CHP ‘helalleşme’ye kendi tarihiyle başlayabilecek mi?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme” çağrısı olumlu olumsuz tepki toplarken, toplumsal barış için parti tarihinde işlenen insanlık suçları ve antidemokratik uygulamalarına dair de yüzleşme ve özür beklentisini yeniden yarattı.

CHP ‘helalleşme’ye kendi tarihiyle başlayabilecek mi?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme” açıklaması olumlu olumsuz tepki topladı. Kılıçdaroğlu, dün yaptığı grup toplantısında helalleşeceği kesimleri “Varlık Vergisi, Roboski, Sivas, Soma…” diyerek etnik, inanç ve sınıfsal baskılara uğrayanları işaret etmesi dikkati çekti. Çağırının ardından yürütülen tartışmalarda, Kılıçdaroğlu’nun “CHP’nin yaptıklarına dair bir özeleştiri değil, iktidarı hedefleyen bir siyasetçi olarak devlet adına helalleşme” çağrısı yaptığı belirtiliyor. Ancak birçok kesim, tek partili dönemde CHP’nin de bizzat sorumlu olduğu insanlık suçları, katliam ve antidemokratik uygulamalar için de yüzleşme ve özür talebinde bulundu. Talebi dile getirenler, toplumsal barışın ancak böyle bir adımla sağlanacağini dile getiriyor. 

CHP’den özür ve yüzleşme beklenen tarihten bazı kesitler şöyle: 

MUSTAFA SUPHİ VE ARKADAŞLARI KATLEDİLDİ

Türkiye Komünist Partisi (TKP) kurucusu ve başkanı Mustafa Suphi ile 14 yoldaşının 28 Ocak 1921’de Trabzon açıklarında boğularak öldürülmesinden kısa süre sonra ilan edilecek olan cumhuriyetin en ağır suçlarından biri olarak kayıtlara geçti. Anadolu’daki komünist hareketin lideri olarak görülen Suphi, partinin aldığı karar doğrultusunda Anadolu’ya geçme ve Türkiye’deki komünist harekete yön verme kararıyla bulunduğu Sovyetlerden Türkiye’ye geri döndü. 1921 yılının Ocak ayında Ankara’ya doğru yola çıkan Suphi ve arkadaşlarına Meclis ve Doğu Cephesi Komutanlığı kendilerine koruma vermeyerek, Kars ve Erzurum’da linç girişimlerine uğramalarına ilgisiz kaldı. 1921 yılının 28 Ocak gecesi ise 14 yoldaşıyla birlikte Trabzon’dan Sovyetlere geri gönderilmek için bindirildikleri teknede Kayıkçılar kahyası Yahya Kahya tarafından katledildi. Suphi ve arkadaşlarının Karadeniz’de katledildiği 28 Ocak 1921’den altı gün önce Meclis’te yapılan gizli oturum zabıtları, kararın Ankara ve Erzurum hattında alındığını ve ilgili emir gereği İttihatçı çetenin görevlendirildiğini ortaya koyuyor. Dönemin Meclis Başkanı Mustafa Kemal, Suphileri 10 Eylül 1920 Ankara’ya davet etmiş, Türkiye Komünist Fıkrası’nın kurulmasına onay vermiş ancak Suphilere Meclis koruma vermemişti.

KOÇGİRİ KATLİAMI

Merkezi siyasal yapının Koçgiri'ye askeri birliklerle girerek egemenlik kurmaya çalışmasını kabul etmeyen Koçgirili Mısto'ya bağlı birlikler Temmuz 1920'de direniş başlattı. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü, direnişçilerle görüşme amacıyla Koçgiri'ye bir “Nasihat Heyeti” gönderdi. Aralık 1920'de direniş önderlerinden Nuri Derismi tutuklandı. Direnişi bastırmak üzere Meclis’in talimatıyla 2’nci bir ekip olarak Nurettin Paşa görevlendirildi. Ayrıca bir çete reisi aynı zamanda Kürt ve Alevi düşmanı olan Laz Osman (Topal Osman) da çetesiyle birlikte Sivas’a gönderildi. Hak talebiyle Direniş başlatan Koçgiri’ye bağlı onlarca köy yağmalanarak yakıldı binlerce insan öldürüldü.

ZİLAN KATLİAMI

Cumhuriyetin erken katliamlarından biri de Van’ın Erciş ilçesinde, Zilan Deresi’nde yaşandı. Katliamda iki kolordu ve 80 uçaktan oluşan hava gücü kullandı. Cumhuriyet Gazetesi, 16 Temmuz 1930 tarihinde Zilan Katliamı için, “Ağrı Dağı tepelerinde tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı Dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türk’ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Zilan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur” sözlerini yazdı.  İnsanlığın en ağır suçlarından birinin işlendiği o süreçte köyler yakıldı, insanlar evlerini terk etti, zorla topraklarından sürüldü. Kürtlere yönelik Zilan’da katliam yapılırken, CHP’nin tek parti döneminde, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, Başbakan ise İsmet İnönü’ydü. 31 Ağustos 1930 tarihli Milliyet gazetesinde İnönü'nün şu demeci yayınlanmıştı: "Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur. Aslı astarı olmayan propagandalara kanmış, aldanmış, neticede yollarını şaşırmış Doğu Türkleridir."

DERSİM KATLİAMI

Dersim’de 4 Mayıs 1937 yılında, resmi açıklamalara göre 16 bin, Dersim halkının anlatımlarına ve tanıklara göre 70 bin insan, çoğu yaşlı, kadın ve çocuk olmak üzere köylerde, mağaralarda, dere kenarlarında, bombalanarak, kurşuna dizilerek, yakılarak, kimyasal gaz kullanılarak, uçurumlardan atılarak öldürüldü. Dersim Tertelesi arifesinde dönemin Başbakanı İsmet İnönü, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal tarafından 19 Eylül 1937‘de görevinden alındı. Yerine Ekonomi Bakanı Bulgar göçmeni Celal Bayar getirildi. Görev değişikliğinin yapıldığı gece İnönü, Dersim’de katliam başlatmış, Seyid Rıza ve arkadaşlarına tuzak kurarak yakalatmıştı. Seyid Rıza ve arkadaşları yakalandıktan sonra, İnönü’nün Dersimle ilgili son açıklamasında, “Dersim meselesini ortadan kaldırdık, son verdik; Dersim sorunundan kurtulduk, her türlü askeri hareketlerle temizledik” ifadelerini kullanmıştı.

VARLIK VERGİSİ

Dersim Katliamı’nın ardından hedefte Ermeniler ve Rumlar vardı. 2. Dünya Savaşı’nın ardından başlayan kıtlık ve pahalılığa çözümü CHP, Müslüman ve Türk olmayan yurttaşların mallarına yasa çıkartarak el koymakta buldu. 

Önce Milli Korunma Yasası çıkarıldı, ardından ise Varlık Vergisi Kanunu yürürlüğe girdi. 11 Kasım 1942’de kabul edilen Varlık Vergisi, CHP’nin siyasetçileri ve bürokratları tarafından bir ayrıştırma aracı olarak kullanıldı, listeler eşliğinde tahsilatlar yapılmaya başlandı. Vergiler yüzünden insanlar evlerini, neredeyse tüm varlıklarını satmak zorunda kaldı, sürgüne gönderildi. 27 Ocak 1943’te Ermeni ve Rum halkından oluşan 32 kişi Aşkale’ye sürgün edildi. Şubat ve Eylül arasında bin 869 kişi istenen miktarını toparlayamadı ve polis evlerini bastı. Bu kişiler evlerinden alındı, Sirkeci’ye götürüldü. Kalan bin 229 kişiyse Aşkale ve Sivrihisar’daki çalışma kamplarına yollandı. Tüm bu süre zarfında kamplara gönderilen kişilerin toplamı 2 bin 57’yi buldu. Bu çalışma kamplarında ağır çalışma koşullarına dayanamayan 21 kişi yaşamını yitirdi.

ÜÇ FİDAN’IN İDAMINA CHP’LİLER ‘EVET’ DEDİ

12 Mart 1971'de üç kuvvet komutanı ve Genel Kurmay Başkanı'nın imzasıyla TRT haber bültenlerinden okunan hükümete yönelik darbe ile TSK, "Silahlı Kuvvetler İç Hizmet Talimatı"nın Anayasa'dan daha üstün bir belge olduğunu pratikte kanıtlayarak Süleyman Demirel'in Adalet Partisi (AP)

 iktidarını düşürdü. 12 Mart'tan sıkıyönetimin ilan edildi. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THK) liderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 6 Mayıs 1972'de idam edildi. Denizlerin idamına ilişkin o günkü Meclis tutanaklarında 450 üyeli Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oylamaya 323 milletvekilinin katıldığı ve 273’ü “evet” dedi. Buna göre CHP'den 30 “evet” çıktı, 52 CHP'li de oylamaya katılmadı. CHP Sözcüsü Faik Öztrak'ın babası eski İçişleri Bakanlarından Orhan Öztrak da “evet” diyenler arasında yer alması dönem dönem gündeme geliyor.

MARAŞ  KATLİAMI 

19 Aralık 1978’de Maraş’ta bulunan Çiçek Sineması’na, “Güneş Ne Zaman Doğacak” isimli filmin gösterimi sırasında kimliği belirsiz kişiler tarafından salona patlayıcı madde atılmasının ertesi günü Alevilerin yoğunlukla oturduğu Yörükselim Mahallesi’nde bir kıraathane bombalandı. 21 Aralık öğle saatleri Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu adlı iki sosyalist alevi öğretmen silahlı saldırı sonucu yaşamlarını yitirdi. Resmi kayıtlara göre en az 111 yurttaş, dönemin tanıklarına göre 500'e yakın insan öldürüldü. Binlerce kişi faşist çeteler ve dinci-gericiler tarafından yaralanmış, çocuklar katledildi. 

Maraş’ta katliamların yaşandığı dönemde CHP-Milli Selamet Partisi (MSP) koalisyon iktidarı, Bülent Ecevit ise başbakandı. Olaydan sonra CHP'nin içişleri bakanı İrfan Özaydınlı yaptığı açıklamada olayların sebebinin sol örgütler olduğuna yönelik açıklamalarda bulundu. 

Faşist çeteler eliyle gerçekleştirilen Maraş Katliamı’nın 42’nci yıl dönümü olan 19 Aralık 2020 tarihinde ise CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’ndan oluşan heyet, MHP’nin kurucu genel başkanı Alparslan Türkeş’in eşi Seval Türkeş’i ziyaret etmesi, Alevi toplumunun büyük tepkisine neden olmuştu.

ÇORUM KATLİAMI 

Maraş Katliamının ardından CHP-Bağımsızlar-DP koalisyonunu iktidarında, 1980 Mayıs-Temmuz aylarında Çorum’da da faşist-gerici çeteler Alevileri hedef aldı. 12 Eylül 1980 darbesinden 4 ay önce 27 Mayıs’ta MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak’ın Ankara’da öldürülmesinin ardından ülkücü çeteler Türkiye’nin birçok şehrinde provokasyona girişti. Çorum’da faşist çeteler, kentin en işlek caddesinde silah ve sopalarla saldırıya hazırlandı. Sol hareketler ve Alevi halkı yeni bir Maraş Katliamı’na izin vermemek için bir araya geldi. Çıkan çatışmalardan sonra valilik, sokağa çıkma yasağı ilan etti ve askerlere barikatların kaldırılması talimatını verdi. Devrimciler barikatları kaldırmamakta kararını sürdürdü. 30 Mayıs’tan itibaren CHP’li vekillerin araya girmesiyle birkaç gün içinde, “can güvenliği garanti edilerek” barikatlar kaldırtıldı. Barikatlar kalkar kalkmaz, polis ve jandarma tarafından binlerce kişi gözaltına alındı, solcu, şehrin giriş-çıkışları, faşist ülkücü gruplar tarafından kontrol noktalarıyla denetlendi. 1 Temmuz ile birlikte, şehir merkezinde çatışmalar başladı, 3 Temmuz’da sokağa çıkma yasağı ilan eden koalisyon hükümeti, bir gün içinde yasağı kaldırdı. CHP’nin ısrarıyla kaldırılan barikatların ardından, katledilen 65 kişi, yaralanan, işkenceye, saldırıya uğrayan yüzlerce kişi, talan edilen yüzlerce ev ve iş yeri kaldı.

SİVAS KATLİAMI

DYP ve çoğunluğu CHP’nin eski kadrosundan oluşan SHP koalisyonunun iktidarda olduğu 1993 yılı da bir başka katliam ile tarihte yerini aldı. 2 Temmuz’da Sivas Madımak Oteli'nde çoğunluğu 33 yazar ve ozan ile iki otel çalışanı yakılarak öldürüldü. Faşistlerin saldırıları sonucunda aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin’in de bulunduğu 35 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Katliamın gerçekleştiği dönemde DYP ile kapatılan CHP’nin oylarını toplamak için kurulan SHP koalisyonu hükümetteydi. Katliamın gerçekleştiği sırada otelden aranan ve “bizi kurtarın” çağrısı yapılan dönemin SHP’li Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü halen, görevini yapmadığı konusunda eleştiriliyor.

CHP-DYP KOALİSYONUNDA GAZİ KATLİAMI

12 Mart 1995 akşamı İstanbul’un Gazi Mahallesinde kimliği belirsiz kişiler tarafından Alevilerin çoğunlukta olduğu dört kahvehaneye ve bir pastaneye saldırılması ile başlayıp 15 Mart gecesine kadar devam eden katliamda 22 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce insan yaralandı. Gazi Katliamı’nın yaşandığı 1995 yılında Deniz Baykal’ın başında olduğu CHP ile Doğru Yol Partisi (DYP) koalisyonu iktidarın başında yer alıyordu. Gazi Mahallesinde yaşanan katliamlar hala aydınlatılmadı.

FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER

90’lı yılların “düşük yoğunluklu savaş” konseptindeki yargısız infazlar, zorla kaybetmeler ve faili meçhul cinayetler CHP ve geleneği SHP’nin merkez sağ partilerle yaptığı koalisyon dönemlerdeki yaşandı. Koalisyon döneminde, 1990 ve 1996 yılları arasında OHAL yetkileri donatıldı ve valilerin, polislerin yetkileri arttırıldı. Özellik Kürt illerindeki çatışma, faili meçhul cinayetler, ev baskınları ile hafızalarda yerini alırken, milyonlarca kişiyi evinden eden köy boşaltmalar yaşandı. OHAL Valiliği’nin 1995 Temmuz ayında Meclis ilgili komisyonuna verdiği bilgiye göre yaklaşık 312 bin kişi zorla köyünden, mezrasından, evinden ve tarlasından ayrıldı. 3 bin köy ve mezra boşaltılmış ve köylerden kentlere göçen insan sayısı katlandı. Zorla kaybedildikten 58 gün sonra bulunan Hasan Ocak’ın ailesi, iktidarda olan CHP’nin İstanbul’da binasını işgal ederek, Hasan Ocak’ın fotoğrafını asması halen hafızalarda.

BAYKAL GERÇEĞİYLE HESAPLAŞMALI

2002 seçimlerinde AKP tek başına iktidar çoğunluğunu kazandığında, Erdoğan partinin Genel Başkanlığı’nı yürütüyordu. Ancak milletvekili olamadığı için, 2002’de AKP’den Başbakanlık görevini Abdullah Gül üstlendi. Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, “pazarlık yaparak Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekili olmasına izin verdiğine” yönelik iddialar gündemde yerini aldı. Erdoğan-Baykal’ın gündeme düşen kritik görüşmesi 22 Şubat 2003’te gerçekleşti. Görüşme sonrasında Erdoğan’ın milletvekilliği ve Başbakanlık yolu açıldığına yönelik tartışmalar ortaya çıktı. Baykal ile Erdoğan’ın bu gizli görüşmesi yıllar sonra, o dönemde vekil olan Zülfü Livaneli tarafından “CHP’nin Baykal gerçeğiyle hesaplaşması şart” olarak açıklandı. 7 Haziran 2015 Milletvekili Genel Seçimleri’nin ardından 3 gün boyunca Saraydan çıkmayan Erdoğan, Baykal ile görüşmesi ardından açıklama yapmıştı. İkilinin yaptığı görüşmeler ardından dönemin koalisyon kurulmadı. 1 Kasım 2015 erken seçimlerine gidildi ve AKP tek başına iktidar oldu. Demokrasi güçleri bu dönemi “siyasi darbe” olarak nitelendirdi.

HDP’LİLERİN  DOKUNULMAZLIKLARI KALDIRILDI

CHP, Meclis’te dokunulmazlığın kaldırılması ve HDP milletvekillerinin tutuklanmasına destek sağladı. 2016’da Meclis Genel Kurulu, fezlekesi olan milletvekillerinin  dokunulmazlıklarının kaldırılması için AKP’li milletvekillerinin sunduğu anayasa değişikliği teklifini 367’nin üstünde oyla yasalaştırdı. AKP ve MHP’nin oylarının toplamı 354’te kalıyordu ve teklifin 367’yi bulması için de mutlaka CHP’nin oylarına ihtiyaç vardı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz” diyerek, AKP’nin planına destek sundu.

MA / Berna Kişin

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER