Keskin: Biat etmeyen yüzde 15 umut veriyor

Urfa’daki sempozyumda konuşan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, AKP yönetiminin iç hukuku bırakın uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirterek, “Ama bu coğrafyada yüzde 15 biat etmeyen bir kitlenin varlığına inanıyorum. Bu yüzde 15 umut olmaya devam ediyor’ dedi.

Keskin: Biat etmeyen yüzde 15 umut veriyor

Urfa Emek ve Demokrasi Platformu’nun “İnsan Hakları” başlığıyla düzenlendiği sempozyum ikinci gününde devam etti. Urfa Barosu Tahir Elçi Konferans Salonu’nda düzenlenen sempozyuma, platform birleşenlerinin yanı sıra Urfa Adliyesi önünde adalet mücadelesini sürdüren Ferit Şenyaşar ve Emine Şenyaşar ile çok sayıda kişi katıldı. "İşkence ve kötü muamele, cezasızlık, özgürlük ve güvenlik hakkı" başlıklı 5'inci ve son oturumun moderatörlüğünü avukat Serdil İzol yaptı. Urfa'da yaşanan Halfeti işkencesi ve Suruç patlaması dosyasına değinen İzol, mevcut dosyalarda kamu görevlileri hakkında herhangi bir işlem yapılmadığını aktardı.

DENİZ POYRAZ DAVASI  

"İşkence ve kötü muamele" başlıklı oturuma konuşmacı olarak katılan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı avukat Eren Keskin, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir il binasına 17 Haziran 2021 tarihinde Onur Gencer tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırıda katledilen Deniz Poyraz davasına değindi. Sanığın duruşmalardaki rahat tavrı ve ırkçı söylemlerini hatırlatan Keskin, "Bu örgütlü bir cinayet, dosyada bu durum çok açık. Bizler nerelerden kaynaklandığını çok iyi biliyoruz. Ama bu katili sadece bir gün gözaltında tutan devlet yani arkasındaki örgütsel bağlantıyı araştırmayan devletin yargısı, bizim insan hakları savunucusu arkadaşımızı (Ferhat Berkpınar) günlerdir gözaltında tutuyor" diyerek Diyarbakır'da İHD binasına yapılan baskını anımsattı. 

SAVAŞ SUÇU CİNSEL İŞKENCE

İşkence ve kötü muamelenin sadece bugünün konusu olmadığını belirten Keskin, bu coğrafyada tanıklık edilen 1915 ve 1938 soykırımlarının konuşulmasının hala yasak olduğunu söyledi. "İşkence her zaman vardı" diyen Keskin, 90’larda askı, kaba dayak, tırnak çekme, araba tekerleri içine koyup sürükleme gibi işkence yöntemlerinin konuşulduğunu, sadece cinsel işkencenin konuşulmadığını ifade ederek, “Cinsel işkence, 90'ların sonlarında özellikle Kürt kadınların konuşmasından sonra duyuldu. Kürdistan'da bir çatışma süreci vardı ve tüm savaşlarda olduğu gibi bölgede yaşanan savaşta da cinsel işkence bir savaş aracı olarak kullanıldı ve bence halen de kullanılmaya devam ediyor" diye belirtti. 

Bu işkencenin belgelenmesi sorunu olduğunu kaydeden Keskin, yasal olarak bir zorunluluğun olmamasına rağmen belgelemede savcılık ve mahkemelerin sadece adli tıp raporlarını delil olarak kabul ettiğini söyledi. Adli tıpın ise tamamen siyasal iradeye bağımlı bir kuruluş olduğunu söyleyen Keskin, şöyle dedi: “Oysaki AİHM'in çok önemli bir kararı var. Mardin'de gözaltında tecavüze maruz kalan Şükran Aydın davasında Türkiye mahkum edilirken, mahkumiyet gerekçelerinden biri de bağımsız bir hekimden rapor almamış olmaktı. Bağımsız hekim raporlarının ne kadar önemli olduğu AİHM kararı ile belgelendi. Buna rağmen Türk yargısı yan delil ya da ana delil olarak sunsanız da bunu kabul etmiyor. Bu konuda Adli tıp, çok kötü raporlar veriyor. Bu konuda büyük sorunlar yaşıyoruz." 

KADIN MÜCADELESİ KAZANIMLARI 

Kadın hareketinin büyük emekleriyle Türk Ceza Kanunu'nda 2005 yılında önemli değişikliklerin yapıldığını belirten Keskin, “Cinsel saldırı suçu yasada düzenlendi. Cinsel taciz suç oldu. Bekaret kontrolü kurallara bağlandı. Bunlar hep kadın mücadelesinin önemli kazanımları. Ama uygulamada ne oluyor derseniz. Uygulama da eski ile arasında bir fark görünmüyor" dedi. 

CEZAEVLERİ VE GARİBE GEZER

Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi'nde 9 Aralık 2021’de yaşamını yitiren Garibe Gezer'in yaşadıklarına ilişkin de konuşan Keskin, Kayseri Bünyan Cezaevi’nden Kandıra Cezaevi’ne sevk edilirken yaşadığı sorunlar nedeniyle Gezer’i ziyaret ettiklerini söyledi. Bu ziyarette kendisine yönelik cinsel işkenceden haberdar olduklarını ifade eden Keskin, Garibe'nin ölümünden sonra görüntülerin ortaya çıktığını ve yerlerde sürüklendiği fotoğrafların olduğunu belirtti. 

Gezer’in izolasyon içinde izolasyon yaşadığını belirten Keskin, "Süngerli oda adı verilen bir odaya götürülüp kadın gardiyanlar tarafından cinsel saldırıya uğradı.  90'larda da kadın gardiyanların cinsel saldırılarına uğrayanlar oldu. Orada vajinal bölgeye parmak sokulması neticesinde cinsel saldırıya maruz kaldı Garibe. 'Lütfen sesimi duyurun. Cezaevlerinde böyle şeyler yapılıyor, bu tür işkenceler var’  dedi. İnsan hakları savunucuları olarak bizde bunu gündem yaptık. 'Bana ruhsal bir sıkıntın mı var diye sormayın. Ben bunu bir eylem olarak yaptım. Başka yol yoktu' dedi. Garibe yaşadıklarını böyle anlattı. Çünkü insanları cezaevinde o noktaya getiriyorlar. Suç duyurusunda bulunduk. Maalesef ki 10 Aralık günü Gezer'in ölüm haberini aldık. Şüpheli bir ölüm. Garibe'nin o gün hala şiddete uğradığı, olaydan sonra seslerin geldiğini yan koğuştaki arkadaşları söyledi. Hayattayken yaşadığı işkenceyle ilgili ifadesini aylarca almaya tenezzül etmeyen savcı, ölümünden 15 gün sonra takipsizlik kararı verdi.  Devlet politikası bu. Yapanda suçlu, sorgulamayan da suçlu. Dava açılsa bile beraat kararı veren de suçlu. İşkenceciler yargılanmıyor bu coğrafya da. Biz bu konuda 90'larda da çok sorunlar yaşadık. Devlet aklı hep aynı kalıyor ama yöntemler değişiyor. Şimdi de böyle bir sorunumuz var. Kendiniz bir olayla suç duyurusu yapmaya gittiğinizde siz suçlanıyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi iç hukukunu bırakın uluslararası hukuku da ihlal ediyor" diye belirtti.  

İŞKENCE TALİMATI VERİLİYOR

Devletlerin birilerinin suçlarını görmezden geldiğini belirten Keskin, "Biz neyi konuşuyoruz ki İçişleri Bakanı ‘yakalarsanız lime lime edin talimatı verdim’ diyor.  Bütün kamuoyu önünde, televizyonlarda işkence yapın emri veriyor. İçişleri Bakanı, siz yapın hukuk arkadan geliyor diyor. Yani biz neyi konuşuyoruz. İç hukukunda, uluslararası hukukun da yok sayıldığı, AİHM, kararlarını yok sayan bir anlayışı konuşuyoruz. Ama ben bu coğrafyada yüzde 15 biat etmeyen bir kitlenin varlığına inanıyorum. İşte o biat etmeyen kitle bugüne kadar her türlü baskıya rağmen ayakta kaldı. Ne arkadaşlarımızı kaybettik, hepimiz cezaevlerine gittik. Ama mücadelemiz devam ediyor. İşte bu yüzde 15 sayesinde umudumuzu korumak zorundayız. Kendi adıma koruyorum" dedi. 

ŞENYAŞAR: MÜCADELEYE DEVAM 

Ardından söz alan Ferit Şenyaşar, "Hayatımı anlatsam roman olur" sözünün bugün gerçekleştiğini belirtti. 14 Haziran 2018 tarihinde işyerlerinde saldırı, devlet hastanesinde ise katliama maruz kaldıklarını anımsatan Şenyaşar, hastane katliamından birçok kesimin haberinin olmadığını söyledi. Şenyaşar, "Dava hukuka aykırı bir şekilde iki ayrı dosya olarak açıldı. Siyasi talimatlarla açılan işyerindeki davada biz suçlu gösterildik. İşyerinde yaptığımız bütün eylemler kamera kayıtlarındadır. Bizim iş yerinde yaptığımız meşru müdafaadır. 5 yıla yakın tüm görüntülere rağmen kardeşim cezaevinde tutuluyor. Biz aynı talebi hastane davası içinde istiyoruz. Açın o davayı yine bizi suçlu gösterin" diye belirtti. 

'ADLİYE EVİMİZ OLDU'

"Hastanede gerçekleştirilen katliamıyla ilgili bir tutuklu bulunmamaktadır" diyerek devam eden Şenyaşar, resmi kurumların tüm kapılarının kendilerine kapatılmasından sonra Adalet Nöbeti’ne başladıklarını söyledi. Şenyaşar, "Adil bir yargılama olsaydı tutuklu kardeşim aramızda olurdu. Bu nöbete annemle beraber yemin ederek başladık, adalet sağlanıncaya kadar da ayrılmayacağız. Bu olay başımıza gelmeden önce hayatımızda adliyeye yolumuz düşmedi. Adliye şuanda evimiz olmuştur. Adalet sağlanıncaya kadar da nöbetten vazgeçmeyeceğiz" ifadelerini kullandı. 

‘SİVİL KONTROL MEKANİZMALARI OLUŞMALI’

Diyarbakır Barosu eski Başkanı avukat Mehmet Emin Aktar ise, cezasızlığa değindi. Cezasızlığın nedeninin yasalar değil uygulanmaması olduğunu belirten Aktar, şöyle devam etti: “Hepimiz hep ‘yasalar yetersiz, yargı işlenmiyor’ diyoruz. ‘Hakimler talimatlandırıldı bu yüzden cezasızlık var’ diyoruz. Cezasızlık sadece kanun ve yasa meselesi değildir. Zihniyet meselesidir. 90'larda bir polise demiştim; ‘Emniyet müdürü işkence yapanları sürün derse işkence olur mu?’ diye. Polis, ‘Biz keyif mi alıyoruz" diye yanıt verdi. İnsanoğlunu rencide etme amacıyla elektrik de verildi, tazyikli sular da verildi. Siz birine işkence yapmasını söylerseniz, ona güvence verirsiniz. Türkiye'deki cezasızlığın nedeni budur. Öyle olunca da mağdurlar suçlanıyor. Hakkında 13 dava açılan Emine Şenyaşar gibi. Tahir Elçi cinayetinde ulusal ve uluslararası mücadele sonucunda dava açıldı. Benzer şey burada da olacak. Urfa'da bunu büyütmediğiniz sürece Şenyaşar ailesinin başına gelenlerde de bir yargılama olmayacak. Güçlü bir tepki olmadığı müddetçe bir yargılama açılmayacak. Ülkedeki cezasızlık birçok uluslararası kurum tarafından dile getirilmeye başlandı. Türkiye'de cinayet suçtur. İşkence de yasada suçtur. Bu istenirse hepsi aydınlatılır, cezalandırma sağlanır. Cezasızlık için sivil kontrol mekanizmalarını oluşturmak gerekiyor.  Bu mekanizmalar olmadığı sürece eksik kalınır." 

ÖZGÜRLÜK VE GÜVENLİK HAKKI

Son olarak konuşan avukat Günal Kurşun ise, "Özgürlük ve güvenlik" hakkına ilişkin konuştu. Anayasa’da yer alan bu hak için salonda bulunanlara haklarını anlatan Kurşun, AİHM'in kararlarını örnek gösterdi. Gözaltına alınmalara ilişkin de avukatları bilgilendiren Kurşun, gözaltı merkezlerindeki kayıt defterine kişinin gözaltına alınıp alınmadığına bakılmasının önemine değindi.

Sempozyum, katılımcılara plaketlerin verilmesinin ardından son buldu. 

Mezopotamya Ajansı (MA)

Güncelleme Tarihi: 06 Şubat 2022, 15:33
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER