Peköz: Ankara’nın Kuzey ve Doğu Suriye hamlesi zorlaştı

Siyaset Bilimci Mustafa Peköz, ABD Başkanı seçilen Joe Biden yönetiminin Kuzey ve Doğu Suriye’de özerk bir bölgenin kurulması konusunda Rusya ile yakından çalışacağını savunarak, Ankara-Washington denklemindeki olumsuz gelişmelerin erken seçim sürecini zorlayabilir, dedi.

Peköz: Ankara’nın Kuzey ve Doğu Suriye hamlesi zorlaştı

Tüm dünyanın yakından izlediği Amerikan Birleşik Devletleri (ABD) Başkanlık seçimleri Joe Biden’in zaferiyle sonuçlandı. Biden'ın ABD’nin yeni başkanı olması, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye için de yeni gelişmelerin habercisi olarak yorumlanıyor. Özellikle AKP iktidarının gerilimli politikalarını destekleyen Donald Trump’ın başkanlığı kaybetmesi ise başta Halk Bank Davası olmak üzere, S-400 gibi konuların yeniden gündeme geleceği ve Türkiye-Amerika ilişkilerinin yeni bir seyir alacağı başat gündem olarak yerini aldı. 

Araştırmacı Yazar, Siyaset Bilimcisi Dr. Mustafa Peköz ile Biden döneminin ABD-Türkiye, ABD-Ortadoğu ilişkilerini Mezopotamya Ajansı'na değerlendirdi.

 ABD seçimleri dünyanın dikkatini çekti. Öyle ki seçim sonuçlarının açıklanması günler alabiliyor. Trump-Biden yarışında, Biden’in zaferi 4 gün gecikmeyle açıklandı. Bu açıklama dahi henüz resmiyet kazanmadı. Bunun nedenleri neler olabilir?

ABD seçim sonuçlarının kısa sürede açıklanmaması belirsizliği, esasen seçim sisteminden kaynaklanıyor. ABD’de başkan doğrudan halkoyu ile seçilmiyor. Halk önce delegeleri seçiyor. Delegeler de başkanı seçmiş oluyor. 538 delegeden 270’ini kazanan başkan oluyor. Eğer 239-239 eşit delege sayısı olursa, bu kez Temsilciler Meclisi, yani Kongre, başkanın kim olacağını belirliyor. Tabi, delegeler partilerine bağımlı değiller, seçilen kurulunda oyunu değiştirebiliyor. Çok nadir olan bu durum, Clinton-Trump rekabetinde, Demokrat Parti’den seçilmiş 5 delege Trump yönünde oy kullandı. Ayrıca Temsilciler Meclisinin tamamı ve Senatonun yüzde 33’ü yenilendi. Her eyaletin de kendisine göre bir seçim işleyişi olduğu dikkate alındığında, sorunun karmaşıklığı daha net görülebilinir.

 Postayla oy kullanılma yöntemi seçim sonuçlarının açıklanmasında bir gecikmeye yol açtı mı?

Elbette bunun bir etkisi var. ABD’de 160 milyon kişi oy kullanmış ve bu seçmenin yaklaşık yüzde 67’sine denk geliyor. Aynı şekilde posta yoluyla oy kullanmada tarihi rekor kırıldı. 3 Kasım’da  90 milyon oy, toplam oyların yaklaşık yüzde 56.5’i posta yoluyla ya da erken kullanılmış. Demokratların seçim boyunca belki de en akıllı ve sonuç alıcı planı, posta yoluyla ve erken oy kullanmada kendi seçmenini teşvik etmiş olmalarıdır. Posta yoluyla ya da erken oy kullananların yüzde 67’si, demokratlara oy verenlerden oluşuyor. Erken oy kullanılması Biden’a seçim kazandırdı diyebiliriz.

 Biden posta yoluyla oy kullanılması için çağrı yaptı. Trump ise bunun tersine posta yoluyla oy kullanılmaya karşı çıktı? Biden-Trump arasında oy kullanılmasındaki farklılığın nedeni nedir? 

Bunun birçok nedeni olabilir ancak burada iki faktör belirleyici oldu diyebiliriz. Birincisi demokratların seçmen kitlesi esasen ekonomik olarak orta ve alt kesimlerden oluşuyor. Yapılan araştırmalarda Afrika ve Latin kökenliler başta olmak üzere; yoksul kesimlerin seçim günü sandık başına gitmedikleri ve oy kullanmadıkları tespit edilmiş. Pandemi gibi olağan üstü koşullar nedeniyle, seçim günü oy kullanma oranlarının düşeceğini dikkate alarak, seçmeni posta yoluyla ve seçimden önce oy kullanmaya teşvik etti. İkincisi ise FBI’ının iki ay önceden Biden’i ‘elektronik ortamdaki oy kullanımlarında manipülasyon olabileceği, posta yoluyla oy kullanılmasının teşvik edilmesi için uyarı’ yaptığı belirtildi. Demokratlar, ABD’nin en üst düzeyde güvenlik sorumlularından birinin uyarıları doğrultusunda ve pandemiyi de dikkate alarak, seçmeni yönlendirmeyi başardı.

ABD seçimleri geçmiş seçimlerden farklı olarak olağan üstü koşullarda yapıldı? Bunun seçim sonuçlarına yansıması oldu mu?

Eğer ABD koronavirüs gibi bir sorunla karşı karşıya kalmamış olsaydı, toplumun güvenini kazanan Trump ikinci kez ABD Başkanı olarak seçilebilirdi.

ABD seçimlerinin sonuçlarını etkileyen en önemli faktörlerden birinin Trump’ın koronavirüs pandemisine yönelik izlediği politikaydı. Dünyanın en büyük ekonomisine sahip olarak küresel kapitalist sistemin merkezi, bilişim teknolojisinde en gelişmiş ülke olmasına rağmen, koronavirüs pandemisinin merkez üssü olmaya devam ediyor. Şu ana kadar yaklaşık 50 milyon vaka ve yaklaşık 238 bin kişi yaşamını yitirdi. Genellikle yoksulluğun yoğun olduğu ve göçmen kökenlilerin ağırlıkta yaşadığı bölgeler, ölüm oranlarının çok daha fazla olduğu görüldü. İşsizlik en yüksek oranına ulaştı ve bu dönemde artan ekonomik kriz, ABD toplumunu derinden etkiledi. Şu tespiti yapabiliriz: Eğer ABD koronavirüs gibi bir sorunla karşı karşıya kalmamış olsaydı ya da Almanya’da olduğu gibi sorunun ciddiyetini kavrayıp ona göre bir kısım politikalar geliştirilmiş olsaydı; toplumun güvenini kazanan Trump ikinci kez ABD Başkanı olarak seçilebilirdi.

Trump’ın seçim kampanyası sürecince ırkçı politikaları ön plana çıkartmasının seçmen kararı üzerinde etkili olduğu söylenebilir mi?

Trump’ın seçim kampanyasının planı özellikle beyazların üstünlüğüne dayanan ırkçı içerikli söylemlerini ön plana çıkartarak; Amerika toplumu içerisinde ‘Beyazlar ve diğerleri’ saflaşmasını ya da kutuplaşma yaratmak istedi. Silahlı ırkçı örgütleri desteklediğini çok açık bir şekilde dile getirdi.  Trump, Biden ile katıldığı tartışma programında, beyazların üye olduğu ve kamuoyunda ‘aşırı ırkçı’ olarak bilenen faşist ‘Proud Boys’ örgütüne seslenerek, ‘geri çekilin ve hazırda bekleyin. Fakat size bir şey söyleyeyim bence ANTIFA (faşizm karşıtları için kullanılan isim) konusunda bir şey yapmak gerek’ diyerek mesajını verdi. Bunun seçmen kararı üzerine mutlaka etkisi oldu diyebiliriz.

 Biden’in de geçmişte ırkçı politikalara destek verdiği söyleniyor…

Biden’in de bu konudaki sicili bozuk. Örneğin, Biden 1972’de Delaware’den en genç senatör olarak seçildiğinde, ‘Beyazların eğitim kalitesini düşüreceği gerekçesiyle siyahlar ile beyazların aynı okullara gitmesine’ karşı çıktı ve öğrencileri taşıyan ‘karma otobüs servislerini’ iptal edilmesi gerektiğini belirtmişti.

Trump ABD’nin geleneksel devlet başkanları dışında bir profil çizdi. Bütün uygulamaları tartışılır hale geldi. Kodlarıyla oynadı. Trump’ın seçimi kaybetmesinde bunların etkisi var mı? 

Trump’ın iktidara gelmesi bir tesadüf değildi. ABD’nin küresel imparatorluk yolunda ilerlemek için Çin ile çatışarak yeni bir strateji uygulanması amaçlanıyordu. Ancak Trump gibi birinin bunu başaracak güçte ve nitelikte olmadığı görüldü. Trump’ın dış politikayı daha çok kendi şirketlerinin çıkarlarını korumanın bir aracı haline getirdiğine dair ABD kamuoyunda yapılan çok sayıda eleştiri var. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Beyaz Saray-Savunma-Dışişleri-CİA dengesi, ABD’nin küresel stratejisinin belirlenmesinde önemli bir dengedir. Trump, ciddi bir politik stratejisi olmadan bunlarla ciddi oranda oynadı ve ABD’nin özellikle küresel liderlik gücünü tartışır hale getirdi.

 ABD devlet bürokrasisinin Trump’ı istemediği söylemleri de var. Siz nasıl değerlendirirsiniz? 

Bu seçimlerin belki de dikkat çekmeyen ilginç bir sonucu ortaya çıktı. Washington DC, yani devletin yönetim merkezi özel statülü bir bölgedir. Buranın senato seçme hakkı yok. Ancak başkanın seçilmesi için 3 delegeye hakkı bulunuyor. Washington DC oylarının yaklaşık yüzde 92’si Biden’e, yüzde 5’i de Trump’a gitmiş ve üç delegeyi de Biden kazandı. Bunun politik yorumu ve analizi son derece önemli bir mesajı içeriyor: Washington bürokrasisi hiçbir şekilde Trump’ın başkan olmasını istemiyor.  

Biden’in kazanmasının resmi olarak açıklanması biraz zaman alabilir. Ancak çekişmeli eyaletler olarak bilinen Pennsylvania, Arizona, Nevada gibi eyaletlerde kazanarak kesin bir delege üstünlüğü sağladı. Biden artık ABD’nin 46.Başkanıdır.

Biden ve kuracağı yeni yönetimin işi kolay olmayacak gibi görünüyor. Çözüm bekleyen çok sayıda sorun var. Biden’ın öncelikleri neler olur? 

ABD devlet sisteminde Beyaz Saray-Dışişleri-Pentagon-CİA denklemi son derece önemlidir. Bu alanda önemli bir kırılma ve bozulma yaşandı. Bu dörtlü denge ABD’nin küresel liderlik gücünü oluşturuyor.

Birincisi, bir süre önceliğini iç politik sorunlara verecek gibi görünüyor. Koronavirüs pandemisinin yarattığı sarsıcı etkilerin aşamalı olarak ortadan kaldırılması önemlidir. Bunun yarattığı ekonomik, işsizlik ve sağlık sorunları gibi konularda yoğunlaşacaktır. ABD toplumunun iç güven dengesinin sağlanması için belirli bir planı uygulayacaktır. Pandemi konusunda bilimsel kurumlarla daha yakın ilişki kurarak, aşının bulunması için özel bir yoğunlaşmaya gidecektir. Aşının bulunması için Bille Gates’in bu dönemde aktif olması kimseye sürpriz gelmemelidir.

İkincisi ise ABD devlet sisteminde Beyaz Saray-Dışişleri-Pentagon-CİA denklemi son derece önemlidir. Bu alanda önemli bir kırılma ve bozulma yaşandı. Biden çok kısa sürede ve acil koduyla bu dört kurum arasındaki geleneksel devlet yapısını tamir edecek ve uyumu yeniden tesis edecek adımlar atacaktır. Bu dörtlü denge ABD’nin küresel liderlik gücünü oluşturuyor.

 Trump döneminde ABD’nin uluslararası ilişkilerinde ciddi sorunlar oluştu. AB ve NATO ile kavga etmeye başladı. Biden bu süreçte neler yapacak?

Dış politika gibi ABD’yi var eden stratejik sorunlar bulunuyor. Koronavirüs pandemisi, ABD’nin küresel liderlik gücüne ve inandırıcılığına ciddi bir darbe indirdi. Bunların yeniden planlanması için Dışişleri ve Pentagon ile uyumlu çalışması ve dengeyi sağlayacak bakanların atanması ön plana çıkması kaçınılmazdır. AB ve NATO ile bozulan ilişkilerin yeniden tamir edilmesi için atılacak adımlar, küresel kapitalist sistemin merkez güçlerine bir nefes aldıracaktır. Yine Çin’i düşman görmeyen ama rekabet ettiği bir oyuncu olarak ekonomik ve politik ilişkilerin belirlenmesine yönelecektir. Çin’in ekonomik gücünün küresel dengelerin istikrarı için kullanılmasına dair yeni anlaşmalar yapılacaktır.

 Rusya ile nasıl bir yol izleyeceğini düşünüyorsunuz?

Rusya ile mesafeli ilişkiler devam etse de nükleer silah anlaşmasının yapılması için çok daha net ve kararlı politikalar yaşama geçirilecektir. Rusya’nın Kafkasya, Avrasya ve Suriye dâhil olmak üzere bölgesel bir oyuncu olarak dikkate alınacağı açıktır.

 Biden başkanlığında bir ABD’nin en çok merak edilen konuların başında da Ortadoğu geliyor. Seçim sonucunun Ortadoğu’ya yansımaları nasıl olur?

Ortadoğu'da ekonomik, politik ve askeri ilişkiler bakımından bir kısım düzenlemelere gidilmesi mümkün. Bölgedeki ABD askeri varlığı yeniden tanımlanacaktır. İsrail ile Arap dünyası arasındaki ilişkilere aktif destek verilecektir. Gazeteci Kaşıkçı cinayeti nedeniyle Suudi Arabistan ile beklenilen ciddi bir çatışma ve baskı yaşanmayacaktır. İran konusunda Obama’nın benimsediği nükleer anlaşmanın yeni bir formattan yenilenmesi ve İran’dan çok daha fazla taviz koparılması için MB Güvenlik Konseyi ve Almanya ile birlikte çalışacaktır. İran ile savaş değil, uzlaşı esas alınacak gibi görünüyor. Bu nedenle karşılıklı görüşmeler dahilinde ambargonun aşamalı olarak kaldırılması sürpriz sayılmamalıdır. Yani Biden, Irak-Suriye ve Doğu Akdeniz merkezli Ortadoğu politikasını daha çok Pentagon ve Dışişlerinin belirleyeceği stratejiye uygun yeni bir planlamaya gidecektir. Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’ın yanında yer alma konusunda kimsenin şüphesi olmasın.

Biden ile ABD’nin Kürtlere yönelik politikasının nasıl şekilleneceği de merak konusu. ABD-Kürtler ilişkisi nasıl olacak önümüzdeki dönemde?

Irak’ta Kürdistan Bölge Yönetiminin politik ve askeri gücünün arttırılması için çok daha somut adımlar atabilir. Bağdat’ın politik istikrarı ve İran ilişkilerine bağlı olarak Kürdistan Bölge Yönetiminin politik pozisyonu çok daha fazla güçlenebilir. Kerkük dahil olmak üzere tartışmalı bölgelerin Kürdistan Bölge Yönetimine verilmesi sürpriz olmaz.

 Kuzey ve Doğu Suriye için yol haritası nasıl şekillenecek? Orada herhangi bir değişiklik yaşanır mı?

Ankara’nın bundan sonra Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik askeri hamleler yapması oldukça zor olacağı gibi, bölgedeki İslamcı örgütlere yönelik ABD’nin daha fazla askeri refleks göstermesi, AKP iktidarını çok daha fazla zorlayacaktır.

Dikkat edilirse Trmup’ın Suriye’de izlemek istediği politikayla, Pentagon ve Dışişleri’nin izlediği strateji oldukça birbirinden farklıydı. Trump, Ankara’nın Kuzey-Doğu Suriye’ye operasyon yapmasına izin verdi. Halbuki Pentagon buna kesinlikle karşı çıkıyordu. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Trump’ın Suriye politikasında etkili bir isimdi. Seçim sonuçları açıklanmadan istifa etmesi, Suriye’de ABD politikasında Pentagon’un etki alanın çok daha fazla artacağını gösteriyor. Önümüzdeki süreçte ABD merkezli koalisyon güçlerinin Demokratik Suriye Güçlerini askeri olarak çok daha fazla güçlendirmeleri kimseye sürpriz gelmemelidir. Biden’in Suriye’deki politikası Obama’nın izlediği stratejinin yeni bir versiyonu olacaktır. Kuzey-Doğu Suriye’de özerk bir bölgenin kurulması konusunda Rusya ile çok daha yakında çalışarak, 2022 yılının ortalarına kadar Suriye savaşının sonlandırılması ve bu sorunun çözümünü sağlayabilecek politik-diplomatik-askeri hamleler yapması yüksek bir olasılıktır.  Aynı şekilde, Ankara’nın bundan sonra Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik askeri hamleler yapması oldukça zor olacağı gibi, bölgedeki İslamcı örgütlere yönelik ABD’nin daha fazla askeri refleks göstermesi, AKP iktidarını çok daha fazla zorlayacaktır.

Tam burada Biden ile Trump’ın girdiği bir tartışmada Biden, “Burası Türkiye değil, demokrasinin işlediği bir ülkedir” ifadelerini kullanmıştı. Biden’in Başkan seçilmesi, Washington-Ankara ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Biden’in Türkiye ile olan ilişkileri, yine ABD’nin bölgesel stratejisine uygun bir yönelim içinde olacaktır. ABD, Türkiye’den vazgeçmez ancak AKP-MHP iktidarıyla olan ilişkilerin çözümü son derece zor olacaktır. Ankara’nın S-400’ler başta olmak üzere Rusya ile olan ilişkiler. ABD’nin olmazsa olmazları olacaktır. Ortadoğu siyasetinde ABD’ye yeniden tabi olması şartı Ankara’nın masasına gelecektir. Özellikle Irak ve Suriye’de doğrudan ABD’nin yanında yer alması dahil olmak üzere, bölge siyasetinde açık bir değişikliklere gitmesi istenecektir. Eğer Ankara, uyum sağlamazsa, ekonomik, politik ve askeri baskıların artması kaçınılmazdır. Biden yönetimi, Halk Bankası ve senatoda onaylanan ekonomik ambargo gibi kozları kullanacağı mesajını diplomatik bir dille verecektir. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı otoriter, diktatör ilan eden Biden yönetimi, Ankara’nın tutumuna bağlı olarak bu söylemleri esnetebilir ama toptan onları yok saymayacağı açıktır. Ankara açısında bir başka sorun da, darbeci Gülen cemaatinin demokratlarla olan ilişkilerinin çok daha fazla güçlü olmasıdır. Böylelikle Gülencilerin Washington’da sesleri çok daha fazla yükselecektir. Bu da AKP açısında açık politik bir darbe olacaktır. Yine Washinton’da Türkiye’nin iç politik denklemini etkileyecek bir kısım raporlar hazırlanacağı açıktır. Demirtaş, Kavala davaları dahil olmak üzere ABD vatandaşlarına yönelik tutuklamalar, Trump yönetiminden farklı olarak çok daha fazla gündeme gelecek gibi görünüyor. Ankara, Biden dönemine hazırlık yapmaya başladı ama işler sanıldığı gibi kolay olmayacak. Ankara’nın kendisine bir yön vermesi kaçınılmazdır.

Mevcut iktidar bugüne kadar izlediği politikaları bir kenara bırakacak mıdır?

Ankara-Washington denklemindeki olumsuz gelişmeler, Türkiye’de erken genel seçim sürecini zorlayabilir.

MA / Selman Güzelyüz

Güncelleme Tarihi: 09 Kasım 2020, 19:28
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER