KONDA’nın kurucusu Bekir Ağırdır, yerel seçimlerde ülkedeki 49-51 oranına oturmuş kimlik ve siyasal kutuplaşmanın yine gerçekleşmesi durumunda büyük bir değişikliğin beklenmeyeceğini belirterek, “Fakat iktidar bloku yüzde 51’i de aşan bir seçmen desteğine ulaşır ve İstanbul, Ankara gibi metropollerin birinde, birkaçında yerel iktidarı da tekrar kazanırsa daha cesur davranmaya alan bulabilir.” dedi.

Bekir Ağırdır, Gazeteoksijen’de ‘2024 neler getirecek?” başlıkla yazısında yerel seçimde çıkması muhtemel seçim sonuçlarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Ağırdır, 31 Mart 2024 seçimleri sonrasında ülkenin önünde 4 yıl boyunca seçim olmayacağına işaret ederek, “Öte yandan küresel ve yerel, ekonomik ve siyasal birçok dinamiğin etkisiyle beklenmeyen erken seçimle ya da anayasa değişikliği referandumu gibi durumlarla karşılaşabiliriz. Teorik olarak bu olasılıklar var olsa da kişisel kanaatim 2024’de böyle bir beklenti ya da senaryonun gerçekçi olmadığıdır.” dedi.

İstinaf, H.K.G davasında cezayı az bularak kararı bozdu İstinaf, H.K.G davasında cezayı az bularak kararı bozdu

Yerel seçim sonuçlarının iktidarın yapmak isteyecekleri bakımından belirleyeci olacağını vurgulayan Ağırdır, yazısında şu ifadelere yer verdi:

“Yerel seçimlere genel seçim havasında, söylemleriyle ve seçmen dürtüleriyle gidişin ülkenin genel gidişatına etkisi bakımından özellikle iktidarın yapmak isteyecekleri ve yapabilecekleri açısından etkisi olacak.

Eğer ülkedeki 49-51 gibi oturmuş kimlik ve siyasal kutuplaşma aynen gerçekleşirse, iktidar veya muhalefetin 51 olup olmadığından öte, gidişatta çok büyük değişiklik beklenmeyebilir.

Fakat iktidar bloku yüzde 51’i de aşan bir seçmen desteğine ulaşır ve İstanbul, Ankara gibi metropollerin birinde, birkaçında yerel iktidarı da tekrar kazanırsa daha cesur davranmaya alan bulabilir.

Ya da denge muhalefet lehine değişiyorsa muhalefetteki aktörler başta CHP olmak üzere yenilenme ve seçmende yeni bir güven inşası için bir umutlanma fırsatı bulabilir.

Varolan bu durum aslında bir suni denge hali. Çünkü seçmenin neredeyse üçte ikisi gidişattan rahatsız, yarıdan fazlası siyaset marifetiyle meselelerin çözümünden umutsuz, herkes kabuğuna, kozasına çekilmiş durumda ama kimliğinden ve güvenlik arayışından beslenen oy tercihlerinden de vazgeçmiş değil henüz.

‘OY GEÇİŞKENLİĞİ BLOKLAR İÇİNDE OLUYOR’

Bu nedenle iktidar yandaşı ve karşıtı bloklar arasında oy geçişkenliği bir türlü olamıyor ya da çok küçük oranlarda oluyor. Siyasi rekabet ve oy geçişkenliği blok içi partiler arasında oluyor. Yine de yereller ve ülke genelinde 1-2 puanlık oy geçişleri önemli siyasal sonuçlar üretebilir.

Sayısal tabloyu değiştirecek ilk önemli unsur katılım oranları olacak. Genel katılım belki yine yüzde 85 mertebesinde olacak ama asıl önemli olan hangi blokun seçmenlerinin seçime katılma ya da katılmama arzularındaki değişim oransal sonuçları etkileyecek.

Bu noktadan bakılınca iktidar blokunun seçmenlerindeki moral üstünlük katılımda kararlılıklarını üretebilir.

Öte yandan İstanbul gibi bazı yerlerde gidişattan rahatsızlık ve adayın kutuplaştırıcı kimlik ve söylem dışı tutum ve tarzı nedeniyle kendi adaylarına sahip çıkma arzuları eksilebilir. Bu durum da muhalefet blokunun avantajı olur.

‘SEÇMENDE ÜRETİLMİŞ ÖFKE ASILMIŞ DEĞİL’

Asıl katılıma dair önemli unsur muhalif seçmendeki umutsuzluk ve çaresizlik duygusu olacak. Genel seçimlerdeki kaybediş ve ondan öte seçimin ardından muhalefet partilerinin seçmeni dikkate alan değil iç kavgalarını ve birbirlerine öfkelerinden beslenen gündemlerinin seçmende ürettiği öfke henüz aşılabilmiş değil.

Katılım azalma riski muhalif seçmen için biraz daha fazla gibi görünüyor. Seçim süreci hararetlendikçe bu duygunun azalması, tüm eleştirilerine karşın partilerine sahip çıkması da beklenebilir.

CHP’deki liderlik değişimi umutlanma ihtiyacındaki seçmeninde az da olsa bir kıvılcım yaratmıştı. Kurultay sonrasında henüz seçmene “değişim” vaadinin ne anlama geldiğini anlatamayan CHP’nin yeni yönetiminin handikabı daha ilk günden yerel adaylık gerilimiyle baş başa kalmış olmaları. Üstelik bu süreci iyi yönettiklerini söylemek de zor.

İktidar bloku aktörleri de seçmeni de yerli yerinde ve bir arada duruyor. Dolayısıyla yüzde 42-45 bandından başlayacaklar.

Muhalif seçmenin ise önündeki seçenekler de morali ve psikolojisi de dağınık. Hala hiç bir parti kendi iç gerilimlerini aşabilmiş, birbirleriyle olan ilişkilerini yeniden düzenleyebilmiş ve her biri kendi seçmenleriyle olan güven ilişkisini artırabilmiş değiller.

‘TEPKİSEL SEÇMEN SERT SÖYLEMİ OLAN PARTİYE YÖNELİYOR’

Büyük aktörler bocalamaya, seçmenden ve hayattan kopmaya devam ettikçe tepkisel seçmen daha sert söylemlerle gündemde olan partilere yöneliyor. Bu fırsat aralığı da MHP ve Yeniden Refah için iktidar blokundaki, Zafer ve Memleket partilerinin de muhalefet blokundaki oy oranından bağımsız olarak siyasi ağırlıklarını artırıyor.

Muhalefetteki aktörler henüz kendi içlerine odaklanmaktan, birbirlerine hınçlarından kurtulup da bu siyasi ve toplumsal psikolojideki dağınıklığın, öfkenin ve sinikliğin üreteceği riskleri anlamış gibi görünmüyorlar.

Genel seçim günün sonunda “Erdoğan’la tamam mı devam mı” seçimi haline nasıl dönüştüyse ve muhalefet bu ana dinamiği değiştirecek dili, söylemi, siyaseti üretemeyerek seçimi kaybetme mucizesini gösterdiyse bugün de başka bir riskle karşı karşıya.

Yerel seçim muhalefetteki her bir parti için seçmen gözünde ve ülkenin geleceğinde var olup olmayacağının belirleneceği seçim haline dönüşebilir. Farkındalar mı, emin değilim.”