacağını söylüyordu. Ben umudumu hiç kaybetmedim. Ama yılbaşından sonra şehit olacağını bildim. Başından sonuna kadar umudumu kaybetmedim. Şehit olacağını hissettim. Yılbaşından sonra bir cumartesi günü namaz kılarken yanıma geldi. “Ne o Mevlüt?” dedim. “Ana sana geldim” dedi. O günü umutlarım bitti ve oğlumun şehit olacağını hissettim. Soluğu kulağıma geldi. Rüya değildi. Saat 14.00 civarı namaz kılıyordum. Sağ tarafıma geldi ve soluk alıp veriyordu. “Özledin mi? Üşüdün mü? Mevlüt'üm” dedim. “Yok üşümedim, sana geldim” dedi. Benim oğlum çok saygılıydı, vatanına düşkün birisiydi. Ama sürekli şehit olacağını söylüyordu. Yalnız dört sene çok bekledim. Bir şeye yaslanıyorsun. Yaslandığın çöküyor yani…" diye konuştu.

'KONGREDEN ARADIĞINI BİLMİYORDUM'

Cenaze sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisini arayarak başsağlığı dilediğini ancak kendisini AKP Rize il kongresinden aradığını bilmediğini belirten Güler, şöyle konuştu: "Oğlumla temas kurmak için çok uğraştım. Cumhurbaşkanıyla uğraştım. Ama Cumhurbaşkanı çok uğraştı, Süleyman Soylu çok uğraştı. Her zaman benimle konuştular, her zaman benimle ilgilendiler. Beni perişan etmediler, perişan olmadım. Ama evladım yoktu o başka. Benim Cumhurbaşkanı’yla, Süleyman Soylu’yla herhangi biriyle sıkıntım yok. Allah'tan geldi bir şey diyemedim. Allah verdi, Allah aldı. Dün Cumhurbaşkanı’yla telefon görüşmesi yaptım. Kendisi aradı. Bana başsağlığı diledi. Ben de kendisine “Oğlumun kanını yerde koyma, senden tek dileğim bir tane bile terörist kalsa kökünü kazı. Ne olursun, bir evladım yok oldu” dedim. Benim kongreden aradığından haberim yoktu. Ben kongre olduğunu bilmiyordum, haberim yoktu. Beni mezarlıkta aradı, gelişi güzel aradı ve konuştum. Yalan söyleyemem."

'BEN PARTİ AYIRT ETMİYORUM'

"Benim oğlum gitti gideli bana destek veriyorlar. Yani devletimiz bana oğlum gitti gideli destek verdi. Sadece onların elinden alamadık o başka. Ben parti ayırt etmiyorum. Hepsi parti, hepsi vatandaş. Ben kötü diyemem, yalan da söyleyemem. Sadece benim canım yanıyor, evladım yok. Ben buna üzülüyorum."

Oğlunun kaçırılmasında bindiği taksinin şoförünün oyunu olduğunu öne süren anne Ayşe Güler, şunları söyledi: "Benim oğlum Hakkari Çukurca'da görevdeydi. İki tane üniversite bitirdi. Oğlum kendisi gibi şehit olan Uzman Çavuş arkadaşı Ümit Gıcır’la görev yeri Çukurca'dan Hakkari'ye özel taksiyle giderken Orhanlı yolunda yolu çevirmişler. Oğluma o taksici kalleşlik etti. Taksici, oğluma ve arkadaşına arabada durmasını kendilerini yakalatmayacağını söylüyor. Yanlarında silahları da vardı, yoksa yakalanmazlardı. Taksici kendilerini kurtaracağı yönde konuşma yapmış. Ama kurtaramadı. Yakalayıp, götürmüşler. Ama taksici geri gelmiş."

OĞLUNUN MEKTUBU: BEN HANGİ ÜLKENİN ASKERİYİM?

Ayşe Güler, sosyal medyada dolaşan mektubun da oğluna ait olduğunu söyledi. Mevlüt Kahveci, annesi Ayşe Güler’e yazdığı mektupta şöyle diyor:

"Anne, örgütün söylediği sürekli bizi AKP hükümetinden bugüne kadar kimsenin istemediği, ancak AKP ve Cumhurbaşkanı bizleri talep eder ve örgütün bu isteğe kayıtsız kalmayacağı ve bizi bırakacağını söylemektedir. Ancak bugüne kadar neden kurtarılmadık? Neden bizim için bir girişimde bulunulmadı?

Ben hangi ülkenin askeriyim, kime hizmet ediyordum? Başka ülke vatandaşları için araya girip diğer örgütlerle görüşen devletler, neden kendi asker ve polisi için bunu yapmıyor. Buradakilerin suçu ne? Bizim suçumuz ne? Suçumuz Türkiye Cumhuriyeti karayollarını kullanmak mı? Ya da Hakkari’de yolda halktan herhangi bir kişiye zarar gelmesin diye kendimizi feda etmemiz mi? Bu mu karşılığı? Bu mu ödülümüz?

'DEVLET İSTESEYDİ BİZİ ALIRDI'

Biz nasıl kimseye bir şey olmasın diye askerin asli görevlerinden biri olanı yaptıysak, devletimiz neden asli görevlerinden biri olan asker, polis veya vatandaşına sahip çıkmak görevini yapmıyor. Ben inanıyorum ki eğer istenilseydi biz buradan bir formül, bir yöntem bulunarak alınırdık. Ama istenilmedi. Ölmedik, şehit olmadık diye mi suçluyuz?

Burada bizimle beraber 13 kişi de görev yaparken değil de, herkes bir yerden bir yere giderken sivil olarak alıkonulduk… Diğer 13 aile ile birleşip öyle hareket edin. Gerek İnsan Hakları Derneği gerek Ankara’ya Cumhurbaşkanlığı’na, Meclis’e ve diğer partilere gidilip bizim aile, sizlerin de evlat özlemlerine son verilmesi istenirse bunun kolay bir şekilde olacağına inanıyorum."

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER