CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Gezi Davası hükümlüsü Tayfun Kahraman’ın hastalara yer açmak için bulunduğu Cerrahpaşa Hastanesi'nden 15 günlüğüne yeniden Silivri Cezaevi'ne gönderileceğini belirterek, "Gerçekten artık el insaf diyoruz. Birazcık vicdan diyoruz. Bu kadar kötülüğü yapacak, bu kadar vicdansızlığa sessiz kalacak, yol açacak ne kötülük yaptı bu insanlar size? Sayın Erdoğan’a buradan bir kez daha söylüyorum: Tayfun Kahraman suçsuzdur ama Gezi olaylarında hepimiz vardık, en suçsuzumuz Tayfun Kahraman’dır. Siz Tayfun Kahraman’ı içeride tutuyorsunuz ve ölümüne içeride tutuyorsunuz. Ölünce mi rahat edeceksiniz? Birazcık insaf, birazcık vicdan diyorum" ifadesini kullandı.
KKTC Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i CHP Genel Merkezi’nde ziyaret etti. Usar İncirli ve heyetini, CHP Dış Politika ve Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Namık Tan girişte karşıladı. Görüşmede Özel’e Genel Sekreter Selin Sayek Böke eşlik etti. Saat 09.30’da başlayan görüşme bir saat sürdü. Görüşmenin ardından iki lider ortak basın toplantısı düzenledi. Toplantıda Özel, şunları söyledi:
"Bugün KKTC’deki kardeş partimiz CTP’nin Genel Başkanı Sıla Hanım’ı ve heyetini ağırladık. Kıbrıs’ta yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CTP’nin o günkü Genel Başkanı ve adayı Sayın Tufan Erhürman çok yüksek bir oy oranıyla cumhurbaşkanı seçildi. Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra partideki görevi tamamlandı. CTP, kendi seçimlerini yaptı ve hepimize de örnek olması gerektiği bir şekilde bir kadın genel başkanla tarihlerinde ilk kez yollarına devam ediyorlar. 26 Aralık tarihinde Kıbrıs ziyareti sırasında Sıla Hanım’ı ve yeni seçilen yönetimi tebrik etmek üzere genel merkezlerine gitmiştim. Bugün kendileri Ankara ziyaretleri kapsamında iade-i ziyaret için genel merkezimizi onurlandırdılar. İki kardeş partinin kurultayları aynı gün yapılmıştı. Biz aynı gün genel başkan seçildik ve birbirimizi tebrik etmiştik. Bu hoş tesadüfle birlikte iki parti de kendi ülkelerinde yollarına devam ediyorlar. Dayanışma içindeyiz. Zaten, Kıbrıs sorununa aynı perspektiften bakan, dünyada insanların siyasetten beklentilerine aynı bakış açısıyla çözüm üreten, aynı niyetle siyasete girmiş insanlar olarak dayanışmamızı sürdürüyoruz. Her ikimiz de son girdiğimiz seçimlerden büyük başarıyla çıktık. Bundan sonra önümüzdeki bir yıl içinde Kıbrıs’ta hem yerel hem genel seçim var. Biz de her an yapılması olası bir erken seçimde Türkiye’nin iktidar umuduyuz. Bu anlamda her iki parti kol kola, dayanışma içinde ülkelerinde iktidar için yürüyorlar. Bu ziyareti bu açıdan da çok anlamlı buluyorum. Bir kez daha kendilerini hem kutluyor hem de hoş geldiniz diyorum."
Usar İncirli: "CHP ve CTP, Sosyalist Enternasyonal üyesi iki kardeş parti ve ortak değerleri var"
Usar İncirli ise şöyle konuştu:
"CTP olarak CHP’yi ziyaret etmekten büyük mutluluk, büyük memnuniyet ve onur duyuyoruz. Ben Sayın Özgür Özel’i yeniden genel başkan seçilmesinden ötürü yürekten kutluyorum ve yeni yönetimlerine sonsuz başarılar diliyorum. Birçok vesileyle sıklıkla bir araya gelmekten büyük mutluluk duyuyoruz. CHP ve CTP, Sosyalist Enternasyonal üyesi iki kardeş parti ve aslında çok ortak değerleri var, ortak düşünsel hattımız var. Sosyal demokrasi ve demokratik sol değerler bizi birbirimize bağlayan ortak değerler ve ilkelerdir. Ve bu eksende kendi ülkelerimizde çalışmalarımızı ve mücadelemizi sürdürüyoruz. Hukukun üstünlüğü, adalet, barış bunlar bizim için çok önemli temel ilkeler ve temel değerlerdir. Kendi ülkelerimizde bunun mücadelesini ve çalışmalarını sürdürüyoruz. Sosyalist Enternasyonal üyesi aktif iki parti olarak çalışıyoruz.
“Dünyada yükselen bir otoriterleşme var”
Bütün dünyada yükselen otoriterleşme var, aşırı sağın yükselmesi var. Hiç arzu etmediğimiz şekilde uluslararası terörizmde artış var. Kimlik üzerinden kutuplaşmaya doğru dünyada bir dönüşüm var. Bütün bunlar bizi çok rahatsız eden ve önünde durmamız gereken konular. O yüzden sosyal demokrasiye, sosyal adalete, hukukun üstünlüğüne, demokratik değerlere daha fazla sahip çıkmamız gereken ve birlikte çalışmamız gereken bir dönemde olduğumuz inancındayız. Biz CTP olarak Türkiye ile olan ilişkilerimize çok büyük bir önem veriyoruz ve bu ilişkilerin doğru zeminde, güçlü ve karşılıklı saygıya dayalı bir şekilde ilerlemesi üzerinde çalışıyoruz. Gerçekten Türkiye ile olan ilişkilerimiz bizim için yaşamsal öneme sahiptir. Bu ilişkilerimizin güçlü olması ve karşılıklı saygıya dayalı olması CTP’nin üzerinde hassasiyetle durduğu bir konudur.
“Kıbrıs’taki mevcut statüko sürdürülemez”
Doğu Akdeniz’de hızla değişen bir jeopolitik yapı var. Bu da bizi tedirgin ediyor. Bölgesel barış ve istikrarın anahtarının aslında Kıbrıs’taki çözüm olduğunu bir kez daha bize gösteriyor. Enerjide, güvenlikte, iş birliğinde ortaya çıkan gerginlikler sürdürülemez bir durumu bizlere gösteriyor. O yüzden Kıbrıs'taki mevcut statükonun sürdürülemez olduğunu sadece bu jeopolitik değişimlerin ve bu değişimin içinde barındırdığı risk ve tehditlerin varlığı, bu statükonun sürdürülemez olduğunu ortaya koyuyor. CTP’nin bir önceki Genel Başkanı Sayın Tufan Erhürman, ekim ayında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, cumhurbaşkanı seçilmiş ve görevine başlamıştır. CTP olarak Cumhurbaşkanımız Tufan Erhürman’ın ortaya koyduğu siyasi pozisyonu, Kıbrıs sorununun çözüm sürecindeki siyasi pozisyonu ve ortaya koyduğu çabaları destekliyoruz. Aslında Kıbrıslı Türklerin çözüm iradesi, birden çok defa teyit edilmiştir. Kıbrıs Türk halkı çözüm istiyor, bu iradeleri de ortadadır.
“CTP ile CHP’yi bir araya getiren barış, adalet, hukukun üstünlüğü ve sosyal adalet mücadelesidir”
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve parametrelerine bağlı Kıbrıs’ta siyasi eşitliğe dayalı, özden gelen ortak egemenlik haklarını esas alan bir pozisyonu vardır CTP’nin. Müzakere yoluyla, uzlaşıyla kapsamlı çözüme ulaşılmasının hem Kıbrıs açısından hem bölge açısından, istikrar ve barış açısından çok önemli olduğuna inanıyoruz. CTP ile CHP’yi bir araya getiren elbette ki barış, adalet mücadelesi, hukukun üstünlüğü mücadelesi ve sosyal adalet mücadelesidir. Biz bu çalışmalarımızda birbirimizle dayanışmaya, birbirimizle fikir alışverişinde bulunmaya, birbirimizle istişare etmeye devam edeceğiz. Bu birlikte çalışma alanlarının da oluşmasına, yani sadece nezaket temasları değil ama aynı zamanda bunların ortak çalışma alanlarına evrilmesi de çok özel bir arzumuzdur.
"Halk erken genel seçim arzu ediyor"
Şunu da belirtmekte fayda görüyorum ki 2026 yılında KKTC’de bir erken genel seçim olacaktır. Bu halkın istediği bir şeydir. Halk erken genel seçimi arzu ediyor. Çünkü şu andaki hükümete güven sorunu yaşıyor Kıbrıs Türk halkı. CTP de 2026 içerisinde iktidara gelme sorumluluğunu taşımaya hazır durumdadır. Biz bunu tam bir uzlaşı kültürü içerisinde, diyaloğa açık ve sosyal adaleti yeniden inşa edecek şekilde üstlenmeye hazırız. CTP olarak eşitlik, kardeşlik, karşılıklı birbirimize saygı ve kurumsal iş birliği temelinde hem Türkiye ilişkilerinin hem siyasal partiler arasındaki ilişkilerin sürmesi için azami bir çaba ortaya koyacağız. CHP ve CTP’nin demokratik sol ilkeler eksenindeki bütün çalışmalarında birlikte olmaktan çok büyük bir mutluluk duyacağız."
Özgür Özel: “Murat Çalık’ın annesinin halini görüp de yüreği sızlamayan yoktur”
Özel, açıklamaların ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Özel, tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık ile Gezi davası tutuklusu Tayfun Kahraman’ın sağlık durumları ve eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın konuya ilişkin açıklamalarının sorulması üzerine şunları söyledi:
"Son 15 gün içinde her iki arkadaşımızı ziyaret etmiştim. Murat Çalık’tan ziyaretimden sonra operasyonla bir kitle alındı. Şimdi yeniden o kitle incelenecek. Ama Murat Çalık’ın hastalığı -Tayfun Kahraman’ın da öyle- cezaevi şartlarında beklenilecek bir hastalık değil. İyi beslenme, stresten uzak bir yaşam ve özellikle hem Tayfun Kahraman için hareket kısıtlamasının olmaması, Murat Çalık açısından düzenli olarak ve özel diyetine dikkat ederek beslenmesi gerektiği doktorlar tarafından defalarca raporlara yazıldı. Murat Çalık için yazılan ilk rapor, tahliyesi için yeterliydi ve tüm kamuoyu bunu bekliyordu. Ama Adli Tıp Kurumu'nda yaşananlar ve ardından yeni sevk ve o yeni sevk sırasında hastane üzerinde oluşturulan baskı sonucunda, ikinci rapor olması gerektiği gibi düzenlenmedi. Sayın Çalık cezaevinde kalmaya devam ediyor. O günden bugüne hastalığının nüksetmesine yönelik çok sayıda emare, çok haklı kaygılar vardı. Şimdi yeni bir kitle oluştu ve o kitle alındı. Yüreğimiz ağzımızda, yine o laboratuvarın sonucunu bekleyeceğiz. Dünkü fotoğraf karesini görüp de yüreği sızlamayan yoktur, Murat Çalık’ın annesinin halini görüp de yüreği sızlamayan yoktur. İddianamede ortaya çıktı. O iddianamedeki iddialara bakıldığında Murat Çalık’ın beraat edeceği ortada. Neredeyse bir yıldır hapiste. Bugün 301’inci günü. Artık bir yerden sonra aklıselimin, vicdanın hakim olması gerektiğini düşünüyoruz.
“AYM kararına uymayanları devlet adına yargı dağıtmaya devam ediyorlar”
Tayfun Kahraman açısından bir Anayasa Mahkemesi kararı var. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez AYM’nin esastan verdiği karara, birinci kademe mahkeme tarafından uyulmuyor ve Anayasa yok sayılıyor. Hukuk devletinin reddi, kendi varlığının inkarı… Aslında o birinci kademe mahkemesinin; İstanbul’daki 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesinin yaptığının Anayasa’daki karşılığı, Anayasa’yı ortadan kaldırma, devlet düzenini bozma suçu. Anayasa hepimiz tarafından uyulması için var. Her bir sayfası devlet düzeninin başka bir şeyini tarif ediyor. Mülkiyet hakkı da orada Cumhurbaşkanının yetkileri de orada. Bir sayfasında ‘AYM kararları herkes için bağlayıcıdır. Yasama, yürütme, yargı gerekçeli karardan sonra buna derhal uyar’ yazıyor. Buna uymayanlar bu devletten maaş almaya, güya Türk milleti adına yargı dağıtmaya devam ediyorlar. Olacak iş değil. Diğer yanıyla bunun üzerine kendisi MS hastası olan ve iyi beslenmesi, hareket ediyor olması, bolca güneş ışığı alması ve stresten uzak olması lazım. Ne zaman AYM kararı uygulanmadı, ailesi yıkıldı ama Sayın Kahraman da yeni bir atak geçirdi.
“Tayfun Kahraman 15 günlüğüne cezaevine geri gidecek”
Cerrahpaşa Üniversitesi Hastanesi’nde yatarak tedavi görüyor. Çok yoğun kortizon yüklemesi yapıldı, kortizon köprüsü kurulmaya çalışılıyor. Çünkü ilaç değişmek zorunda. Eski ilaca rağmen atak yenilendi diye doktorları öyle bir karar vermişler. Prefabrik yerde biliyorsunuz deprem yüzünden Cerrahpaşa. Eşinden aldığım haber, belki ilk kez duyacaksınız. Kortizon yüklemesini yapmışlar, başka yatan hastalara yer açmak için 15 günlüğüne cezaevine yollayacaklar, cezaevinde yatacak. 15 gün sonra tekrar gelecek ve tedavisi devam edecek. Türkiye’deki bütün imkansızlıklar bir araya geliyor. Oysa AYM, ‘Yargılamayı tekrarlayın ve tutuksuz yargılayın’ demişti. Bu karara uyulmadı. AYM’nin önünde ikinci bir başvuru var. Karara uyulmaması yönünden AYM’nin bunu oybirliğiyle, geçmiş uygulamaları gibi hızla karara bağlamasını ve bu karara uyulması için yeniden hem mahkemeye yollamasını, orası uymazsa artık görev Yargıtay’da olacak malum. Bu süreci takip ediyoruz. İsyan etmemek elde değil. Bir yandan sağlık, bir yandan mahkeme kararları, bir yandan hukukun temel ilkeleri, bir yandan Anayasa’ya uyma yükümlülüğünün hepimiz üzerindeki yarattığı sorumluluk ama bir yandan acı çeken insanlar. Diyecek söz bulamıyorum. Gerçekten artık el insaf diyoruz. Birazcık vicdan diyoruz. Bu kadar kötülüğü yapacak, bu kadar vicdansızlığa sessiz kalacak, yol açacak ne kötülük yaptı bu insanlar size? ‘Bu kin, bu nefret kime’ diye soruyoruz. Düşmanına yapmayacağını muhalefet partisinden seçilmiş bir belediye başkanına ve Gezi olaylarından güya sorumlu tuttukları kişilere karşı yapıyorlar.
“Gezi’deki arkadaşlar yatıyorsa hepimiz adına yatıyorlar ama en suçsuzlarımız yatıyor”
Sayın Bülent Arınç’ın dünkü açıklamalarını takip ettim. Arınç vicdanın gereğini yapmış. Kendisi doğru bildiğini söyleyen siyasetçi olarak bilinir. Ben de bunların hepsini Sayın Erdoğan’a hem AK Parti Genel Merkezi’nde hem genel merkezimizde tane tane anlattım. Yazılı dokümanını verdim. Sayın Erdoğan’a anlattığım şekliyle söyleyeyim: Biz hepimiz Gezi’deydik. Oradaki arkadaşlar yatıyorsa hepimiz adına yatıyorlar. Ama en suçsuzlarımız yatıyorlar. Bu kadar net söylüyorum. Gezi’nin son derece haklı bir hassasiyetle başlayan, ağaçlar kesilmesin diye; son derece barışçı, son derece demokratik talepler içeren bir protestoydu. Son günlerinde yaşanan birkaç istisnai olayı hepimize ve özellikle içeride yatan arkadaşlarımıza yüklemeniz doğru değil. ‘Bakın, Tayfun Kahraman ne demiş’ deyip Sayın Erdoğan’a verdim ben bunu. Tayfun Kahraman hem Bülent Arınç ile görüştü hem Sayın Erdoğan ile. Arada altı gün veya beş gün var diye biliyorum. İki görüşmenin sonunda son derece yapıcı açıklamalarda bulundu. Sayın Erdoğan’dan ‘Sayın Başbakanımız’ diye bahseden, ‘Kendisi ağaçların kesilmeyeceğini söyledi. Kendisi yargı kararının bekleneceğini söyledi. Yargı kararı bizim lehimize değil aleyhimize de olsa, bir referandum sandığı koyacağını söyledi. Referandumdan çıkmadıkça İstanbul’a topçu kışlasının inşa edilme fikrinden vaz geçtiklerini, halka soracaklarını söyledi. Bu vakitten sonra Gezi sakinlerinin Gezi’yi boşaltmalarını takdirlerine sunuyorum’ dedi Tayfun Kahraman. Ben bu çıktıyı verdim kendisine, bunun video kayıtları mevcut. Ben oralardaydım. Tayfun bu açıklamayı yapınca bazı gruplar tarafından yuhalandı. Geçen hafta öğrendiğime göre fiziki saldırıya da uğramış. ‘Sen Gezi’yi boşaltmamızı nasıl istersin, işbirlikçi’ diye.
“Tayfun’un sözü dinlenmedi diye Tayfun hapis yatıyor”
Eğer Tayfun’un sözü dinlenseydi zaten Sayın Erdoğan’ın ‘Gezi bir darbe girişimidir. Polisimize saldırdılar’ denen, son günlerde yaşanan o olayların hiçbiri yaşanmayacaktı. Tayfun’un sözü dinlenmedi diye Tayfun hapis yatıyor. Bu kadar net. Sayın Erdoğan’a buradan bir kez daha söylüyorum: Tayfun Kahraman suçsuzdur ama Gezi olaylarında hepimiz vardık, en suçsuzumuz Tayfun Kahraman’dır. Tutmuş, onu 18 yıl hapse mahkum ettirmiş. Tayfun’u tuttu, Tayfun’u mahkum etti. Tayfun, Şehir Plancıları Odası’nın Başkanı olarak şehirle ilgili duyarlılığı dile getirmiştir. Sürekli barışçıl protestoların arkasında olmuş, şiddete karşı olmuştur. Tayfun Kahraman’ı içeride tutuyorsunuz ve ölümüne içeride tutuyorsunuz. Ölünce mi rahat edeceksiniz? Oysaki Gezi’de siz FETÖ’cülere yüklüyorsunuz ama şiddeti başlatan devleti yönetenlerin talimatlarıydı. Çadırları yakan onlar, saldıran onlar, gaz fişeğini silah gibi kullanan onlar, hedef gözeterek atan onlar, 20 kişiyi kör eden onlar, sekiz kişiyi öldüren onlar ve onlar yüzünden iş çığırından çıktı. Şimdi Sayın Erdoğan elini FETÖ sabunuyla yıkadı, diyor ki ‘Şiddetleri başlatan talimatları veren emniyet müdürü FETÖ’cüydü, vali FETÖ’cüydü, zabıtalar FETÖ’cüydü, polis FETÖ’cüydü.’ Tamam, FETÖ’cüler tahrik etmiş, olanlar olmuş. ‘Durun arkadaşlar şiddet olmasın’ diyen Tayfun Kahraman içerde. Birazcık insaf, birazcık vicdan diyorum. Daha da başka bir şey demiyorum.”