Bugün 101 yaşında olan Hacı Tahir Nas, katliam sırasında 12 yaşında bir çocuktu. Yaralanmış, üstüne düşen yaralılar hayatını kurtarmıştı. Nas, aradan yıllar geçmesine rağmen o gün yaşananları bugün gibi hatırlıyor.

Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden Kürtlerin aldığı karşılık, inkar edilmek ve dilinin yasaklanması oldu. Buna karşı Kürtlerin yaşadığı coğrafyada başkaldırı hareketleri başladı. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, artık Kürt isyanları ile boğuşuyordu. 1925 Şeyh Sait İsyanı patlak verince, 24 Eylül 1925 tarihli Şark Islahat Planı Kararnamesi ile iki madde uygulamaya konuldu:

1- Aslen Türk olup Kürtlüğe mağlup olmayan başlayan Bervech-i âti Malatya, Elaziz, Diyarbakeri, Bitlis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Hozat, Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Palu, Çarşanscak, Çemişgezek, Ovacık, Hısn-ı Mansur (Adıyaman), Behinsi (Besni), Arga (Akçadağ), Hekimhan, Birecik, Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde hükümet ve belediye dairelerinde vesair mücessesat ve teşkilatta, mekteplerde, çarşı ve pazarlarda Türkçeden maada lisan kullananlar, evâmir-i hükümete ve belediyeye muhalif ve mukavemet cürmile tecziye edilebilir.

2- Fırat garbındaki vilayetlerimizin bazı akvamında dağınık bir surette yerleşmiş olan Kürtlerin Kürtçe konuşmaları behemehal men edilmeli ve kız mekteplerine ehemmiyet verilerek kadınların Türkçe konuşmaları temin olunmalıdır.

Şark Islahat Planı Kararnamesi ile Kürt illerinde yeni bir dönem başlar. 1925 Şeyh Sait İsyanı ile başlayan, 1938 Dersim İsyanına kadar süren Kürt isyan serisi o dönemin gazetelerinde, “Temizlik tamamlandı” manşetleriyle duyuruldu. Kemalist yönetim Kürt isyanlarını şiddetle bastırmasını ‘Eşkıya ve gerici yobazlarla mücadele’ olarak anlattı.

Şark Islahat Planı Kararnamesi, Şeyh Sait’ten sonra olabilecek isyanların önünü almak için hayata geçirildi ama daha da büyük isyanların çıkmasına neden oldu. Devlet Şark Islahat Planı ile amacını açık açık ortaya koyunca buna tepkiler de artarak sürdü ve Ağrı İsyanı patlak verdi.

Ağrı’yı imha operasyonu ile birlikte Ağrı Dağı’ndan kaçan Kürtler Van’ın Erciş ilçesine bağlı Zilan Deresi’nde bulunan köylere sığındı. Bunun üzerine Zilan Deresi’ne 30 Temmuz 1930 tarihinde büyük bir operasyon başladı, 44 köy ateşe verildi. Cumhuriyet gazetesi o gün manşetinde “Temizlik başladı, Zilan Deresi’ndekiler tamamen imha edildi” diyerek katliama açık destek veriyordu.

BİR KATLİAM TANIĞI

Bugün 101 yaşında olan Hacı Tahir Nas, katliam sırasında 12 yaşında bir çocuktu. Yaralanmış, üstüne düşen yaralılar hayatını kurtarmıştı. Nas, aradan yıllar geçmesine rağmen o gün yaşananları bugün gibi hatırlıyor.

Hacı Tahir Nas, 1918 yılında Erciş’e bağlı Perexuli Köyünde dünyaya geldi. Bugün Erciş merkeze bağlı olan Beyazıt Mahallesi’nde yaşayan Nas, 1930 yılında yaşanan Zilan Katliamı’na tanıklık etti. O tarihte 12 yaşındaydı. Katliam sırasında bacağından iki kurşun yiyerek yaralanan ve ölülerin altına düşerek tesadüfen hayatta kalan Nas, hem yaşadıklarını hem de katliamda rol alanların isimlerini hiç unutmadı.

‘İFADENİZİ ALACAĞIZ’ DEDİLER…

Derviş Bey adlı bir askerin operasyonu yönettiğini söyleyen Nas, o gün köyde yaşananları şöyle anlattı:

“Geliya Zilan’da bulunan Perexuli köyünde yaşardık. Zilan Katliamı’nda yaşananların hepsini dün gibi hatırlarım. O sıralarda 12 yaşındayım. Askerler köylerimizi kuşattılar. 44 köyümüz tamamen ateşe verilirken, yüzlerce Kürdün nasıl kurşuna dizildiğine şahit oldum. Atatürk ve İsmet İnönü döneminde yaşanan bu katliamı Derviş Bey denilen bir paşa uyguladı. Özellikle Erciş’te Kürtler dışında yaşayan farklı kesimlerin işbirliği ile o dönem katliam yapıldı.

Bir gün evde otururken, öğlen sıralarında askerler cemselerle gelerek köyümüz ve evlerimizi kuşattı. Yanlarında işbirlikçi muhtarlardan Muhammed vardı. Herkesi evden dışarı çıkardılar. Bize, ‘Sakın ses çıkarmayın, bir yere kaçmayın, ifadenizi alıp bırakacağız’ uyarısında bulundular. Yüzlerce köylü bir yerdeydik. Askerlerle birlikte mahşeri bir kalabalık vardı. Derviş Bey, ‘Şimdi hepinizin ifadesini alacağız’ dedi. Bunu söyledikten sonra havaya ateş etmeye başladı. Derviş Bey, Melle İbrahim’e yaklaştı ve onun kafasına iki kurşun sıkarak öldürdü. Birden çığlıklar ve feryatlar yükseldi. Derviş Bey birden ‘Ateş, ateeş, ateeşş’ diye bağırmaya başlayınca askerler bizi taradılar. Küçük çocukların öldürüldüğünü gördüm. Adeta gökten kurşun yağıyordu. Askerler tarama yaparken, Derviş Bey hâlâ ‘Ateş’ diye bağırıyordu. Benim bacaklarıma iki kurşun isabet etti ve yaralanarak yere çöktüm. Üzerime başka ölüler düştü ve ben altta kaldım. O sırada ölülerin üzerini aradıklarını ve kıymetli buldukları eşyaları aldıklarını gördüm. Sonra Kelime-i Şehadet getirerek kaçmaya çalışan Abdülcebbar isimli bir köylüyü yakaladılar ve botlarla kafasına vurarak öldürdüler. Süngülerle insanlar öldürülüyordu. Sonra Derviş Bey, ‘Ateşi kes’ emri verince askerler durdu.”

‘DELAL AKLINI YİTİRDİ’

Katliam sırasında Delal adlı bir kadının aklını yitirerek yerdeki boş kovanları aldığını, kulağına küpe olarak taktığını ve halay çekmeye başladığını söyleyen Nas, “Delal, ömrünün sonuna kadar buralarda aklını yitirmiş bir şekilde yaşadı. Bir daha hiç iyileşmedi. Onlar katliamı yapıp geri çekildikten sonra Sofi Şemsettin ve Tahir Amca geldiler ve beni yaralı olarak buldular. Başka bir bölgeye geçmemiz gerektiğini söylediler. Bir dereden geçerken aniden ‘Kıpırdamayın’ şeklinde bir ses geldi. Askerler ellerindeki silahlarla Sofi Şemsettin’i darp ettiler. Bizi öldürmek için silah doğrulttular ama o esnada içlerinden biri ‘Bunlar çocuk’ deyince aralarında kavga çıktı ve bizi öldürmekten vazgeçtiler.”

HAYDAR KAÇARAK KURTULDU

“Bizim köyümüz Pirneşin tamamen yakılmıştı” diyerek sözlerini sürdüren Nas, köylülerin cenazeleri toprağa gömmesine bile izin verilmediğini aktardı.

Günlerce mağaralarda saklandıklarını ve babasının getirdiği bir doktorun tedavisiyle iyileştiğini kaydeden Nas, “Haydar vardı, eşi ve iki çocuğu öldürülmüştü. Ona sordum, ‘Haydar amca sen nasıl kurtuldun’ diye. ‘Ben kaçtım, çalılıkların arasına saklandım. Beni çok aradılar ama bulamadılar. Ben de çalılıkların arasında ağladım durdum. O esnada askerlerin sohbetlerini dinliyordum. Onların bir boşluğunu yakalayarak su akan bir dereye atlayarak kurtuldum’ dedi bana.”

Katliama ve evlerinin yakılmasına rağmen halkın Geliya Zilan’ı terk etmediğini söyleyen Nas, “Onlar buradan çekilip Erciş merkezine girdiler. Orada da katliamlar yapıldı. Muhtarların verdiği isim listesine göre halk infaz ediliyordu. 18 erkek yakalanmıştı. 3-4 kişiyi ayırıp götürün, eşlerinin gözünün önünde öldürün talimatı verilmişti. Ve o insanlar kurşuna dizilerek katledildi. O yıl kim yakalandıysa öldürüldü.”

Hacı Tahir Nas, daha sonra yaşananlarla ilgili şu bilgileri verdi: “Sonra bir talimat geldi, ‘Artık öldürmeyin, tutuklayın’ diye ve herkesi tutuklayıp Adana Cezaevi’ne gönderdiler. Zilan Deresi’ne katliamdan sonra Atatürk öldükten sonra dönebildik. Atatürk, Zilan Deresi’ne girişi yasaklayarak askeri bölge ilan etmişti.”