Günay: Kürtlerle savaş AKP’nin varlık sebebi

POLİTİKA - Savaş politikalarının AKP’nin “varlık sebebi” haline geldiğini ifade eden HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Saldırıların hedefinde yer alan bizler buradayız, dimdik ayaktayız” diye belirtirken, kadınlara karşı yanlış yaklaşımlar için de "HDP’de siyaset yapamaz" dedi.

Günay: Kürtlerle savaş AKP’nin varlık sebebi
banner537

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partisinin genel merkez binasında gerçekleştirdiği basın toplantısıyla gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.  

24 Temmuz Basın Bayramı’na değinen Günay, “Siz değerli basın emekçilerinin basın bayramını kutlamak isterdim ama gazeteciler için, haber hakkı için, düşünce ve ifade özgürlüğü için maalesef kutlanacak herhangi bir bayram yok bu ülkede” dedi.

AKP’nin pek çok alanda olduğu gibi basın ve ifade özgürlüğünde de Türkiye’yi büyük bir karanlığa mahkum ettiğini dile getiren Günay, “AKP dünyada gazeteciliği suç, gazetecileri ‘terörist’ olarak tanımlayan tek iktidar olarak tarihe geçti. Türkiye’de en az 93 gazeteci ve medya çalışanı yaptıkları işten kaynaklı cezaevlerinde bulunuyor. 10 binden fazla gazeteci de maalesef işsiz. OHAL darbesiyle yüzlerce basın kurumuna el konuldu, iktidar gazete ve basın kuruluşu olarak ele geçirdiği her kurumun içeriğini boşalttı, bu mecralar iktidarın borazanlığı dışında herhangi bir işleve sahip değiller artık. Çoğu itibar suikasti yapıyor, muhalefete yönelik kara propaganda merkezleri gibi çalışıyor. Halk bu gazeteleri okumuyor, bu televizyonları izlemiyor o yüzden halkın haber alma kanalları haline getirilen Sosyal medya mecraları hedef haline getirildi” diye konuştu. 

ÇİN MODELİNE GEÇİLİYOR

Meclis’te görüşülen sosyal medya düzenlemesinin alt komisyondan geçtiğini hatırlatan Günay, “Getirilen teklif ile iktidar, düzenlemenin gerekçesini temel hak ve özgürlüklerin korunmasında devletin sorumluluğu üzerine kurarak büyük bir aldatmacaya imza atıyor. Bu teklifin gerçekliği; sansürün artmasında, sosyal medyanın hedef alınmasında ve fişlemenin hızlandırılmasında yatıyor. Teklifte yer alan ‘ulusal sınırların tanınmaması, milli güvenlik’ gibi soğuk savaş söylemleri ve 90’lı yıllara ait ifadeler, güvenlik devletinin amentüsüdür. İktidarın gittikçe otoriterleşen, her hareketi ve her yurttaşı kendisi için tehdit algısı olarak kabul eden, güvenlik söylemi altında potansiyel suçlu, şüpheli çemberine Türkiye’de yaşayan herkesi, doğayı, canlıları katan anlayışının sosyal medya ayağıdır bu. Bu anlayış kendisini Alman modeli olarak propaganda etse de Türkiye bu düzenleme ile açık bir şekilde Çin Modeli’ne geçecektir” değerlendirmesinde bulundu. 

TÜRKİYE TARİHİNİN DÖNÜM NOKTASI

Günay, şunları söyledi: “24 Temmuz 2015, Türkiye tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu tarih, eşi benzeri görülmemiş bir şiddet dalgasının, tasfiye planlamasının, kırım politikalarının başlangıcı oldu. Bu politikayla çözüm süreci inkâr edilerek rafa kaldırıldı ve dünyanın gözü önünde açıklanan tarihi Dolmabahçe Mutabakatı reddedildi. Özelde Kürt halkına, genelde de Türkiye halklarına ve demokratik kamuoyuna açıkça savaş ilan edildi. İmralı'da kurulan ve toplumun büyük bir umutla barış getirmesini beklediği diyalog ve müzakere masası hükümet tarafından 'bize oy kazandırmıyor' denilerek devrildi. 2013 Newroz deklarasyonuyla başlayan ve 3 yıl boyunca ölümleri durduran diyalog sürecinde ‘bize oy vermezseniz çözüm sürecinin ancak filmini çekersiniz’ tehditlerine dönüştü. AKP toplumun tümüne karşı saldırıya dönüşün bu kumpası adım adım ördü.”

AKP’NİN VARLIK SEBEBİ 

Çözüm süreci bitmeden önce Ceylanpınar ve Diyadin’de yaşananları “bu ülkenin evlatları komplolara kurban edildi” şeklinde değerlendiren Günay, “Ceylanpınar, hükümet tarafından kullanılan gerçek bir provokasyon olarak tarihe geçti. Olayın failleri olarak kumpasın gerekçesi yapılan insanlar beraat etti, dava düştü. İfadelerin çarpıtıldığı ortaya çıktı. Suruç’ta, Ankara’da, Diyarbakır’da barış isteyen bu ülkenin aydınlık yüzü yüzlerce insan katledilerek IŞİD eliyle Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamları gerçekleştirildi. 90’lı yıllardaki köy yakmalarının yerini kent ablukaları aldı, beyaz torosların yerine tanklar halkın üzerine sürüldü. Hükümet kendi vatandaşlarını savaş araçlarıyla bombaladı, yerleşim alanları yerle bir edildi. Sur’da olduğu gibi tarihi mekanlar tahrip edildi, rant alanlarına dönüştürüldü” şeklinde konuştu. 

Darbe mekaniğinin hareket geçirildiğine dikkati çeken Günay, “Darbe girişimi ardından OHAL darbesi gerçekleştirildi. Binlerce insan işinden aşından edildi. On binlerce muhalif tutuklandı. 4 Kasım’da ve sonrasında sistematik olarak halk iradesine karşı darbe gerçekleştirildi. Emekçiler, işçiler bu ülkenin üretenleri ekmeğe muhtaç hale getirildi. 24 Temmuz’da Kürtlere karşı ilan edilen ancak bütün topluma karşı yürütülen savaş politikaları AKP’nin varlık sebebi haline geldi” dedi. 

‘YASAKLI TOPLUM’ VURGUSU  

24 Temmuz’da başlatılan çatışmalı süreçte “nasıl olsa Kürtlere karşı yürütülüyor” diyerek sessiz kalanların şu anda “mağduruz” diye şikayet ettiklerini söyleyen Günay, “Biz ilk günden beri söyledik; savaşın kazananı olmaz, savaşla sorunlar çözülmez. Savaşla kaybeden bu ülkenin halkları olur diye uyardık. Bizi dinlemediler. Bu tablo karşısında haklı çıkmış olmaktan dolayı mutlu ve memnun değiliz. Aksine bütün bunlara engel olamamış olmaktan dolayı derin üzüntü duyuyoruz. İktidarın her alanda hayata geçirdiği Kürt düşmanlığı, Kürtleri bu ülkenin yasaklı toplumu haline dönüştürdü” dedi.

‘KÜRTLERİN CAN GÜVENLİĞİNİ BIRAKMADIK İTİRAFI’

Günay, Yozgat’ta Kürt işçilerden “ayakbastı parası” istenmesi ve saldırıya uğramalarına dair ise şunları söyledi: “İşçiler ‘can güvenliğinizi sağlayamayız’ denilerek, polis eşliğinde ilçeden çıkarıldı. Kürtler için tehlike yaratan bu iktidarın politikalarıdır. ‘Bu ülkede Kürtlerin can güvenliği bırakmadık’ itirafıdır.”

Günay, “Halkımız yalnız değildir. 24 Haziran 2015 tarihinden beri çöktürme planlarının, saldırıların ve her türlü kumpasın hedefinde yer alan bizler, buradayız, dimdik ayaktayız, kendi irademize ve haklarımıza sahip çıkıyoruz. Türkiye’nin umuduyuz. Halkımızın, halklarımızın yaşadığı zulme karşı mücadele ediyor ve bu gidişatı durdurmaya, değiştirmeye çalışıyoruz. Bunu başaracağımızdan da en ufak bir şüphemiz yok” ifadelerini kullandı.

ORTADOĞU POLİTİKASI

AKP’nin dış politikasını “siyasal, diplomatik ve kültürel açıdan Kürtsüz bir dünya” olarak özetlenebileceğini söyleyen Günay, “Çöktürme planıyla AKP rejiminin hem Kuzey Suriye’de hem de Irak Kürdistanı’nda yürüttüğü askeri operasyonların ve istihbarat çalışmaları, bütün Kürtlerin siyasi iradelerinin teslim alınmaya, siyasi kazanımlarını gasp etmeye yöneliktir. DAİŞ barbarlığına karşı kılını kıpırdatmayan iktidar, DAİŞ üyelerinin tutulduğu kamplara operasyon düzenleyerek IŞİD’lileri kaçırıyor, Kuzey Suriye’de işgal ettiği bölgelerde demografiyi değiştiriyor, yüzbinlerce sivilin yaşam su kaynaklarına erişimini engelleniyor” dedi. 

Günay, sınır ötesi operasyonlara da tepki göstererek, “Sivillerin zarar gördüğü bombardımanlar gerçekleştiriyor. Bu operasyonlar sonucunda kadın ve çocuk demeden onlarca sivil yaşamını yitirdi. İktidarın ‘biz sivilleri hedef almıyoruz’ açıklamaları gerçeği yansıtmıyor. Uluslararası bir örgütün yayınladığı rapora göre, 2015’ten bu yana Türk jetleri, SİHA’ların bombardımanı sonucu Irak Kürdistan’ında en az 85 sivil katledildi, 95’ten fazla sivil saldırılar sonucu yaralandı. 85 kişiden sadece 15’i bu yılın ilk 6 ayında katledildi. Aynı raporda, saldırılar sonucu sivillere ait yüzlerce ev kullanılamaz hale gelmiştir” bilgilerini paylaştı. 

‘AKP’NİN İHVANCILIK HAYALİ LİBYA’YI BÖLDÜ’

Libya’da yaşanan gelişmeleri de değerlendiren Günay, AKP’nin ihvancılar lehine Libya’yı bölmeye ve kardeş kavgasını körükleme çalıştığını kaydetti. Günay, “Mısır’ın Libya’ya askeri müdahalede bulunmasına yönelik tezkereyi onaylaması Türkiye için yakın ve ciddi bir tehdittir. 2 gün önce Rusya’yla varılan anlaşma da bölünmeyi ve stratejik başarısızlığı gizleme çabasıdır. Yol yakınken iktidarı bu yanlıştan bu savaş sevdasından vaz geçmeye çağırıyoruz, halklarımızı bu savaş siyaseti karşısında yer almaya davet ediyoruz” diye konuştu. 

KADINA YÖNELİK ŞİDDET

Kadına yönelik şiddetin “kurum boyutuna” vardığını ifade eden Günay, “Neredeyse her gün bir kadının erkekler tarafından gaddarca katledilmesine tanıklık oluyoruz. İktidar ve devlet kurumlarının cinsiyetçi söylem ve pratikleri kadına yönelik şiddeti beslemektedir. En son Pınar Gültekin katledildi. Kadın cinayetlerine karşı kadınlar olarak öfkemiz büyüyor. İstanbul başta olmak üzere birçok kentte binlerce kadın, artan kadın cinayetlerine ve erkek şiddetine karşı sokağa çıkarak erkek şiddetine karşı ‘susmuyoruz’ diye haykırdı. Ancak kadınlar iktidarın saldırısına uğradı, alanda şiddete maruz kaldı. Buradan, Pınar Gültekin’in ailesine ve bütün sevenlerine başsağlığı diliyorum. Bu gaddarca işlenen cinayetlerin hiçbiri istisna değildir. Pınar Gültekin’in katleden erkek, gücünü kolluğun ve yargının erkek yanlısı tutumu ve kararlarından almaktadır. Kadınlara şiddet uygulayan erkekler bu ülkede ‘tahrik indirimden’ yararlandığı için, infaz yasalarıyla serbest bırakıldıkları için bu kadar kolay şiddet uygulayabiliyorlar” dedi. 

‘ŞİDDETTE FAKATIMIZ, LAKİNİMİZ YOK’

Günay, partilerinde son dönemlerde yaşanan gelişmelere de değindi. Günay, konuşa ilişkin şu açıklamalarda bulundu: “Kadına yönelik erkek şiddeti ne yazık ki her yerde açığa çıkıyor. Bütün siyasi partiler ve devletin işi bu şiddetle mücadele etmektir. Biz kendi içimizde yaşanan bu tür olayların hiçbirine karşı müsamaha göstermiyoruz, bu konuda eyvallahımız yok, affımız yok, amamız, fakatımız, lakinimiz yoktur. Mücadelesinin merkezinde kadın özgürlüğü ve eşitliği yer alan ve yüz binlerce kadının emeğini kadın kazanımlarına dönüştüren bir kadın partisi olarak HDP’nin bu vakalarla gündeme gelmiş olması üzerinde hassasiyetle durduğumuz bir konudur. Ancak ne yazık ki, toplumsal bir kırıma dönüşen kadına yönelik şiddet her yerde karşımıza çıkmaktadır. Kadın iradesini ve kadın özgürlüğünü esas alan bütün yapıların, nerede gerçekleşirse gerçekleşsin, kadına yönelik şiddet karşısında amasız-fakatsız durması gerekmektedir. Kadın Meclisiyle, Eşbaşkanlık Sistemiyle, binlerce kadının siyasete katılımıyla kadın iradesinin kurumsallaştığı bir parti olarak HDP’nin de yaptığı budur. Biz kadına yönelik saldırının her türüne karşı durduk ve durmaya devam edeceğiz. Bu ilke bizim için esastır.”

‘YANLIŞ YAKLAŞAN ERKEK HDP’DE SİYASET YAPAMAZ’

Hiçbir olayın üzerini örtmeye çalışmadıklarını vurgulayan Günay, “Tuma Çelik meselesi bize intikal ettiği andan itibaren kadın beyanını esas aldık. Kadından yana tavır alıp, beyanları doğrultusunda araştırma yapmaya başladık ve araştırmanın selameti için adı geçen vekilin parti adına faaliyetlerini Mardin’de durdurduk. Olayın cinsel saldırı şeklinde yargıya intikal ettiği an, Kadın Meclisimizin başvurusu üzerine Tuma Çelik partimizin disiplin kuruluna sevk edilmiştir. Disiplin kurulumuz Çelik’i ihraç etmiştir. Bu karar kadın meclisimizin erkek şiddeti karşısındaki tavizsiz tavrını ve kadınların gücünü ortaya koymaktadır” bilgilerini paylaştı.

Günay, kadına karşı suç işleyen veya kadına yanlış yaklaşan hiçbir erkeğin HDP’de siyaset yapamayacağını vurguladı. 

İKİ YÜZLÜ SİYASETİ

Günay, “Kadın katillerini salan, her gün erkek egemen zihniyeti yaygınlaştıran, kadın cinayetleri meşrulaştıran, 13 yaşındaki çocuklara istismarın yolunu açmaya çalışanların bu konuda bize söyleyecek tek bir sözleri yoktur. Her gün sokakta, evde ve iş yerinde kadınlar katledilirken, polisin şiddetine ve işkencesine maruz kalırken, siz AKP’den bir kadın vekilin buna tepki gösterdiğini ve karşı durduğunu gördünüz mü ya da duydunuz mu? Göremezsiniz de duyamazsınız da. Çünkü onların sahiplenmesi bile politik çıkar ve siyasi hesaplar içindir. Artık bu iki yüzlü siyaseti terk etsindir.”

‘PARTİ İÇİNDE DE ERKEKLİKLE MÜCADELE ETTİK’

Günay, açıklamasını şu sözlerle sonlandırdı: “Bu partide on binlerce kadının emeği var. Her alanda olduğu gibi parti içinde de erkeklikle mücadele ettik, ediyoruz. Kimse bundan şüphe etmesin. Ama tüm erkekler şunu çok iyi bilmeli; erkekliğini ayrıcalık kabul edenler bizimle aynı yolda yürüyemezler. Kadına yönelik şiddet kadın kırım düzeyine çıkmışken iktidar bu katliamları nasıl durduracağını düşüneceğine, bu şiddetle etkin mücadele için oluşturulan İstanbul Sözleşmesini iptal etmenin peşine düşmüştür. Tekrar altını çizerek söylüyoruz ki; İktidar bu sözleşmeyi uygulamakla yükümlüdür, iptal etmekle değil.”

Mezopotamya Ajansı

Güncelleme Tarihi: 24 Temmuz 2020, 18:50
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER