İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde 25 yıldır tecrit koşullarında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile buradaki diğer isimler Ömer Hayri Konar, Veysi Aktaş ve Hamili Yıldırım’dan aile ve avukat görüşleri engellendiği için 36 aydır haber alınamıyor. AKP iktidarının Kürt meselesinde izlediği çözümsüzlük politikalarının başlıca göstergesi sayılan bu tecride karşı Kürt halkı ve dostları aylardır bir eylemsellik içerisinde. 

Aralarında uluslararası alanda ün yapmış bilim insanı, yazar, filozof, akademisyen, siyasetçi ve yönetmenlerin bulunduğu isimlerce başlatılan “Öcalan’a özgürlük, Kürt sorununa çözüm” kampanyası küresel çapta devam ederken, Türkiye’de de bir yanda cezaevlerinde süren açlık grevleri, diğer tarafta Adalet Nöbetleri ve Özgürlük Yürüyüşleri ile Öcalan’a özgürlük isteniyor. 

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Riha Şubesi Eşbaşkanı Avukat İbrahim Halil Öyke,  İmralı’da süren tecrit, Türkiye’nin bu konudaki politikası ve uluslararası kurumların yaklaşımını değerlendirdi.

‘TÜRKİYE SÖZLEŞMELERİ İHLAL EDİYOR’

Tutsakların aile ve avukat görüş hakkının Anayasa’da mutlak bir hak olarak yasal güvence altına alındığı gibi bu hakkın uluslararası sözleşmelerce korunduğunu vurgulayan ÖHD Şube Eşbaşkanı İbrahim Halil Öyke, ancak Türkiye’nin hem Anayasasını hem de bağlı bulunduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal ettiğini söyledi.

AİHM’İN ‘UMUT HAKKI’ KARARI

Bu şekilde İmralı’da uygulanan tecridin, dünyada eşi benzeri olmayan türde “kişiye özel” bir tecrit sistemi olduğunu söyleyen İbrahim Halil Öyke, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2014 yılında Öcalan’ın “umut hakkının ihlal edildiği” yönünde verdiği kararı hatırlattı. 

‘UYGUN YASAL DÜZENLEME YAPILMADI’

Öyke, “Avukat ve ailesi ile görüşme hakkının ihlal edilmesi ve cezaevinden tahliye olmayacağı şeklinde kişiye özel bir hukuk uygulandığından dolayı AİHM, umut hakkı ihlali kararı vermiştir. Bu karar Türkiye tarafından henüz uygulanmadı. Kararın uygulanması için Türkiye tarafından yasal düzenlemenin yapılması gerekiyor. Kararda kişiye özel bir infaz rejiminin esas alınmayacağı ve umut hakkının gözetilmesi gerektiği belirtilerek, yasal düzenlemenin bu çerçevede yapılması gerektiğine ilişkin hüküm var. Ancak bu zamana dek buna uygun bir yasal düzenleme yapılmadı” dedi.

Böylesi bir düzenleme yapılması halinde Öcalan için tahliye durumunun söz konusu olacağını belirten Öyke, “Çünkü Türkiye’nin infaz rejimine göre cezaevinde geçirmesi gereken süre doldu. Ancak hem tahliye edilmemesi hem de aile ve avukat görüş hakkının ihlal edilmesi, bunlar hepsi birden fazla suçu da teşkil etmekte. Bu tahliyenin sağlanmaması kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunu da beraberinde getirmekti. Yetkililerin çeşitli bahanelerle avukat görüş hakkı ve aile görüş hakkını engellemesi idarenin keyfi kararlarıdır. Açıkça görevi kötüye kullanma gibi suçlar ortaya çıkarmakta” ifadelerini kullandı

‘HAK İHLALLERİNİN ZEMİNİNİ HAZIRLIYOR’

Tecrit uygulaması ile birlikte toplumun her alanında hak ihlalleri meydana geldiğine işaret eden Öyke, şöyle devam etti: “Tecrit uygulaması toplumun her alanına sirayet etmiş durumda. Cezaevindeki idari ve gözlem kurullarının kararlarına baktığımızda, toplumdaki insanların düşüncesini açıkça belirtememesi durumlarına baktığımızda tecridin aslında hayatın bütün alanlarına sirayet ettiğini ve bunun artık bir devlet politikası haline geldiğini görürüz. Bu salt Sayın Öcalan üzerinde değil, Kurdistan ve Türkiye halkları üzerinde bu politika uygulanıyor. Kişilerin düşüncesini dile getirmesinde bir korku iklimi yaratılmış durumda. Sürekli bir baskı ortamı ortaya çıkarıyor. Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit ile kısıtlanan hakkının ihlal edilmesine karşı sorumlulara yaptırım yapılmaması başka hak ihlallerinin de zeminini hazırladı.”

‘CPT SİYASİ SAİKLERE GÖRE HAREKET EDİYOR’

Kobanê Davası: 13 tutsak siyasetçi duruşmaya katılmadı Kobanê Davası: 13 tutsak siyasetçi duruşmaya katılmadı

Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) ve diğer uluslararası kurumların sessizliğine de dikkati çeken Öyke, “CPT gibi hukuk kurumları siyasi koşullara göre hareket ettikleri için kendilerine verilen rol misyonu bağımsız ve tarafsız bir şekilde yerine getirmiyorlar. Hem Ortadoğu’daki savaş politikaları da göz önünde bulundurulduğunda uluslararası kurumların tecrit uygulamasıyla Türkiye’nin işlediği bu suça karşı bir yaptırım uygulaması tamamen siyasi saiklerden kaynaklanıyor. CPT gibi işkenceyi önleme kurumları tecridin hukuka aykırı olduğuna yönelik karar vermemesinin nedeni hukuki saiklere göre değil, siyasi saiklere göre hareket etmeleridir. CPT ülkelerin iç hukuklarına ve uluslararası sözleşmelere uygun hareket etmeleri, işkenceyi önlemeye yönelik kurulmuş uluslararası bir kurumdur. Ancak CPT’nin bu rol ve misyonunu yerine getirmediğini görmekteyiz. Hata en son raporunu dahi kamuoyu ile paylaşmadı. Bu açıdan baktığımızda da kendi rol ve misyonu yerine getirmemekte” şeklinde konuştu. 

AÇLIK GREVLERİ

Siyasi tutsakların PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü için başlattıkları açlık grevlerine değinen Öyke, “Cezaevlerinde keyfi uygulamalarla hukuk uygulanmadığından dolayı tutsaklar PKK Lideri Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğü ve Kürt sorunun demokratik bir şekilde çözülmesi için açlık grevi eylemi başlattılar. Tutsakların talepleri meşru taleplerdir. Demokratik bir toplumda da olması gereken haklardır. Ancak bu haklar uygulanmadığından tutsaklar açlık grevi eylemine girmek zorunda kaldılar. Bu taleplerin görmezden gelinmemesi gerekiyor. Gereğinin yapılması gerekiyor” ifadelerini kullandı. 

‘TÜM KESİMLER SES ÇIKARMALI’

İmralı Adasında oluşacak herhangi olumsuz bir durumdan Adalet Bakanlığı'nın sorumlu olacağının altını çizen Öyke, "Tecrit sisteminin hukuka aykırı olduğu noktasında tüm kesimlerin söz söylemesi gerekiyor. Hukuki olmayan bu duruma karşı kimsenin çekinmeden karşı çıkması gerekiyor. Bunun dile getirilmesi meşrudur, hukukidir. Tam tersi dile getirilmemesi hukuki değildir. Bu nedenle hukukçuların, baroların ve sivil toplum kuruluşlarının bu hukuksuzluğu dile getirmeleri gerekiyor. Adalet Bakanlığının da bu tecrit haline karşı adım atması gerekiyor. Oluşacak herhangi bir durumdan Adalet Bakanlığı sorumludur. İnsanlık onuruyla bağdaşmayan bu uygulamaya karşı herkesin elinden geleni yapması gerekiyor" dedi.

MA / Mahmut Altıntaş