İYİ Partili Subaşı’ndan ‘Kürt meselesi’ çıkışı: ‘Sorun yok biz kardeşiz’ diyerek çözemezsiniz

İYİ Parti Antalya Milletvekili Hasan Subaşı'dan Kürt meselesine ilişkin "Toplumun bir kesimi 'sorunum var' diyorsa, bu sorunun tartışılması, konuşulması gerekir. Ama biz konuşamıyoruz" çıkışı geldi.

İYİ Partili Subaşı’ndan ‘Kürt meselesi’ çıkışı: ‘Sorun yok biz kardeşiz’ diyerek çözemezsiniz

İYİ Parti Antalya Milletvekili Hasan Subaşı, Kürt meselesine ilişkin “Toplumun bir kesimi ‘sorunum var’ diyorsa, bu sorunun tartışılması, konuşulması gerekir. Ama biz konuşamıyoruz” çıkışında bulundu. Subaşı, “Cumhuriyet dönemi boyunca herkesin incelediği, rapor hazırlattığı bir meseleyle ilgili çıkıp ‘hiçbir sorun yok’ demenin bir anlamı yoktur” diye konuştu.

HDP’ye yönelik kapatma davasına ilişkin de konuşan Subaşı, “HDP legal bir parti değilse kurulması ve meclis çatısı altında olması hatalıdır. Oysa devletin çeşitli kontrollerinden geçerek parlamento çatısı altında grup kurmuş bir partidir” ifadesini kullandı.

Serbestiyet’e konuşan İYİ Partili Hasan Subaşı, “Biz sosyal sorunlarımızı çok kolay çözemiyoruz ve çok çabuk kamplaşıyoruz. Zaman zaman siyaset kurumları da bunları manipüle ediyor. Çözümsüz hale gelince bu sorunlar Türkiye sınırlarını da aşabiliyor. Dışarının da ilgi alanına girmeye başlıyor. Hatta zaman zaman manipülasyonlar da yapılıyor olabilir. Önemli olan bu tip sorunları kendi içinde çözebilmektir” dedi.

‘SORUNLAR DEVLET EGEMENLERİNİN TANIMINA GÖRE ÇÖZÜLMEYE ÇALIŞILDI’

Türkiye’nin 25 yıl sağ-sol çatışması yaşadığını belirten Subaşı, şunları söyledi:

“Gençler birbirini öldürdü. İnsanlar sağ-sol meselesinde ‘o doktora gitmez, bu bakkala gitmez’ hale geldi. Araya ihtilal girdi. Sonra rahmetli Demirel ile rahmetli İnönü’nün koalisyon kurmasıyla sağ-sol kavgası gündemden kalktı. Bu defa başörtülü gençleri üniversitelere sokmamaya başladılar. Dönemin egemenleri, bazı yüksek yargı mensupları, bazı askerler ‘şu şekilde bağlanırsa olur’ gibi tanımlamalar getirmeye başladılar. Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında hüküm fıkrasına değil ama metnin içine “Bu eylem cumhuriyete karşı kalkışma, siyasi amblem sayılabilir” gibi ibareler yazıldı. Mesele tam çözümsüz hale geldi. Türkiye yine gençlerine 25 yıl eziyet etti. Eğitim hakkını elinden almaya kalktı. Kimse gençlere ‘neden başörtüsü takmak istiyorsun’ diye sormadı. Onlarla konuşmadı. Konu, devlet egemenlerinin tanımına göre çözülmeye çalışıldı. Bu da AK Parti’nin işine yaradı, AK Parti’yi büyüttü. Sonunda yine bir kanun değişikliği olmaksızın gündemden kaybolmaya başladı ama toplum yine yorgun düştü.”

Kürt meselesinde de durumun benzer olduğunu belirten Subaşı, “Toplumun bir kesimi ‘sorunum var’ diyorsa, bu sorunun tartışılması, konuşulması gerekir. Ama biz konuşamıyoruz. Yine Alevi yurttaşlar ‘cemevi bizim ibadetgâhımız’ diyorsa bunun konuşulması, tartışılması gerekir. Biz buna da çözüm bulamadığımız için, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ‘cemevleri ibadethanedir’ diye bizi bağlayan bir karar verdi. Bu bağlayıcı karara rağmen biz bağlandık mı?” diye sordu.

‘YAKICI VE ÇÖZMEMİZ GEREKEN SORUNLAR’

“Şimdi biz bu tür sorunlarımızı çözmekte zorlanıyoruz” diyen Subaşı, şu ifadeleri kullandı:

“Dışarının bir tür manipülasyonları olabilir ama bunlar yakıcı ve çözmemiz gereken sorunlardır. Gelecek kuşaklara taşımamamız gereken sorunlardır. Bunların bilimsel olarak her yönüyle incelenmesi gerekir. ‘Sorun yok biz kardeşiz’ diyerek her şeyi çözemezsiniz. Önemli bir yurttaş kesimi ‘sorun var’ diyorsa devletin görevi o soruna yaklaşmak, sorgulamaktır.”

‘ELLİNİN ÜZERİNDE KÜRT RAPORU VAR’

Subaşı şöyle devam etti:

“Atatürk döneminden beri ellinin üzerinde Kürt raporu hazırlandı. 1989’da SHP’nin önemli bir raporu var, Anavatan Partisi’nde Kahveci’nin raporu var, 1991 yılında Tayyip Erdoğan’ın il başkanı iken hazırlatıp Refah Partisi genel başkanlığına sunduğu bir rapor var.

Cumhuriyet dönemi boyunca herkesin incelediği, rapor hazırlattığı bir meseleyle ilgili çıkıp ‘hiçbir sorun yok’ demenin bir anlamı yoktur. Geçmişte Türk siyaseti bu konuların üzerinde çok gidemedi. Bu konular tamamen Genelkurmay’a havale edilmişti. Genelkurmay da zaten “bu mesele bende” diyordu. Siyaset kurumunun bu konuda yetkili olmasını kabul etmiyordu, siyaset kurumu da o alana giremiyordu.

Bugün de bu hükümet sistemi bırakın siyaset kurumunu, meclisi, yargıyı hatta yürütmeyi de vesayet altında tutuyor. Bugünün vesayeti de dünkü vesayet gibi temel sorunların çözümünü engelliyor.”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER